Academıa

ÇANLAR ABD İÇİN ÇALIYOR

ABD ile İsrail’in İran’a karşı giriştiği savaşta İran’ın Hürmüz Boğazını kapatması ve ABD’nin de bölgeyi ablukaya almasıyla birlikte yeni bir aşamaya geçildi. Bu durum ister istemez İran’dan çıkan petrolü satın alan ülkeleri derinden etkiliyor. Artan akaryakıt fiyatları daha da artacak. Bu sebeple ABD’nin ablukayı kaldırması ve İran’ın da Hürmüz Boğazını tekrar açması gerekir.

İran’dan petrolü en fazla Çin alıyor. Çin başlı başına İran petrolünün %90,8’ini alıyor. İran’dan petrol alan diğer ülkeler ise Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Venezuela, Irak, Türkiye, Malezya, Umman, Lübnan ve Sri Lanka’dır. İran petrolünü Çin’in dışında alan ülkelerin payı her ne kadar düşük olsa da yine de önemli bir yer tutuyor. Bu sebeple Hürmüz Boğazı ne kadar kapalı kalırsa petrol fiyatları bir o kadar artar. Bu durumda başta Türkiye olmak üzere İran petrolüne ihtiyacı olan ülkeler büyük ölçüde etkilenmeye devam eder.

İran’ın Hürmüz Boğazını kapatmasının nedeni ise varılan ateşkes anlaşmasına göre Lübnan’ın da ateşkes kapsamında olduğuydu. Ancak İsrail ateşkes antlaşmasından sonra da Lübnan’ı vurmaya devam etti. İran bu sebeple Hürmüz Boğazını kapattı. ABD ise Hürmüz Boğazının kapatılması karşısında bölgeyi ablukaya alarak yanıt verdi. Bu durumda İran abluka devam ettiği sürece Hürmüz Boğazını açmak istemeyecektir. ABD’de İran’ı köşeye sıkıştırmak için ablukayı devam ettirmek isteyecektir. Bu durum İran petrolüne ihtiyacı olan ülkeleri ister istemez istikrarsızlığa sürükleyecek.

ABD ve İsrail egemen bir devlet olan İran’ın rejimini devirmek ve bu devletin petrolünü ve zenginleştirilmiş uranyum stokunu ele geçirmek için harekete geçmişti. Ancak ABD ile İsrail’in hesaba katmadıkları bir gerçek vardı ve o gerçek, İran bir Irak, Libya ve Suriye değildi. İran başlı başına dışarıya kapalı bir devletti ve rejimi Devrim Muhafızları koruyordu. Devrim Muhafızları aynı zamanda İran’ın ekonomisini elinde tutuyor. Diğer taraftan Rusya ve Çin İran’a gizli yollardan destek veriyorlar. Eski Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a yeterli desteği veremeyen Rusya ve Çin İran’a güçlü bir şekilde destek veriyorlar. Özellikle Çin İran petrolünün %90’ını alırken elbette İran’ın ele geçirilmesine müsaade etmeyecektir.

Avrupalı Ülkeler İran’a Karşı Yapılan Savaşa Mesafeli
ABD ve İsrail’in bugünün şartlarında Suriye gibi İran’ı da ele geçirmesi oldukça zordu. Her şeyden önce Suriye’yi ele geçirirlerken Avrupalı ülkeler yanlarındaydı ancak Avrupalı ülkeler bugün ABD ile İsrail’e yardım etmedikleri gibi havaalanlarını da kullandırmıyorlar. Özellikle ABD’nin doğal müttefiki olan İngiltere bile İran’a karşı yapılan savaşı desteklemiyor. Diğer Avrupalı ülkelerden İspanya, İtalya, Almanya ve Fransa ABD ve İsrail’i eskisi gibi desteklemiyorlar.

Suriye’nin ele geçirilmesine itiraz etmeyen NATO ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin İran konusunda tutum değiştirmelerinin en önemli nedenlerinin başında Donald Trump’ın başkan olduğu Amerika Birleşik Devletleri’ne olan güvenlerini kaybetmiş olmalarıdır. NATO ve Avrupa Birliği ülkelerinin güven kaybı elbette durduk yerde gelişmedi. ABD Başkanı Donald Trump’ın Danimarka’nın özerk bölgesi olan Grönland Adasını ilhak etmek istemesi ve Kanada’nın ABD’nin bir eyaletine dönüştürmek istemesi Avrupalı ülkeleri kızdırmıştı. Esasen bir taraftan Avrupalı ülkelerin topraklarını ilhak etmeye çalışmak diğer taraftan da bu ülkelerin İran’a karşı açılan savaşta ABD / İsrail tarafında yer almalarını istemenin hiçbir tutarlılığı yoktu. ABD bu taktiği gelişmemiş ülkelere karşı kullanabilirdi. Ancak bir taraftan NATO ve Avrupa Birliği üyeleri olan gelişmiş ülkelere böyle bir taktiği uygulamak herhalde akıl noksanlığı olarak değerlendirilebilir. ABD ile İsrail gelinen süreçte NATO ve Avrupa Birliği ülkelerini kendi saflarında göremiyorlarsa dönüp geriye bakmaları gerekir. Çünkü her şey ABD için değil.

Papa 14. Leo’da İran Savaşına Karşı
Papa 14. Leo Aziz Petrus Bazilikası’ndaki dünya barışı etkinliğinde “Artık kendine ve paraya tapınmaya son. Güç gösterisine son. Savaşa son. Gerçek güç, hayata hizmet etmekte kendini gösterir.” sözlerini sarf etti. Trump ise Papa 14. Leo’nun açıklamalarına karşılık ‘’ Ben Beyaz Saray’da olmasaydım, Leo’da Vatikan’da olmazdı. Kilise benimle başa çıkabilmek için bir Amerikalı seçti. ‘’ dedi. Trump’ın açıklamalarından sonra Cezayir’e gitmekte olan Papa 14. Leo gazetecilerin Trump’ın açıklamalarını sorması üzerine ‘’ Trump yönetiminden korkmuyorum. Ben bir siyasetçi değilim., İncil’in mesajını söylüyorum. Onunla bir tartışmaya girmeye niyetim yok ama savaşa karşı yüksek sesle konuşmaya devam edeceğim’’ dedi. Şurası bir gerçek ki, Papa 14. Leo inisiyatif alarak büyük bir cesaret örneği sergiledi.

Papa 14. Leo’nun ABD ile İsrail’in topyekûn İran’a saldırmalarına karşı verdiği tepkiyi anlamak mümkündür. Çünkü bir din adamından savaşın yerine elbette barışı desteklemesi beklenirdi. Bu durum hangi din adamı olursa olsun geçerlidir. Böylesine bir zorbalık karşısında Din adamlarının da ses vermesi toplumsal barış adına bir kazançtır. Çünkü dünyayı yöneten liderlerin devletlerarası hukuk kurallarını, insan haklarını dikkate almadığı bir dönemde yaşıyoruz. Böyle dönemlerde dinin de inisiyatif alması önemlidir ve yerindedir. İnsan haklarını ve devletlerarası hukuku hiçe sayan liderler belki bu suretle bir özeleştiri yapabilirler. Dini uyarıları kendileri dikkate almasalar bile seçmenleri dikkate alabilirler.

Gerek Papa 14. Leo’nun ABD Başkanı Donald Trump’a verdiği tepki, gerekse ABD dahil Avrupa ülkelerinde devam etmekte olan protestolar aynı amaca hizmet eder. Papa 14. Leo’nun insan katliamlarına verdiği tepki elbette taktire şayandır. Papa’nın bu derece tepki vermesinin arkasında ise özellikle 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarda kız öğrencilerin bulunduğu okulun bombalanası da muhtemeldir. Bu saldırıda okulda 170 öğrenci bulunuyordu ve bu öğrenciler göz göre göre yaşamlarını kaybettiler. Bu durum saldırıdan öte barbarlıktan başka bir şey değildi. Savaşta yenilmeyen bir ülkenin okul öğrencilerini ortadan kaldırmak nasıl bir duygudur bilemiyorum ama böyle bir girişim ancak insani duyguları kör olmuş insanlara mahsus olabilir. Bu durumun başka bir türlü değerlendirilmesi olamaz.

Şurası açık ki, hiçbir din ayırımı gözetmeksizin mevcut dini liderler bugüne kadar savaş açan ülkelerin liderlerine gerekli tepkileri vermiş olsaydılar savaşlar belki bu denli yaşanmayabilirdi. Egemen devletler hiçbir sebep yokken saldırılara maruz kalmayabilirlerdi. Hiçbir devlet başka ülkelerin topraklarını kendilerine vaat edildiğini dile getirip topyekûn toprak istilasına girişmeyebilirdi. Ancak bugün maalesef din adamları siyasetin esiri durumundadırlar.

Çağdaş ve uygar bir yaşam ne siyasetin dine egemen olmasını ne de dinin siyasete egemen olmasını gerektirir. Her iki kurum toplumun beklentilerine kendi alanında yanıt verirse bundan uluslararası toplum karlı çıkar. Dolayısıyla ne siyasetin dinin egemenliği ne de dinin siyasete egemenliği kabul edilebilir. Çağdaş bir yaşamın olmazsa olmaz ilkesi de budur. Ancak din konusu toplumları derinden etkilediği için olağanüstü durumlarda devreye girmesi beklenir.

İran’ın Uranyumu Zenginleştirmeyi Azaltma Antlaşması
Çin, Almanya, Fransa, Rusya, İngiltere ve ABD’den oluşan ve P5+1 olarak adlandırılan ülkeler, 2015’te İran ile uranyum zenginleştirmeyi azaltması karşılığında bazı ekonomik yaptırımların kaldırılmasını öngören nükleer anlaşma imzalamışlardı.
Cenevre’de dünya güçleri ile İran arasında belli konularda anlaşmaya varıldı. Anlaşmanın temel maddeleri şöyledir.

İran’ın Taahhütleri
• Yüzde 5’in üzerinde uranyum zenginleştirme girişimlerine son verilmesi
• Yüzde 20’ye yakın zenginleştirilmiş uranyum stokunun seyreltilerek yüzde 5 seviyesine düşürme veya daha fazla zenginleştirilemeyecek bir biçime dönüştürme yoluyla “etkisiz kılınması”
• Daha fazla santrifüj inşa edilmemesi
• Natanz ve Fordo’daki santrifüjlerin yarısından dörtte üçüne kadar olan kısmının operasyon dışı bırakılması
• Yeni zenginleştirme tesislerinin kurulmaması
• Yüzde 3,5 düzeyinde zenginleştirilmiş uranyum stokunun arttırılmaması
• Arak’taki ağır su reaktörlerinin inşaatının durdurulması, nükleer silah üretiminde zenginleştirilmiş uranyum yerine kullanılabilecek plutonyum üretimine girişilmemesi
• Başta Natanz ve Fordo’da olmak üzere diğer tesislerde Uluslararası Atom Enerjisi Örgütü (IAEA)’ne günlük denetim izni vermek
• Arak reaktörü ve diğer konularda bilgi temin etmek

Dünya Güçlerinin Taahhütleri
• Sınırlı, geçici, özel hedefli ve geriye döndürülebilir nitelikte yaptırımlarda gevşetmeye gidilmesi
• İran’ın taahhütlerini yerine getirmesi halinde nükleer nedenlerden kaynaklı yeni yaptırım uygulanmaması
• İran’ın altın ve değerli madenler, otomobil ve petrokimya ürünlerinin ticaretine uygulanan belli yaptırımların kaldırılması
• Belli İran hava yolları uçakları için güvenlik bağlantılı tamir ve denetime izin vermek
• İran’a petrol satışından taksitler halinde 4,2 milyar dolar nakit akışı sağlamak

Çin, Almanya, Fransa, Rusya, İngiltere ve ABD’den oluşan ve P5+1 olarak adlandırılan ülkelerin İran ile yapmış oldukları antlaşma NATO ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin endişelerini büyük ölçüde gideriyordu, ancak Donald Trump 2018 yılında Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında İran nükleer anlaşmasından çıktıklarını açıkladı. Bu anlaşmayı imzalayan AB ülkeleri Trump’ı anlaşmada tutmak için çok çaba sarf ettiler. Hatta İran bile uranyum zenginleştirdiği santrifüjleri azaltma taahhüdünde bulunmasına rağmen uranyum zenginleştirmeyi büyük anlamda azaltması ve nükleer silah yapmaya yetecek düzeye çıkarmamasına rağmen anlaşmanın tek taraflı olarak ABD Başkanı Trump tarafından iptal edilmesine itiraz etti. Ancak Trump ne AB üyesi ülkelerini ne de İran’ın itirazını dikkate aldı. Anlaşmanın iptal edilmesini savunan salt İsrail’i dikkate aldı. Çünkü Trump’ın üzerinde İsrail lobisinin büyük bir baskısı var.

İsrail’in BM Büyükelçisi Danny Danon Trump’ın kararını “tarihi” olarak niteledi ve “Orta Doğu’ya güvenlik ve istikrar getirecek yeni bir dönemin başlangıcının habercisi” dedi. Danon, “Terörü destekleyen ve istikrarsızlığı körükleyen bu rejime karşı oluşturulacak birleşik bir hareket, bölgemizi ve tüm uluslararası topluluğu tehdit eden İran saldırganlığına bir son verecektir” dedi.

ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ABD’nin İran ile yapılan anlaşmayı bozmalarının arkasındaki tek neden, İran’ın molla rejiminin devam etmesini istememeleridir. Oysaki ABD ile İsrail İran’ın rejimini değiştirmek suretiyle İran’ı bir Irak, Libya ve Suriye gibi dönüştürerek bölgeyi kolayca kontrol altına almak istiyorlardı. Trump bu sebeple yapılan anlaşmadan ayrıldı. Çünkü yapılan anlaşma İran’ın üzerindeki yaptırımlar bu ülkenin anlaşmaya uyduğu sürece kaldırılmasını öngörüyordu.

ABD Başkanı Trump’ın İsrail’in gazına gelerek İran’ın 2015 yılında uranyum zenginleştirmesini azaltma taahhüdünde bulunduğu anlaşmayı iptal ettikten sonra şimdi İran’ın uranyum zenginleştirmesini azaltması veya ABD’ye teslim etmesini istemesinin hiçbir tutarlılığı yoktur. İran İsrail için ne kadar tehdit ise İsrail’de İran için o kadar tehdittir. Hatta İsrail bütün Ortadoğu ülkeleri için uzlaşmaz bir tehdittir. Bu durumda gerçek ve adil bir anlaşma için İran nükleer açıdan ne kadar feragat edecekse İsrail’de bir o kadar feragat etmelidir. Yoksa tek taraflı feragat adil bir feragat değildir.

Arap Ülkeleri Geleceği Göremiyorlar
ABD Başkanı Donald Trump’ın sürdürdüğü dış politikaya İsrail haricinde destek veren ve sömürgesi olan Arap ülkeleri dışında destek veren ülke kalmadı. Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirliği öteden beri ABD’yi sorgusuz sualsiz destekliyorlar. Bu ülkeler açısından ABD Başkanı kim olursa olsun her daim bugüne kadar ABD’yi desteklemişlerdir. Bu ülkeler aynı zamanda bugüne değin ne Suriye’yi ne Irak’ı ne de İran’ı desteklediler. Bu ülkeler ABD’yi desteklemenin yanında Arap ülkelerinin topraklarını ele geçirmeye çalışan İsrail’i de desteklediler. Yani Arap ülkeleri bugüne kadar hep bindikleri dalı kestiler. Gerçek şu ki, bu ülkelerin zengin enerji yataklarının haricinde başka bir varlıkları olmamasıdır. Varsa yoksa yeraltı enerji kaynaklarıdır. ABD’yi ilgilendiren durum tam da budur. Yoksa ABD boş yere kürek sallamaz.

Dünya dönüyor. Bugünün koşullarında sanayinin, ticaretin gelişmesi için söz konusu Arap ülkelerinin enerji kaynaklarına ihtiyaç vardır. Peki yarından sonra teknolojinin Arap ülkelerinde bulunan enerji kaynaklarına bağımlılığı sona ererse Arap ülkeleri ne yapacak? ABD her zaman olduğu gibi enerji kaynaklarına karşılık taahhüt ettiği güvenliği sağlamaya devam edecek midir? İsrail bugünün koşullarında dost gördüğü Arap ülkelerini dost görmeye devam edecek midir? Arap ülkeleri açısından son Sarı Öküz İran düştükten sonra bölgede bir Arap ülkesi egemenliği kalacak mıdır?

ABD Yalnızlaşıyor
Şurası bir gerçek ki, bugün ABD’nin yanında onu Ortadoğu çıkmazına sürükleyen İsrail ile dünya siyaset sahnesinde özü ve sözü olmayan Arap ülkeleri kaldı. NATO ve Avrupa Birliği ülkeleri bu ülkeden uzaklaştılar. Bu ülkeler ABD’nin İran’a saldırmaya giden uçaklarına havaalanları kapattılar. ABD belki de bugüne kadar dünya sahnesinde hiç olmadığı kadar bu derece yalnızlaşmamıştı. Irak’ın, Libya’nın, Suriye’nin istilasında yalnız kalmayan ABD İran’ın istilasında maalesef yalnız kaldı. ABD’nin bu durumu iyi analiz etmesi gerekir. Çünkü ABD bugüne kadar NATO ve Avrupalı ülkeler tarafından bu derece yalnız bırakılmışlardı. ABD bugüne kadar hem de bir Amerikalı bir din adamı tarafından da savaş suçlusu ilan edilmemişti. Tabiri caizse çanlar ABD için çalıyor. Hem de olmadığı kadar çalıyor.

Çanlar İsrail İçin de Çalıyor
İtalya ile İsrail arasında 13.04.2016 yılında savunma anlamında iş birliği mutabakatı imzalanmıştı. Bu anlaşma iptal edilmediği sürece 5 yıl da bir otomatik yenileniyordu. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni yaptığı açıklamada, İsrail ile savunma anlaşmasının otomatik yenilenme sürecinin askıya alındığını duyurdu. Bu anlaşma, askeri ekipman değişimi ve teknoloji araştırmalarını da kapsıyordu. İtalyan hükümeti daha önce, İsrail’in 2023’te başlayan askeri operasyonları sonrası bu ülkeye yeni silah ihracatına yönelik izinlerin askıya alındığını da açıklamıştı.
Sovyetler Birliği’nin ve Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra dünya ABD eksenine bağlanmıştı. Geldiğimiz nokta da bu eksen de eski işlevini kaybetmeye başladı. 23.04.2026

https://www.academia.edu/165908469/CANLAR_ABD_ICIN_CALIYOR

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Menu Title