BİR SÖMÜRGE VALİSİNİN BEKLENTİLERİ
Tom Barrack, 2025 yılının mayıs ayında Başkan Trump tarafından Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye Büyükelçiliğine atandı. Barrack aynı zamanda ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi oldu. Türkiye’de sömürge valisi olarak da tanımlanan Barrack bugüne kadar Ortadoğu Ülkelerini aşağılayan birçok açıklamalarda bulundu. Yapmış olduğu açıklamalar her ne kadar tepki çekmiş ise de Amerika Birleşik Devletleri’nin görevlendirdiği bir diplomat olmasından dolayı hiçbir ülke tarafından açıkça eleştirilemedi. O da Ortadoğu Ülkelerini aşağılamada herhangi bir sınır tanımadı.
Tom Barrack Ortadoğu Ülkelerini Aşağılıyor.
Tom Barrack’ın Ortadoğu ülkeleri ile ilgili son yapmış olduğu açıklamaları hatırlayalım.
Bu açıklamalar Ortadoğu ülkelerini küçümsemek ve bu ülkeler ile alay etmekten başka bir şey değildir. Ortadoğu ülkeleri bugüne kadar demokrasi ve mali yönden gelişememiş iseler bunun sorumlusu emperyalist ülkelerden başkası değildir. ABD bugüne kadar Ortadoğu Ülkelerinin zengin enerji kaynaklarına sahip olabilmek bu ülkeleri bilerek istikrarsızlaştırdı. Bu ülkelere siyasi baskı uyguladı. Ekonomik ambargoya tabi tuttu. Halen daha aynı yöntemi uygulamaya devam ediyor. Son olarak egemen bir devlet olan İran’ın petrolünü almak istiyor. Bu ülkenin uranyum zenginleştirmesini bırakmasını istiyor. Yine bu ülkeyi daha iyi sömürebilmek için sözde demokrasi vaadi ile rejimi değiştirmek istiyor. Egemen bir ülkeye böylesine bir baskı yapmak doğru değildir. Demokrasi ile yönetildiğini iddia eden bir ülke hiçbir neden yok iken başka bir ülkenin rejimini ve ekonomisini hedef almamalıdır.
Demokrasi İle Yönetilen Bir Ülke Monarşiyi Savunamaz.
Demokrasisi gelişmiş bir ülkenin temsilcisinin normal koşullarda monarşiyi savunması beklenemez. Monarşiyi esasen otoriter rejimler savunabilir. Monarşiyi ABD’nin bir diplomatı savunuyor ise bu tanımlamayı yapan ülkenin kendisinin demokrasi ile bir sorunu var demektir. Bir ihtimal daha var. O da egemen ülkeleri kontrol altına almak ve yeraltı zenginliklerini ele geçirmek için sömürülecek ülkelerin monarşi ile yönetilmesinin istenmesidir. Tom Barrack’ın Ortadoğu Ülkelerinin monarşi ile yönetilmesini istemesi bu kategoriye girmektedir.
Demokrasi ile yönetilen ülkeleri sömürmek monarşi ile yönetilen ülkelere göre daha zordur. Çünkü demokrasi ile yönetilen ülkelerde karar tek liderde değil meclistedir. Kararlar meclisin çoğunluğuna göre alınır. Bu sebeple demokrasi ile yönetilen ülkeleri sömürebilmek için öncelikle ülkenin rejimini değiştirmek gerekir. Barrack esasen tam da bunu ifade ediyor.
ABD Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra dünyada tek güç olarak kalmıştı. Daha evvel istediği ülkeye istediği zaman saldıramaz iken Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra önünde hiçbir engel kalmadı. Enerji kaynaklarına sahip olan ülkeleri kimi zaman tehdit ile, kimi zaman da saldırarak ele geçirdi. Bu durumun yakın örnekleri Irak’ta, Libya’da, Suriye’de görüldü. Bugün de İran’ı da tehdit ederek saldırganlığına devam ediyor.
ABD’ye karşı kapılarınızı sonuna kadar açarsanız sizden iyi ülke yoktur. Hangi rejim ile yönetilirseniz yönetilin hiç fark etmez. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Ülkeleri, Kuveyt ve Katar öteden beri ABD’ye kapılarını sonuna kadar açan ülkeler olduğu için bu ülkeler dost ülkelerdir. İran bugüne kadar kendi kaynaklarını ABD’ye peş keş çekmediği için rejimi değiştirilecek bir ülke konumundadır. İran mevcut enerji kaynaklarını ABD ile paylaşmış olsaydı Suudi Arabistan’ın Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Katar’ın ve Kuveyt’in rejimi ile kimsenin sorunu olmadığı gibi İran’ın molla rejimi ile de kimsenin sorunu olmayacaktı.
Venezuela öteden beri ABD’nin düşmanıydı. Trump uzunca bir süre bu ülkenin devlet başkanını petrolünü ABD’ye vermesi için tehdit etti. Maduro geri adım atmayınca tamamen korsanca 3 Ocak 2026 tarihinde kaçırdı. Maduro’yu sokaklarda açık araç ile dolaştırdı. Trump’ın Maduro’yu kaçırması ve sokaklarda açık araç ile dolaştırmasının tek sebebi tehdit ettiği diğer ülkelere göz dağı vermekti. Böylelikle İran’a göz dağı vermiş oldu. İran’ın petrolünü almak istiyordu ve aynı zamanda bu ülkenin uranyum zenginleştirmesini iptal etmesini istiyordu. İsrail’in güvenliği açısından da İran’ın rejiminin değiştirmek ve bu ülkeyi istikrarsızlaştırmak istiyordu. İran’ı Irak, Libya ve Suriye gibi ele geçirirse hem kendi petrol ihtiyacını gidermiş olacak hem de İsrail açısından tehdit olarak algılanan bir ülkeyi daha bertaraf etmiş olacaktı. Ancak Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak da var.
Tom Barrack Türkiye Cumhuriyeti’ni de Hedef Alıyor.
Tom Barrack Anadolu Ajansı’na verdiği bir demeçte de şöyle dedi.
Barrack’ın ifade ettiği bu cümle Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef almaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı İmparatorluğu son dönemlerde emperyalist ülkeler tarafından parçalanmak üzere hedef alınan bir ülkeydi. İmparatorluğun her ne kadar meclisi olsa da tek karar verici kişi Padişahtı. Dolayısıyla Padişah esir alındığında koskoca ülke de esir alınmış oluyordu. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu savurganlık yüzünden alınan dış borçları ödeyemez hale gelmişti. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu ümmet sistemi ile yönetiliyordu ve sistem dini esaslara dayanıyordu. Dini esaslara dayanan bir sitemde ulus devletten söz edilemez. Dolayısıyla ümmet sistemi tek bir karar vericiye dayanır. Tek karar vericiyi ele geçirdiğiniz zaman ülkeyi ele geçirmiş olursunuz. Tom Barrack bu sebeple Türkiye’nin ulus devlet sistemi yerine ümmet sistemi ile yönetilmesini istiyor. Ümmet sistemini millet sistemi olarak dillendirerek bir nebze de olsa olası eleştirileri hafifletmeyi tercih ediyor. Tam olarak neyi kastettiğini anlamak için alim olmaya da gerek yok. Her şeyi açık ve seçik ifade ediyor.
Osmanlı İmparatorluğu işgal edildikten sonra Kurtuluş Savaşları kazanılmamış olsaydı ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmamış olsaydı Türk Milleti Anadolu’ya hapsedilen bir ulus olarak kalacaktı. Koskoca bir ülke parçalanmış olacaktı. İmparatorluk Yunanlılar, İtalyanlar, Fransızlar ve İngilizler arasında paylaşılmış olacaktı. Böylelikle koskoca bir devlet tarihten silinmiş olacaktı. Tom Barrack’ın da istediği aslında buydu. Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasıydı ancak Mustafa Kemal Atatürk sahneye çıkmış ve ülkenin parçalanmasını önlemişti. Düşmanları denize dökmüştü. Lozan Barış Konferansı ile de bu zaferi perçinlemişti.
Türkiye Cumhuriyeti eğer kurulmamış olsaydı bugün Tom Barrack’a da iş düşmeyecekti. Ancak Türkiye Cumhuriyeti küllerinden yeni bir devlet olunca yeniden parçalayabilmek için mücadele etmek gerekti. Bu sebeple Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalamak için emperyalist ülkeler yıllardır çaba sarf ediyorlar. Sahnede dün başkaları vardı, bugün ise Tom Barrack var. Türkiye Cumhuriyeti’ni yakın bir dönemde parçalayamazlar ise sahnede yarından sonra başkaları olacak. Tom Barrack bu sebeple Türkiye Cumhuriyeti’nin kolay parçalanması için millet sistemi adı altında ümmet sitemini öneriyor. Bu sebeple çırpınıyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nde kanunlar Türkiye Büyük Millet Meclisi yerine tek karar verici ile yasalaşıyor olsaydı Barrack’ın dile getirdiği beklentiler oluşabilirdi. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nde yasalar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi feshi edilmediği sürece Türkiye Cumhuriyeti ulus devlet olarak ayakta kalacaktır. Türkiye Cumhuriyeti açısından her şey Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bağlıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi varsa Türkiye Cumhuriyeti de vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi esasen ulus devletin teminatıdır.
İran Türkiye’nin Sarı Öküzüdür.
Tom Barrack’ın hedefindeki diğer bir devlet ise İran İslam Cumhuriyeti’dir. Hatta İran Türkiye’den önce halledilmesi gereken en önemli bir ülkedir. İran işgal edilirse sıra Türkiye’ye gelecektir. Bu sebeple İran Türkiye’nin Sarı Öküzüdür.
İran’ın ABD ve İsrail saldırılarına karşı rejimin çökmemesinin nedenleri arasında İran halkının düşmanlara karşı birbirlerine kenetlenme refleksi vardır. İran’da ABD İsrail saldırıları öncesinde uzun süren protesto gösterileri olmuştu. Bu protestolar esasen haklı gösterilerdi. Mahsa Amini protestoları başörtüsüne karşı yapılan protestoydu. Halk uzun süre Mahsa Amini’ye sahip çıkmak için meydanlara çıktı. Son protestolarda ise İran parasının ABD doları karşısında değer kaybetmesi sonucu halkın alım gücü büyük ölçüde düşmüştü. Halk bu sebeple de meydanlara çıktı. Bu protestolar barışçıl çabalarla sona erdirilebilirdi. Ancak İran yönetimi protestoları güç kullanarak bastırdı. Bu tarz doğru bir yöntem değildi, ancak İran halkı protesto gösterilerinin güçle bastırılmasına rağmen ABD ile İsrail’in saldırıları karşısında düşman tarafında yer almadılar. Bu önemli bir olgudur. Dış saldırılara karşı kenetlenen bir halkın rejimin çökertmek mümkün değildir.
Şurası bir gerçek ki, Türkiye ve İran bir Irak, Libya ve Suriye değildir. 29.04.2026

