Academıa

TRUMP’IN ABD’Yİ YENİDEN BÜYÜK YAPMA HAYALİ

Donald Trump 2016 ve 2024 yıllarındaki başkanlık kampanyalarında ‘’Amerika’yı Yeniden Büyük Yap’’ sloganını kullanmıştı. Bu sloganın Trump’a seçim kazanmasında bir katkı sağlamış olabileceği son derece muhtemeldir. Ülkesinin büyük olmasını hangi bir vatandaş istemez ki? Ancak asıl mesele görev sürecinde verilen sözün yerine getirilip getirilmeyeceğidir.

Bir ülkenin büyük olmasını esasen ikiye ayırmak gerekiyor. Birincisi ülkenin kendi kendine yetmesi daha açıkçası ekonomik düzenin sağlam olması ve buna bağlı olarak geçim şartları, demokrasi, insan hak ve özgürlükleri ve adaletin sağlanmış olması gerekir. Diğer yandan din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin bu kriterler sağlanmış ise o ülke büyük demektir. Yoksa demokrasi, insan hak ve özgürlükleri, adalet belirli zümrelere tanınmış ve geri kalanlar açıkta kalmış ise o ülke büyük değildir. Hele hele vatandaşların büyük bir bölümü gelir adaletsizliğinin altında eziliyorlarsa o ülkeye büyük ülke denilemez. Çünkü büyük ülke kavramı vatandaşlarının memnuniyetine dayanır. Vatandaşlar yaşadığı ülkelerinde memnun değillerse, kendilerini güvende hissetmiyorlarsa siz ne kadar büyük ülke kavramını kullanırsanız kullanın sonuçta büyük ülke olmazsınız.

Trump’ın Göçmen politikası
Donald Trump ‘’Amerika’yı Yeniden Büyük Yap’’ sloganı ile kazandığı seçim sonrasında göçmenler aleyhine birçok adımlar attı. Göçmenler adeta ikinci sınıf vatandaş muamelesine tabi tutuldu. Bu süreçte birçok göçmen vatandaş sınır dışı edildi. Trump yönetimi ayrıca göçmenlerin ülkeyi terk etmeleri için sistematik baskı uyguladı. Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimleri büyük metropol alanlarında bile göçmenlere baskı politikası uyguladı. Hatta sokak ortasında göçmenleri kovaladılar. Bu kovalamacalar neticesinde bazı göçmenler terörist muamelesi uygulanarak öldürüldüler. Bu cümleler kulağa hiç hoş gelmiyor ama bu olaylar yaşandı.

Şurası bir gerçek ki, hiçbir bir vatandaş durduk yerde göçmen olmak istemez. Durduk yerde vatanını, yurdunu terk etmek istemez. Ancak ülkede yaşam şartları geçinmeye elvermiyorsa veya olası bir savaşta yaşamı kaybetme riski varsa göçmenlik ister istemez gündeme gelir. Sonuçta en yakın hangi ülke güvenli liman görünüyorsa o ülkeye öncelikle yasal yönden, olmuyorsa gayri yasal yönlerden göç etmeye çalışılır. Bu girişim insanoğlunun yaşamla savaş mücadelesidir. Hayatta kalma mücadelesidir. Bugüne değin bu yolda birçok vatandaş bu amaca ulaşamadan yaşamını yolda kaybetti. Amacına ulaşabilenler ise ayakta kalabilmenin mücadelesini veriyorlar. Çünkü ABD ve diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi göçmen karşıtı politikalar göçmen vatandaşların zor durumda kalmalarına neden oluyor.

Göçmenleri tehdit olarak gören ülkelerin başında ABD, İngiltere, Almanya ve İtalya gibi ülkeler var. Söz konusu bu ülkeler esasen egemen devletlerin enerji kaynaklarını sömürmek için söz konusu bu ülkeleri iç karışıklığa sevk etmemiş olsaydılar bu denli göçmen krizleri yaşanmazdı. Ancak vahşi emperyalizm insan haklarını tanımıyor. Bu ülkeler bugüne kadar söz de insan hakları savunuculuğu adı altında enerji kaynaklarına sahip olan ülkeleri istikrarsızlaştırmak için ellerinden geleni yaptılar ve halen yapmaya devam ediyorlar. Eğer istedikleri enerji kaynaklarını normal yönden alamıyorlarsa baskı, yıldırma politikalarına başvuruyorlar. Bu politika da sonuç vermez ise tamamen ülke geleneklerine aykırı bir şekilde devlet başkanlarını kaçırıyorlar. Bu durumun en son örneği ise Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırmasıdır.

ABD NATO’yu Rusya’nın SSCB’ye Dönüşmesini Engellemek İçin Dağıtmadı
Ülkeyi büyük yapmanın ikinci şıkkı ise siyasi ve ekonomik politikalarla dünyaya egemen olabilmektir. ABD Sovyetler Birliği’ni dağıttıktan sonra dünyaya egemen bir ülke olmuştu ancak Sovyetler Birliği’nin ve Varşova Paktı’nın dağılmasına rağmen NATO’yu feshetmediği gibi üye sayısını da arttırdı. Özellikle eski Sovyet ülkelerini NATO’ya alarak Rusya Federasyonu’nu kuşatma altına aldı. Amerika Birleşik Devletleri bu stratejisi Rusya Federasyonu’nun siyasi yönden Sovyetler Birliği’nin yerini almasını önlemeye yönelikti. Çünkü o dönemlerde Amerika Birleşik Devletleri’ne Sovyetler Birliği’nden başka rakip olacak bir devlet yoktu. Rusya Federasyonu tekrar Sovyetler Birliği’nin misyonunu devralırsa yine tek rakip Rusya Federasyonu olurdu. Diğer yandan eski Varşova Paktı ülkeleri yeniden Rusya Federasyonu’nun etkisi altına girebilirdi. ABD bu sebeplerle NATO’yu dağıtmadığı gibi eski Varşova Paktı ülkelerini de NATO’ya dahil etti.

Varşova Paktı ülkelerinin NATO’ya üye olmaları ve Rusya Federasyonu’nun kuşatılmış olması esasen Amerika Birleşik Devletleri’ni yeniden büyük olmasını sağlamaz. Çünkü günümüzdeki Rusya Federasyonu eski Rusya değil. Günden güne gelişen ve Avrupa ülkelerini geride bırakan bir Rusya var. Ve bu Rusya Avrupalı ülkelerin Ukrayna savaşından dolayı her ne kadar yaptırım uygulamış olsalar da dolaylı yönlerden enerji ihracı ile gücünü koruyor. Esasen Avrupalı ülkeler Rusya’dan daha ekonomik doğalgaz, petrol ve kömür alıyorlardı. Ancak Rusya’ya yaptırım uygulamaya başladıklarından bu yana doğalgaz ve petrolü Norveç, ABD, Kazakistan ve Azerbaycan’dan almaya başladılar. Avrupalı ülkelerin enerji kaynaklarını Rusya Federasyonu’ndan almamaları ve bu ülkeye yaptırım uygulamalarının tek sebebi, Rusya – Ukrayna savaşını Ukrayna lehine sonuçlandırmaktı ancak Avrupalı ülkelerin bu stratejisi tutmadı. Dolayısıyla Donald Trump’ın Rusya’yı etkisizleştirmesi de olanaklı değil.

Büyük Olma Hayalinin Önünde Asıl Çin Var
Donald Trump’ın Amerika’yı yeniden büyük yapmak isterken tek rakibi Rusya Federasyonu da değil. Ekonomik anlamda Amerika’yı yakalamış bir Çin Halk Cumhuriyeti var. Ve bu Çin Halk Cumhuriyeti Amerika Birleşik Devletleri dış ticari açığı verirken dış ticaret fazlası veriyor. Çin 2025 yılı sonunda 734,9 milyar dolar ticaret fazlası verirken ABD’nin 2025 yılı sonu itibarıyla dış ticaret açığı 901,5 milyar dolar oldu. Bu rakamlar Amerika Birleşik Devletleri’ni yeniden büyük yapmaz. Ekonomi dış ticaret açığı veriyorsa ekonominiz tehlikede demektir. Dış ticaret açığı veren bir ülkenin siyasi varlığı da etkisiz kalır. Çünkü ekonomik yönden güçsüz iseniz siyasi yönden de güçsüzsünüz demektir.

Amerika’yı yeniden büyük yapmak için ekonomik yönden güçlenmenin yansıra müttefik ülkeler ile de iletişimi sürdürmek gerekir. Donald Trump’ın en büyük hatası Amerika’yı yeniden büyük yapmak isterken Amerika’nın zaten büyük ülke olduğu tezi ile hareket ediyor. Ancak Amerika bugün büyük değil. Amerika büyük olsaydı Trump Şi’ ile değil, Şi Trump ile görüşmek isterdi. Yine Amerika Birleşik Devletleri büyük olsaydı İran’a İsrail ile saldırırlarken NATO ve Avrupa Birliği ülkeleri ABD’nin yanında yer alırlardı. Ancak bugün NATO ve Avrupa Birliği ülkeleri İran’a yapılan saldırılara katılmadıkları gibi hava üstlerini de kullandırmıyorlar. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri bugün büyük değil ancak Trump’ın hedefe koyduğu gibi büyük olma hedefi var. Ancak bu hedefi başarıya ulaştırmak için büyükmüş gibi değil, büyük olmak için hareket etmek gerekir. Nihayetinde varlığınız ne ise gücünüz de odur.

Amerika Tek Başına Büyük olamaz
Amerika Birleşik Devletleri’ni yeniden büyük yapmanın koşulları arasında NATO ve Avrupa Birliği ülkelerini egemen bir devlet gibi görme zorunluluğu vardır. En başta Kanada’nın egemen bir devlet olduğunu kabul etmek ve bu ülkeyi ilhak etmekten vazgeçmesi gerekir. Diğer yandan da Danimarka’ya bağlı Grönland Adasının işgalinden vazgeçmesi gerekir. Çünkü bir taraftan Kanada’yı ABD’nin bir eyaleti gibi ve Grönland Adasını da ABD’ye bağlanmasını isterken diğer taraftan da NATO ve Avrupa Birliği ülkelerinden İran’a yapılan saldırılarda yardım isteyemez ve üslerini kullanamazsınız. Bu durumda ya Kanada’yı ve Grönland’ı ilhak etmek isterken İran’a karşı yapılan saldırılardan NATO ve Avrupa Birliği ülkelerinden yardım istemeyeceksiniz, ya da bu ülkelerden yardım talep edecekseniz Kanada ve Grönland Adasını ilhak etme fikrinden vaz geçeceksiniz. Çünkü ikisi bir arada olmaz. Bu durum aynı zamanda eşyanın tabiatına aykırıdır.

Büyük Olmak İçin Dış Ticaret Açığını Kapatmak Gerekir.
Amerika Birleşik Devletleri’ni büyük yapmak için öncelikle iç cepheyi ve ekonomiyi güçlendirmesi gerekir. Dış ticaret açığı veren bir ülkenin öncelikli görevi egemen devletlere saldırmak yerine ekonomiyi güçlendirmeye odaklanması gerekir. Amerika Birleşik Devletleri’nin önceliği uzun yıllardır ekonomiden çok ulusal güvenlik stratejileri ilgili oldu. Ulusal güvenlik elbette bir ülkenin olmazsa olmazıdır ancak ulusal güvenlik stratejisi adı altında dünyanın jandarmalığına soyunmak ülkenin ekonomisini büyük zarar verir. Nitekim, Trump’ın NATO ülkelerinden bu örgütün maliyetlerine katılmalarını istemesi ekonomisinin iyi olmadığının da bir itirafıdır. Ekonomik yönden güçlüyseniz dünyanın jandarmalığına soyunabilirsiniz ancak ekonominiz zorda ise bu jandarmalığı uzun süre sürdüremezsiniz. Arz ve talep neyse hakikat ne bir eksik ne de bir fazla odur.

Amerika Birleşik Devletleri yıllardır savunma harcamalarına aktardığı bütçeyi ekonomiye ayırmış olsaydı bugün Çin karşısında cari açık vermezdi. Esasen Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı’nın dağılmasından bu yana ABD’yi tehdit eden bir ülke yoktu. Rusya Federasyonu’nun tekrar Sovyetler Birliği’ni hayata geçirecek bir düşüncesi de yoktu. Eski Varşova Paktı ülkeleri NATO ülkesi olmasalardı Sovyetler Birliği yeniden kurulmayacaktı. Dolayısıyla bu yıllar ABD için kayıp yıllar oldu.

Rusya bugün Ukrayna’ya askerî harekât düzenlemiş ise esasen bunun sorumlusu da Amerika Birleşik Devletleri’nin ta kendisidir. Öteden beri Ukrayna’yı Rusya’ya karşı sürekli kışkırtma politikası güttü. Bu ülkeyi NATO’ya alma kozunu oynadı. Ancak öte yandan gizliliği kaldırılan belgelere göre Baker, Bush, Genscher, Kohl, Gates, Mitterrand, Thatcher, Hurd, Major ve Woerner Sovyetler Birliği’ne NATO’nun Baltık ülkelerini içine almayacaklarına dair güvence vermişlerdi. Ancak bu güvenceler Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra dikkate alınmadı. Çünkü artık Sovyetler Birliği diye bir devlet yoktu. Dolayısıyla verilen sözlerin geçerliliği de kalmamıştı. Diğer yandan Rusya’nın da ABD ile müzakere edecek gücü de yoktu.

Rusya NATO’nun Genişlemesini Önleyebilseydi ABD Hiç Büyük Olmayacaktı
Şurası bir gerçek ki, Rusya Federasyonu Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra dağılan ülkelerin NATO’ya katılmalarına baştan itiraz etmiş olsaydı bugün NATO eski Sovyet ülkelerini NATO’ya dahil edemezdi. Ancak Rusya o zamanlar güçsüzdü ve bu ülkelerin NATO’ya katılmalarına itiraz edemezdi. Dolayısıyla ABD bu ülkeleri adım adım NATO’ya dahil etti. Böylelikle her geçen gün Rusya’yı kuşatmaya çalıştı.

Rusya Devlet Başkanı Putin ancak 43. Münih Güvenlik Konferansında yapmış olduğu konuşmada tek kutuplu dünya düzenine itiraz edebildi. Rusya Devlet başkanı Vladimir Putin’in bu çıkışı yıllardır NATO’nun genişlemesine verdiği bir tepkiydi. Bu tepki aynı zamanda Ukrayna’nın NATO ülkesi olmasına izin vermeyeceğinin de bir işareteydi. Ancak dönemin ABD Başkanı Joe Biden bu uyarıyı dikkate almadı. Çünkü ABD’nin bu aşamadaki stratejisi Rusya’yı Ukrayna’ya askeri hareket yapmaya mecbur kılmaktı. Böylelikle Rusya Ukrayna’da oyalanırken Suriye ele geçirilecekti. ABD’nin Suriye planı o dönem gerçekleşmedi ama sonuçta Suriye Türkiye’nin de yardımıyla ele geçirildi.

ABD Ukrayna’yı Rusya’ya karşı kışkırtmamış olsaydı Rusya bu ülkeye karşı askeri harekatta bulunmayacaktı. Ancak ABD Suriye’yi alabilmek için Ukrayna’yı ateşe attı. Diğer yandan ABD’nin bu stratejide hesap edemediği bir gerçek ise Rusya’nın bu askeri hareket ile daha da güçlenme olasılığıydı. Rusya bu süreçte Avrupa Birliği ve ABD’nin yaptırımlarına rağmen ayakta kaldı ve konumunu daha da güçlendirdi. Diğer yandan ABD Ukrayna’ya yapmış olduğu silah yardımları ile savunma bütçesine daha fazla kaynak ayırmak zorunda kaldı. ABD’nin her dönem savunma bütçesine ayırdığı kaynak ekonomisinin güçlenmesine engel oldu. ABD bir yerde kendi etti, kendi buldu.

Çin ise 1990’lardan itibaren hızlı bir büyümeye başlamıştı. 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne üye oldu. Ülkelerin Çin mallarına uyguladıkları yüksek tarifeli gümrük vergilerini düşürmeleri bu ülkenin malları her ülkede alıcı bulmasına yol açtı. Bu arada ekonomik reformlar Çinlilerin gelir seviyesini yükseltti. Yükselen gelir seviyesi daha fazla işgücünün ekonomiye katılmasına katkı sağladı. Böylelikle Çin ekonomisi her geçen gün daha da büyüdü. Bu durum Çin’in süper bir güç olmasının yolunu açtı. Bu sebeple ABD’nin dış ticaret açığı artarken Çin’in dış ticaret fazlası her yıl arttı.

Trump NATO ve Avrupalı Birliği üyesi ülkeleri nezdinde sözü geçmeyen bir başkana dönüşmüştü. Trump’ın Şi ile yapmış olduğu görüşmeden de somut bir kazanım çıkmadığına göre ABD’nin artık sözü birkaç Arap ülkesi hariç hiçbir geçmez oldu. Böyle bir ortamda ABD’nin yeniden büyük olması hayalden başka bir şey değildir.

Sözün özü, bugüne kadar rakibinizin yükselişini engelleyememiş iseniz bundan böyle pazarı birlikte paylaşacaksınız demektir. Sonuçta hitap ettiğiniz pazar ne ise gücünüz de o demektir. 20.05.2026

https://www.academia.edu/167418945/TRUMPIN_ABDY%C4%B0_YEN%C4%B0DEN_B%C3%9CY%C3%9CK_YAPMA_HAYAL%C4%B0

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Menu Title