Makaleler

MUTLAK BUTLAN VE DAHA FAZLASI

Kemal Kılıçdaroğlu Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin verdiği karar ile Cumhuriyet Halk Partisi’ne tedbirli olarak genel başkan sıfatı ile geri döndü. Bu karar hiç kuşkusuz siyasi ve zorlama ile alınan bir karardı. Çünkü 38. Olağan Kurultay için zamanında herhangi bir itiraz yapılmamış ve Özgür Özel’e Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı sıfatı ile mazbata verilmişti. Kemal Kılıçdaroğlu ve taraftarları ileriki günlerde seçim sonucunu kabullenemeyince hukukun arkasından dolanarak zorlama ile mutlak butlan kararının çıkarılmasını sağladılar. Bu kararın arkasında hiç kuşkusuz siyasi iktidar da vardı. Siyasi iktidar seçim kazanmış bir genel başkan yerine bugüne kadar hiç seçim kazanmamış bir genel başkanı tercih etmesinden daha doğal bir şey olamazdı.

Peki, bundan sonra ne olacak? Kılıçdaroğlu olağan veya olağanüstü bir kurultaya gider mi? Bu soruların yanıtı ilerleyen süreç içinde kendiliğinden ortaya çıkacak. Ancak baştan peşin söyleyeyim, Kılıçdaroğlu genel seçimler öncesinde olağan veya olağanüstü bir kurultaya gitmez. Bunun üç sebebi var. Birincisi, genel seçimler öncesinde koltuğunu yine kaybeden bir genel başkan olmak istememesidir. İkinci neden, genel seçimlere kendi hazırladığı milletvekili listesi ile gitmek istemesidir. Üçüncü ve sonuncu neden ise AKP ile MHP’nin başlatmış olduğu ve buna DEM Parti’nin de eklendiği ‘’Terörsüz Türkiye’’ sürecinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin başında olmak istediğidir. Esasen Kılıçdaroğlu partiyi iktidara taşımak için değil hem kendine yakın partilileri tekrar milletvekili olmalarını sağlamak ve bu yolla ‘’Terörsüz Türkiye’’ sürecine katkı vermek için geri döndü. Bu durumun belirtileri ileriki günlerde ortaya çıkacaktır.

Kılıçdaroğlu Baykal İstifa Etmeseydi Partinin Başına Gelemezdi
Kemal Kılıçdaroğlu Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına hiçbir zaman normal yoldan gelmedi. Gidişi normal olmuştu ama gelişleri hep anormal yollardan oldu. Deniz Baykal 2010 yılında hakkında bir kaset görüntüleri ortaya çıkınca istifa etmek zorunda kalmıştı. Kılıçdaroğlu’nu bu süreçte küresel çevreler destekliyorlardı. Hatırlarsanız Kılıçdaroğlu bu süreçte düzenlemiş olduğu basın toplantılarında iktidar partisinin ileri gelenleri hakkında yolsuzluk iddialarını gündeme getiriyordu. Eski AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli, Dengir Mir Mehmet Fırat ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hedefinde bulunan partililerdi.

Kılıçdaroğlu Şaban Dişli’yi Silivri’de bir arsanın imar durumunu değiştirmek karşılığında 1 milyon dolarlık iş takibi ücreti istemekle suçladı. Daha sonra bu iddiasını dönemin Başbakanı Erdoğan’a yönelik soru önergesi ile meclise taşıdı. Şaban Dişli bu iddialar karşısında istifa etmek zorunda kaldı.

Kılıçdaroğlu 22.09.2008 tarihinde düzenlediği bir basın toplantısında AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat hakkında Menas adlı şirketin ürünlerini yurt dışına götüren TIR’da 89 kilogram eroin yakalandığını ve Menas adlı şirketin hayali ihracat yaptığını iddia etti. Kılıçdaroğlu 25.09.2008 tarihinde gazeteci Uğur Dündar tarafından sunulan tartışma programında Dengir Mir Mehmet Fırat ile programa çıktı. Tartışma programı televizyondan canlı olarak yayınlandı. Dengir Mir Mehmet Fırat daha sonra sağlık sorunlarını ileri sürerek 8.11.2008 tarihinde istifa etti.

Kılıçdaroğlu o dönemde Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde ön ödemeli doğalgaz sayaçlarının yüksek fiyata satın alındığını ve bunların maliyetinin de başkentlilere ödetildiğini iddia etti. Gökçek bu iddiaları çürütemedi.

Kemal Kılıçdaroğlu iktidar partililer hakkında yolsuzluk dosyalarını açıklarken Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekiliydi. Kılıçdaroğlu o zamanlarda çok popülerdi ve her geçen gün tanınırlığı daha da yükseliyordu. O zamanlarda Kılıçdaroğlu’nun bu bilgileri kimden aldığı veya bu bilgileri ona kimin verdiği hiç tartışılmadı. Esasen Şaban Dişli, Dengir Mir Mehmet Fırat ve Melih Gökçek sıradan partililer değildi. Dolayısıyla bu bilgiler iktidar partisinin içinden sızdırılmadıkça ortaya çıkarılamazdı. Şurası bir gerçek ki, Kılıçdaroğlu’na bir el yardım ediyordu. Onun parti içinde yükselmesini sağlıyordu. Burada merak edilecek ikinci konu ise bu elin partinin genel başkanı Deniz Baykal yerine neden Kılıçdaroğlu’na bilgi verdiğidir. Bu el normal koşullarda iktidar partisinin açıklarını vererek Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelmesini düşünmüş olsaydı bu bilgileri en baştan itibaren genel Başkan Deniz Baykal’a vermesi gerekirdi. Deniz Baykal’da bu bilgiler ışığında iktidar partisine yüklenerek istifaya zorlayabilirdi. Ancak gelişmeler bu yönde ilerlemiyordu. İktidar partisi içinde sızdırılan bilgiler doğrudan Kılıçdaroğlu’na gidiyordu. O da hazırlanan dosyaların görüntüsünü vererek genel başkana rağmen parti içinde kendi yükselişini sağlıyordu. Yani tabiri caiz ise kendine çalışıyordu.

Kılıçdaroğlu’nun Arkasında Küresel Güçler Var
Kemal Kılıçdaroğlu’nun arkasında bir güç olduğuna dair somut bir örnek de 2008 yılının Ekim ayında İsveç’te faaliyet gösteren ve ABD merkezli John Hopkins Üniversitesi ile iş birliği içinde bulunan Merkezi Asya ve Kafkaslar Enstitüsü İpekyolu Çalışmaları Programı adındaki kuruluşun ‘’Prospects for a torn’’ Turkey: A secular and unitary future adlı rapordur.

John Hopkins Üniversitesi’ne bağlı Orta Asya – Kafkasya Enstitüsü İpek Yolu Çalışmaları Programı araştırmacılarından Halil Karaveli ve Svante Cornell ülkemiz ile ilgili üç senaryo ortaya koyuyorlardı. Bu senaryolardan birincisinde Erdoğan’ın yükselişi ile Türk Ordusu’nun geri adım artacağı vurgulanıyor. Senaryonun ikincisinde ise Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki değişimden söz ediliyor. Üçüncü senaryo da ise Türk Ordusu’nun darbe yapacağı öngörülüyordu.

Birinci senaryoda şu bilgiler yer alıyordu.
‘’Cumhuriyet’in 100. yıldönümünü kutlayan Türkiye Atatürk’ün hedeflediğinden çok daha muhafazakâr bir ülkedir. Şeriat ile yönetilmez ancak İslami muhafazakârlık yerleşik baskın bir sosyal güce dönüşmüştür. 2011 seçimlerini yine AKP kazanır, CHP marjinalleşir. 2014’te halk arasında yapılan ilk cumhurbaşkanlığı seçimlerini Tayyip Erdoğan kazanarak cumhurbaşkanı olur. Erdoğan 2019’da yeniden cumhurbaşkanı seçilir. 2011’de Abdullah Gül Anayasa Mahkemesi’ne İslami yönlü yargıçlar atar, dönemin Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner, Atatürk’ün ilkelerine saygı gösterilmesine yönelik bir açıklama yayınlar ancak yabancı yatırımcıları korkutmaktan çekinen ve Washington’dan darbe için yeşil ışık alamayan ordu İslami muhafazakâr hükümetle eskisi gibi çalışmayı sürdürür. AKP Kürt meselesini kontrol altına alır.’’

İkinci senaryoda ise özetle şu bilgiler yer alıyordu.
‘’Türkiye muhafazakârlıkla laikliği uzlaştırır. AKP küresel ekonomik kriz ve parti içi yolsuzluklar nedeniyle darbe alır ve Erdoğan 2011 seçimlerini kaybeder. AKP’nin çöküşü İslami akımların yenilgisi anlamına gelmez. AKP içinden yeni bir lider yeni bir parti ile çıkarak hem İslami kesimin hem de laik çevrelerin desteğini alacak şekilde kendini orta sağa yerleştirir. DTP’nin kapanmasından sonra Güneydoğu’da milliyetçi Kürt bir parti kurulmasını önlemeye çalışan ordu bu yeni partiye üstü kapalı destek verir. CHP lideri Deniz Baykal istifa etmesi için ikna edilir ve CHP’nin başına Kemal Kılıçdaroğlu geçer. CHP Avrupa tarzı modern, sosyal demokrat merkezci bir parti olarak AB’nin de desteğini kazanır.’’

Üçüncü senaryoda da şu bilgiler yer alıyordu.
‘’İslami muhafazakârlık ve laiklik arasındaki gerginlik kontrol edilemez hale gelir. AKP laikliğin yeniden tanımlandığı ve dine çok daha geniş yer veren yeni bir anayasa hazırlar. Erdoğan ve Gül ordunun müdahalede bulunmayacağı yönünde yanlış hesaplama yapar. Ordu 2011’de AKP hükümetini devirir. Askeri yönetimin gelmesi İslami hareketin radikalleşmesine neden olur’’.

Raporda 3. Senaryo en düşük olasılık olarak gösteriliyor. Bu rapor ile ilgili geniş bilgiyi 2019 yılında yayınlanan ‘’Hedef Ülke Türkiye’ ’adlı kitabımdan okuyabilirsiniz.

SİLK ROAD Enstitüsü’nün Cumhuriyet Halk Partisi’nde öngördüğü değişiklik 10 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleşti. Deniz Baykal Ankara Milletvekili Nesrin Baytok ile ilgili görüntülerin 6 Mayıs gecesi internete sızınca istifa etmek zorunda kaldı. Aslında Baykal istifa sonrasında partililerin kendisini tekrar aday göstermesini bekliyordu, ancak en yakınında bulunan Önder Sav bu adımı atmadı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını destekledi. Çünkü Önder Sav bu süreçte Deniz Baykal ile sürtüşme halindeydi. Bunun sebebi ise partililerin güçlü genel sekreter olan Önder Sav’dan şikayetçi olduklarıydı.

Deniz Baykal bu sebeple Önder Sav’ın yetkilerini olası bir tüzük kurultayında kısıtlamayı düşünüyordu. Fakat Önder Sav kaset olayından dolayı istifa eden Baykal’ın tekrar geri dönmesinin önünü Kılıçdaroğlu’nun adaylığını destekleyerek kapatmıştı. Önder Sav bu hamle ile Deniz Baykal’dan intikamını almıştı ama hesap edemediği bir konu vardı. O da Kılıçdaroğlu’nun arkasında küresel çevrelerin olduğu ve bu çevrelerin Cumhuriyet Halk Partisi’ni ele geçirmek için fırsat kolladıklarıydı. Küresel çevreler nihayetinde Önder Sav’ın da yardımı ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına Kemal Kılıçdaroğlu’nu oturtarak partiyi ele geçirdiler. Partiyi ele geçirenler elbette Önder Sav’a minnet duygusu taşımayacaklardı. Kılıçdaroğlu nihayetinde Önder Sav’dan güçlü genel sekreterlik makamını alarak Nihat Matkap’a verdi. Böylece Deniz Baykal’dan sonra Önder Sav’da saf dışı kalmış oldu.

John Hopkins Üniversitesi’ne bağlı Orta Asya – Kafkasya Enstitüsü İpek Yolu Çalışmaları Programı araştırmacılarından Halil Karaveli ile Svante Cornell SİLK ROAD Enstitüsü için hazırlamış olduğu raporu incelediğimiz zaman Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili yapmış oldukları değerlendirmelerin öngörüden çok okyanus ötesinden alınmış kararların kamuoyuna deklare edilmiş olmasıdır. Yoksa bu iki araştırmacı yazar ellerinde herhangi bir veri olmadan bu denli senaryo yazamazlardı. ABD belli ki Baykal ile Büyük Ortadoğu Projesi’ni sürdüremeyeceğini tahmin ediyordu. Bunun üzerine ilk etapta Baykal’ın istifa etmesi öngörüldü. Bu öngörünün gerçekleşmemesi dahilinde de hazırlanan kaset skandalı ile istifa etmek zorunda kalacağı öngörülmüş. Halil Karaveli ile Svante Cornell bu planlar üzerine ‘’SİLK ROAD’’ raporunun Türkiye bölümünü hazırlamışlar.

Kılıçdaroğlu Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olduktan sonra Erdoğan’ın başlattığı Açılım Sürecini destekleyerek kendisine güvenenleri hayal kırıklığına uğratmadı. Esasen Kılıçdaroğlu bu görev için Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına oturtulmuştu. Şimdi ‘’Terörsüz Türkiye’’ süreci ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tekrar seçilmesi için tekrar geri geldi.
Kılıçdaroğlu Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı’na bu sefer Mutlak Butlan kararı ile geldi. Yoksa normal koşullarda tekrar Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına gelmesi mümkün değildi. Olağanüstü veya olağan kurultay da yapılsa seçim yenilgisinden sonra Cumhuriyet Halk Partililer onu genel başkanlığa taşımazlardı. Hele hele iktidar partisinin Mutlak Butlan kararı ile partinin başına getirmesinden sonra bu aşamada yapılacak olağan veya olağanüstü kurultaylarda başkan seçilmesi asla mümkün değildir.

Cumhur İttifakının Kılıçdaroğlu’na İhtiyacı Var
‘’ Terörsüz Türkiye’’ sürecinin esasen yeni dönemde Kılıçdaroğlu’na ihtiyacı yoktur. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi Özgür Özel’in genel başkanlığında ‘’Terörsüz Türkiye’’ için Mecliste kurulan komisyona üye vermişti. Komisyonda bulunan üyeler bugüne kadar süreci baltalayıcı herhangi bir girişimde de bulunmadılar. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidar ortağı Bahçeli’nin erken veya zamanında yapılacak seçimleri kazanmak için ortaya attıkları ‘’Terörsüz Türkiye’’ süreci öngörülen şekilde devam ediyor ancak Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı adayı olması halinde seçimi kazanmaları büyük bir olasılıkla mümkün görünmüyordu. Bu sebeple Ekrem İmamoğlu tutuklandı ve diploması iptal edildi. Keza Mansur Yavaş’ın aday olması halinde de hakkında zoraki dosyalar oluşturuluyor. Buna keza Kılıçdaroğlu’nun yeniden Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına geçmesiyle beraber Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı adayı olmaları da rafa kalkmış oldu.

Cumhuriyet Halk Partisi’ni yıpratmak için hemen hemen her gün kazanılmış olan belediyelere operasyonlar düzenleniyor. Gizli tanıklar ile belediye başkanlarına iftiralar atılıyor. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi’ni yıpratmak için yapılan operasyonların toplum karşısında bir karşılığı olmayınca son bir çare olarak partiyi ele geçirmek ve etkisiz hale dönüştürmek zorunda kaldılar.

Cumhur İttifakı esasen Kılıçdaroğlu’nu daha en baştan seçimi kaybetmesinden itibaren seçim kuruluna itiraz ederek koltuğu geri almaya çalışabilirdi. Ancak Kılıçdaroğlu gibi Cumhur ittifakı da seçimi Özgür Özel’in kazanacağını düşünemedi. Seçimi Özgür Özel kazanınca ilk etapta bu durumu kabullenmek zorunda kaldılar. Ancak Özgür Özel’in yaptığı mitinglere geniş katılımların olması ve seçimi kazanma ihtimali ortaya çıkınca karşı harekete geçmek zorunda olduklarını anladılar. Cumhur İttifakı sırf bu sebeple Kılıçdaroğlu’na ihtiyaç duydu.

Bu süreçte Kılıçdaroğlu’na yakın delegeler ve seçimi kaybeden eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfi Savaş aracılığı ile seçimi mahkemeler tarafından iptal edilmesi için büyük çaba gösterdiler. Normal şartlarda seçime karşı yapılacak itiraz süresi geçmişti. Buna rağmen Cumhur ittifakının da duruma müdahil olmasıyla birlikte Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nden yargının arkasından dolanarak ‘’ Mutlak Butlan’’ kararı çıkartılar.

Kılıçdaroğlu iktidar partisi sayesinde daha evvel kaybettiği koltuğu geri alarak bir yandan Cumhur İttifakının seçim kaybetme endişesini gidermiş oldu, diğer yandan da ‘’Terörsüz Türkiye’’ sürecinde DEM partisine en büyük desteği veren genel başkan olacak. Esasen Kılıçdaroğlu’nun tek amacı ‘’ Terörsüz Türkiye’’ sürecine hizmet etmekti. Bu sebeple Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tekrar seçilmesi için iddialı bir aday göstermeyecek ve Anayasanın değiştirilmesine destek verecektir. Ancak Kılıçdaroğlu’nun hesap etmediği bir konu var. O da AKP ve MHP’nin ‘’Terörsüz Türkiye’’ sürecinde samimi olmadıklarıdır. Cumhur İttifakının en büyük kozu da PKK’nın silah bırakmamasıdır.

Terörsüz Türkiye Süreci Cumhur İttifakı Açısından Anlamı Seçim Kazanma Sürecidir
Cumhurbaşkanı Erdoğan ilerleyen süreçte DEM Parti’nin ‘’Terörsüz Türkiye’’ süreci kapsamında TBMM’de adım atılması ile ilgili konuyu her dillendirdiğinde PKK’nın silah bırakmamasını bahane olarak öne sürecektir. Esasen Erdoğan hiçbir zaman istenileni tam olarak vermez. Çünkü her istenileni verirse daha sonra verecek bir şeyi kalmaz. Erdoğan bugüne kadar siyaseti hep böyle yürüttü. İstenileni her seferinde parça parça verdi veya verir gibi yaptı. Hiç zaman kapıyı tam olarak ne kapattı ne de tam olarak açtı. Böylelikle kendisine her defasında ihtiyaç duyulmasını sağladı. Yani ne onla olabiliyor ne de onsuz olabiliyor imajını verdi. Bu bir stratejidir. Siyasi partileri kendine bağlama stratejisidir. Umut bittiği anda yeni umut verilir. Bu dönemde umudu MHP veriyor. Süreç tıkandığı anda MHP devreye giriyor. DEM Parti’nin bile dile getiremediği konuları MHP dile getiriyor. DEM Parti’de sürecin en büyük destekçisinin MHP olduğuna inanıyor. Ancak kazın ayağı öyle değil.

Cumhur ittifakı açısından bu süreç bir tiyatrodur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seçtirmek için kurgulanan bir oyundur. Cumhurbaşkanı Erdoğan tekrar seçildiği zaman her iki partide kuruluş ayarlarına dönecektir. Bu durumu öngörmek için alim filan olmaya da gerek yok. Eğer her iki siyasi parti ‘’Terörsüz Türkiye’’ sürecinde samimi olmuş olsaydılar bu süreci oy kaygısı yaşamadıkları dönemde de sürdürürlerdi. Şurası bir gerçek ki, Cumhur İttifakı oy kaygısı yaşadığı sürece DEM partisinden çok süreç taraftarı, oy kaygısı yaşamadıkları süreçte de milliyetçi taraftarı olurlar. Devam eden bu süreçte tüm çabalara rağmen iktidar yolu göremezlerse milliyetçi oyların tepkisini çekmemek için süreci anında dondururlar.

Cumhur İttifakı şimdilik Cumhuriyet Halk Partisi’ni de ele geçirmenin keyfini çıkarıyor. Cumhuriyet Halk Partisi’ni bölünmenin eşiğine getirmenin keyfini çıkarıyor. Her şey yolunda giderse DEM Partisi’ne verilecek birkaç taviz ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tekrar aday olmasını sağlayacak yeni Anayasayı TBMM’de kabul ettirebilirler. DEM Parti, CHP, Saadet, Gelecek ve DEVA Partisi’nin oyları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da yeniden aday olmasını sağlayacak yeni Anayasanın TBMM’de kabul edilmesini sağlayabilir. Esasen ‘’Terörsüz Türkiye’’ süreci bu amaç için var. Her şey Cumhur İttifakının iktidarı içindir.

Ulusalcılar ve Milliyetçiler ‘’Terörsüz Türkiye’’ Sürecini Desteklemezler
‘’Terörsüz Türkiye’’ sürecini de kapsayan yeni Anayasa halkoylamasına giderse riskli olabilir. Çünkü MHP’nin seçmeni Bahçeli her ne kadar süreci desteklediğini beyan etse de ikna olmayabilir. Esasen bu çevreler öteden beri milliyetçi duygularla bugünlere geldiler. Bahçeli’nin bir anda ülkenin bölünmesini de gündeme getirecek Anayasa değişikliğine oy vermeyebilirler. Daha açıkçası MHP seçmeni ‘’Terörsüz Türkiye’’ sürecinde çantada keklik değildir. Bugüne kadar Bahçeli’nin arkasından gitmişlerse milliyetçi ruhlarından dolayıdır. Bahçeli daha düne kadar milliyetçi seçmenleri rahatsız edecek bir politika gütmemişti. Her zaman milliyetçi ruha sadık kalmıştı. Ancak Bahçeli’nin bugün ortaya koyduğu politika düne kadar savunduğu politika ile tamamen zıt yöndedir. Bu durum Anayasa değişikliği ile zamanında veya öncesinde yapılacak seçimde ortaya çıkacaktır. Olası bir seçimde MHP’nin oylarının İYİ Parti, Zafer Partisi ve Anahtar Parti’ye kayabilir. Ancak ‘’ Terörsüz Türkiye’’ süreci daha önce olduğu gibi yine dondurmaya bırakılırsa MHP kendine ait oyları koruyabilir.

‘’Terörsüz Türkiye’’ süreci milliyetçi ve ulusalcı kesimleri de aynı şekilde etkiliyor. Cumhuriyet Halk Partisi Kemalist bir parti olmasına rağmen partinin Kemalist çizgide milletvekili sayısı bugün maalesef yok denecek kadar azdır. Bu tablonun oluşmasında Kılıçdaroğlu’nun büyük bir etkisi vardır. Çünkü 2023 tarihinde milletvekili listelerini Kılıçdaroğlu’nun ekibi hazırladı. Esasen Kılıçdaroğlu Kemalistleri her seçim döneminde partiden dışladı. Şimdilerde kendisi hizipçiliğe izin vermeyeceğim diyor ama en büyük hizipçiliği kendisi yaptı. Esasen hizipçiliği Deniz Baykal’dan devralarak bugünlere taşıdı. Kılıçdaroğlu hizipçilik yapmamış olsaydı kaybetmiş olduğu seçimlere rağmen kendisini destekleyen bir partili dahi bulamazdı. Yine milletvekili adaylarını ön seçim ile belirlemiş olsaydı kaybettiği onca seçim yenilgisinden sonra yanında bir tane yandaş milletvekili bile bulamazdı.

‘’Terörsüz Türkiye’’ sürecinin de içinde bulunduğu yeni Anayasa halkoylamasına sunulursa Cumhuriyet Halk Partisi’nin Atatürkçü seçmenleri bu Anayasaya oy vermezler. Esasen milliyetçi kesimler de oy vermezler. Cumhur ittifakı salt bu durumdan dolayı yeni Anayasanın TBMM’de kabul edilmesine çalışacaktır.

Halk oylaması Yeni Anayasa Sürecinin Maliyetini Kaldıramayabilir
Yeni Anayasa sürecini ve seçimleri iki aşamada değerlendirmek gerekir. Birincisi yeni Anayasanın halk oylaması yerine TBMM’de kabul edilmesi Cumhur ittifakı açısından bir kazanım olacaktır. Yoksa halk oylaması demek seçim ekonomisi demektir. ABD / İsrail- İran savaşından dolayı akaryakıt zamları beraberinde iğneden ipliğe birçok ürünün fiyatının artmasına neden oldu. Diğer yandan muhalefeti etkisiz hale getirmek için yapılan operasyonlardan dolayı piyasaları dengede tutmak için merkez bankası döviz rezervlerinin yok yere kullanılması ülke ekonomisini çökertti. Ekonominin bu aşamada kısa zamanda düzlüğe çıkması zordur. Ülke bu aşamada seçim ekonomisini kaldıramayabilir. Cumhur ittifakı bu aşamada yeni Anayasanın hem seçmen karşısında karşılığını hem de ekonomik karşılığını bulamayabilir. Cumhur ittifakı yeni Anayasayı bu nedenle TBMM’de kabul edilmesine çalışacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin ele geçirilmesi de bu amaca hizmet etmektedir.

Yeni Anayasa sürecinden sonraki aşama ise milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri olacaktır. Yeni Anayasa süreci Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olmasının önünü açma açısından ne kadar önemli ise bu seçimlerin kazanılması da bir o kadar önemlidir. Esasen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aday olma garantisi olmadıktan sonra yeni Anayasanın da hiçbir anlamı olmayacaktır. Bu aşamada Atatürkçü, ulusalcı, milliyetçi oyların tepkisini çekmemek adına ‘’Terörsüz Türkiye’’ süreci dondurulmaya bırakılabilir. Esasen milletvekili seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimi ‘’Terörsüz Türkiye’’ süreci ile paralel yürütülürse AKP oy kaybedebilir. MHP baraj altında kalabilir. Bu sebeple Cumhur İttifakı yeni Anayasanın TBMM’de kabul edilmesine, seçimlere ise bu sürecin dondurulduğu bir ortamda gitmeye çalışacaktır. Esasen başka bir seçeneği de yoktur. Bu sebeple Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘’Terörsüz Türkiye’’ sürecini PKK’nın silah bırakmadığı bahanesi ile ağırdan almaya çalışacaktır. Esasen PKK’nın silah bırakmadığı bir ortanda sürecin devam etmesinin de bir anlamı yoktur.

Kılıçdaroğlu’nun Misyonu
Kılıçdaroğlu’na gelince, birinci görevinin Cumhuriyet Halk Partisi’ni iktidara taşımak yerine ‘’Terörsüz Türkiye’ ’sürecini nihayete erdirmek olduğunu daha evvel söylemiştim. Kılıçdaroğlu bu süreci DEM Partisi’nden daha fazla da sahiplenecektir. Önümüzdeki süreçte sürecin sahipliği konusunda Kılıçdaroğlu ile Bahçeli’yi yan yana görebiliriz. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun geçmişinde Tunceli olayları var. Daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyeti ile sorunu var.

Kılıçdaroğlu’nu araştırmadan, anlamadan onun hakkında bilgi sahibi olunamaz. Bugün Mutlak Butlan ile Cumhuriyet Halk Partisi’ni yeniden ele geçirmesi ile partililerin büyük çoğunluğu onun ne olduğunu daha yeni anladı. Mutlak Butlan olmasaydı Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni onu halen daha partisini iktidara taşımaya çalışan iyi niyetli bir genel başkan olarak bilecekti. Cumhuriyet Halk Partililer en azından geçmişte onun ABD’de sekiz saat nereye kaybolduğunu sorgulayabilselerdi daha önceden tanıyabileceklerdi. Esasen Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının partilisinden saklayacak herhangi bir gizli gündemi olmamalıdır. Eğer partisinden saklı bir gizli gündemi varsa emin olun ki o partilinin küresel çevrelerle irtibatı vardır. Küresel çevrelerle irtibatı olan bir genel başkan partisini iktidara getirse bile kendi halkı yerine küresel çevrelerin isteklerini yerine getirir.

Bugün Kılıçdaroğlu’na partiyi bölmemesi ve iktidar partisinin ekmeğine yağ sürmemesi adına birçok çağrı yapılıyor. Ona mektuplar yazılıyor. Şurası bir gerçek ki, Kılıçdaroğlu’na ne kadar çağrı yapılırsa yapılsın bildiğinden asla şaşmayacaktır. Geçmişte genel seçimleri kaybetmesine ve Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetmesine rağmen istifa etmemiş ve mecburi olarak olağan kurultayı toplamıştı. Seçim yenilgisini alacağını önceden öngörmüş olsaydı 38. Olağan Kurultayı da toplamazdı. Bu sebeple Parti Meclisi istifa etse de 37. Dönem Kurultay Delegeleri kurultay istese de yine kurultaya gitmez. Hele hele şimdi arkasına Cumhur ittifakını da almışken Anayasa değişikliği ve genel seçimler öncesinde ne olağan ne de olağanüstü kurultaya gider. Bu aşamada haklılığınızı duvarlara söyleseniz belki anlar ama Kılıçdaroğlu asla anlamaz. Ülke de hukuk olsaydı belki kurultaya gitmek zorunda kalırdı. Ancak şimdi arkasında Cumhur İttifakını da almışken kaybedeceği bir kurultaya gitmez. Mutlak butlan kararını Yargıtay aşamasını bahane ederek kurultayı toplamaz. Kılıçdaroğlu olası bir kurultayı kaybedeceğini bile bile seçime giderse bilin ki, mecbur kalmasından dolayı gidiyordur. Şurası bir gerçek ki, yargı bugüne kadar Cumhur İttifakına nasıl çalışmış ise bugünden sonra da Kılıçdaroğlu’na Cumhur İttifakının hizasından çıkana kadar da öyle çalışacaktır.

Sözün özü, Kılıçdaroğlu bundan böyle Özgür Özel ve ona yakın partililer üzerinde baskıyı artıracaktır. Özgür Özel ve milletvekillerini partiden ihraç etmeye çalışacaktır. Bu sebeple her an baskın bir seçime karşı hazırlıklı olunmalıdır. Ortada oynanan oyun bozulmalıdır. Esasen başka bir yol da yoktur. 17.06.2026

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Menu Title