Academıa

ABD İLE İSRAİL’İN ZAFERE, İRAN’IN İSE AYAKTA KALMAYA İHTİYACI VAR

Tarihe geriye dönüp baktığımız zaman ABD’nin çeşitli bahanelerle egemen devletlerin enerji kaynaklarını ele geçirmeye ve dünyayı tek elden yönetme planı açısından sürekli savaş çıkardığına tanık oluruz. Bu durum dün de böyleydi, bugün de böyledir. Değişen tek şey ise savaşların silah sanayisinde meydana gelen teknolojik gelişmelerle sürdürüldüğüdür.
Vietnam Savaşı, Kuzey Vietnam’ı destekleyen Sovyetler Birliği ve Çin ile Güney Vietnam’ı destekleyen Amerika Birleşik Devletleri arasında meydana geldi. Savaş 01.11.1955 tarihinden 30.04.1975 tarihine kadar sürdü. Savaşın nedeni,

Vietnam’ın İkinci Dünya Savaşından sonra Fransa’nın sömürge yönetiminden kurtulma mücadelesine dayanır. Savaş sonrası Güney Vietnam’ın bağımsızlık yanlısı Kuzey Vietnam’a yenilmesiyle sonuçlandı. Güney Vietnam savaş sonrası Kuzey Vietnam ile birleşti. ABD bu savaştan yenilerek çıktı.

ABD’nin Afganistan savaşı ise 11 Eylül saldırılarını bahane ederek başlatmış olduğu bir savaştır. Savaş 01.11.2001 tarihinde ABD’nin Afganistan’a saldırmasıyla başladı. Dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un “terörle mücadele” politikası kapsamında yaptığı bu savaş Usame bin Ladin’in yakalanmasına ve Taliban yandaşı güçlerin ortadan kaldırılmasına değin sürecekti. Sonuçta ABD’de savaştan umduğunu bulamadı. ABD 30.08.2021 tarihinde Afganistan’dan çekildi.

ABD ile İsrail’in günümüzde İran’a açtıkları savaşın ABD açısından önemi bu ülkenin Büyük Ortadoğu Projesinin önünde bulunan engellerden birisi olmasıdır. Savaşın İsrail açısından önemi ise bu ülkenin İsrail’in güvenliğinin önünde bir engel oluşturmasıdır.

ABD ile İsrail yakın geçmişte İran’ın rejiminin değiştirmek için birçok hamleler yaptılar ancak yapılan hamleler bugüne kadar amacına ulaşamadı. Çünkü İran ne bir Irak ne de bir Suriye’ydi. İran öteden beri ABD ve İsrail’in saldırılarına karşı hazırlık yapan bir ülkeydi ve Rusya ile Çin’den destek alıyordu. Şurası bir gerçek ki, İran’ın rejimi Rusya ve Çin destek vermeye devam ettiği sürece düşmez. Bu sebeple İran’da rejimin düşmesi bu iki ülkeye bağlıdır.

Mahsa Amini Protestoları,
İran’da Mahsa Amini protestoları Mahsa Amini’nin başörtüsünü islami kurallara göre uygunsuz takması sonucu İran ahlak polisi tarafından tutuklanması ve sonrasında öldürülmesi sonucu 16.09.2022 tarihinde başladı. Mahsa Amini’nin tutuklanması ve öldürülmesi başlangıçta kitlesel protestolara yol açması beklenmiyordu. Bu durum İran açısından sıradan bir olaydı. Ancak İran’ın tahmin etmediği bir durum vardı ve bu durum halkın MOSSAD ajanları tarafından kışkırtılacağı gerçeği idi. Mahsa Amini bile rejime karşı yapmış olduğu bu eylemin büyük protesto gösterilerine neden olacağını düşünmemiştir.

Mahsa Amini’nin gerçekleştirdiği bu masumane eylem ahlak polisi tarafından hoş karşılanabilirdi. Ahlak polisinin bu derece sert olmasına da gerek yoktu. Tutuklamanın gerçekleşmesi ile beraber birkaç uyarıcı nasihat ile serbest bırakılabilirdi. Böylelikle toplum MOSSAD’ın galeyanına gelmez ve tepki birkaç protesto gösteri ile sona erebilirdi. Ancak İran yönetimi bu süreci daha evvelki eylemlerde olduğu gibi yine iyi yönetemedi. Dini kuralları her daim toplumun giyim tarzının önünde gördü. Dolayısıyla her zaman olduğu gibi MOSSAD’a malzeme vermiş oldular. Sonuçta İsrail’in istihbarat örgütü süreci çok iyi kullandı. Bu gelişme her ne kadar mevcut rejimin düşmesine neden olmasa da rejimin yara almasına neden oldu.

12 Gün Savaşı
12 Gün Savaşı, İsrail’in İran’ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırmak amacıyla 13.06 2025 tarihinde İran’a yapmış olduğu hava saldırılarıdır. Bu hava saldırılarında İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakiri ve üst düzey kuvvet komutanlarının da aralarında olduğu liderler ve nükleer bilim insanları hedef alınarak öldürüldü. Nükleer ve savunma tesisleri bombalandı. İran da bu hava saldırılarına İsrail’deki hedeflere füze saldırılarında bulundu. ABD’nin ısrarları üzerine İsrail ve İran 24 Haziran’da ateşkes konusunda anlaştı.

Şurası bir gerçek ki, 12 Gün Savaşı İsrail ve İran’ın daha kapsamlı olası bir savaş için birbirlerini tartmalarına vesile oldu. Her iki tarafta birbirlerinin açıklarını ve kendi açıklarını tespit ettiler. İran İsrail’in delinmez denilen gök kubbesinin delerek bir tabuyu yıktı.

Sokak Protestoları
İran 28.12.2025 tarihinde geniş çaplı sokak gösterine sahne oldu. Halkın ekonomik durumu günden güne düşmesi ve İran parasının ABD doları karşısında değer kaybetmesi sokak gösterilerinin kıvılcımı oldu. Toplumun geniş bir kesimi alanlara çıktı. Rejim günlerce protesto edildi. Bu arada MOSSAD boş durmadı. Protesto eylemlerinin sürmesi için halkı adeta kışkırttılar.

28 Aralık 2025 tarihinde başlayan protestoların tek amacı rejimin yıkılması üzerineydi. Bu süreçte İran tam bir kaos ortamına sürüklendi. Bir taraftan ABD diğer taraftan İsrail İran halkını daha fazla sokağa çıkmaya teşvik ettiler. ABD Başkanı Trump bile sosyal medyadan İran halkını sokağa çıkmaya çağırdı. ABD’nin onların arkasında olduğunu söyledi. Tabi ki İran halkı Trump’ın umurunda değildi. Onun için önemli olan rejimin yıkılmasıydı. Diğer taraftan da İran yönetimi protesto gösterilerini bastırmak için sert önlemlere başvurdu. Gösterilerde onlarca protesto göstericisi tutuklandı ve öldürüldü.

Mevcut yönetimin protesto edildiği günlerde olağanüstü bir gelişme de yaşandı. Rejim yanlısı halk da sokağa çıktı. Bu durum İran açısından kırılma noktasıydı. Rejim yanlıları sokağa çıkmamış olsaydılar belki de rejim devrilmiş olacaktı. Dolayısıyla rejim yanlısı gösteriler molla rejiminin daha yıkılma aşamasına gelmediğini gösterdi. Çünkü her ne kadar rejim aleyhine gösteri olduysa bir o kadar olmasa da rejim lehine gösteriler oldu.

İran’a Yapılan Saldırı Meşru Değil
ABD ile İsrail Mahsa Amini, 12 Gün Savaşı ve Ekonomi protestolarından bir sonuç elde edemeyince İran ile uzun bir süre uranyumun zenginleşmemesi üzerine müzakere yaptılar. Ancak İran görüşmeler süresince uranyum zenginleşmesinden taviz vermedi. Bunun üzerine görüşmeler devam ederken ABD / İsrail savaş kurallarına tamamen aykırı bir şekilde 28.02.2026 tarihinde İran’a yeniden saldırdılar. Amaç protesto gösterilerinden düşüremedikleri rejimi güç kullanarak ortadan kaldırmaktı. İran’a karşı yapılan saldırılar esasen meşru değildi. Çünkü İran ABD için bir tehdit değildi ve İsrail’e de durduk yerde hiç saldırmamıştı. Diğer bir önemli konu ise ABD’nin İran’a yaptığı saldırı için kongreden bir onay almamış olmasıydı.

Bugüne kadar gelinen süreçte başta dini lider Ali Hamaney, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı Ali Laricani, Savunma Konseyi Başkanı Ali Şemhani, Savunma Bakanı Ali Nasırzade, İstihbarat Bakanı İsmail Hatib, Genelkurmay Başkanı Abdürrahim Musevi,Devrim Muhafızları’nın Komutanı Muhammed Pakpur, Besic Komutanı Gulam Rıza Süleymani öldürüldü. İran’ın önde gelen liderlerine yapılan suikastlara rağmen rejim çökmedi. Çünkü İran’da rejim tek bir lidere bağlı değil. Ortadan kaldırılan liderlerin yerini arkadan gelenler dolduruyor. ABD ile İsrail’in hesap etmedikleri tek olgu buydu.

ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joseph Kent İstifa Etti
ABD ile İsrail İran’a yüklendikleri bir süreçte hesap etmedikleri bir istifa haberi ile sarsıldılar. İstifa eden önemli kişi ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joseph Kent’ti. Joseph sosyal medyadan da yayınladığı istifa mektubunun özetinde şöyle diyordu.

‘’Uzun düşünmelerin ardından, Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörlüğü görevimden bugünden itibaren geçerli olmak üzere istifa etmeye karar verdim. İran’daki devam eden savaşı vicdanen destekleyemem. İran’ın ulusumuz için yakın bir tehdidi yoktu ve bu savaşı İsrail’in ve güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle başlattığımız açıktır.’’

ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joseph Kent yapmış olduğu açıklamada İran’ın ABD’ye karşı bir tehdidinin olmadığını açıkça itiraf etmiş oldu. Joseph Kent’in yapmış olduğu bu açıklama doğrudur. Öte yandan İran uranyum zenginleştirme çabaları ABD’ye karşı bir tehdit değildi. ABD’nin nükleer faaliyetleri bütün dünya için bir tehdittir ama İran’ın uranyum zenginleştirme çabaları İsrail’e karşı kendini koruma altına alma çabasıdır. İsrail sürekli silahlanırken İran’dan silahsızlanmasını istemek adil değildir. Nükleer denge aşçısından İsrail silahlanırken İran’ın da meşru silahlanma hakkı vardır. İran’ın uranyum zenginleştirme çalışmaları durdurulmak isteniyorsa İsrail’inde silahlanması durdurulmalıdır. İsrail silahlandırılırken İran silahsızlandırılamaz.

Bölge üzerinde gelişen olayları gözden geçirdiğimiz zaman Libya’nın, Irak’ın, Suriye’nin parçalandığını görüyoruz. İran’ın tek yanlı durdurulmak ve parçalanmak istenmesinin ardında da birçok neden vardır. Bu nedenlerin hepsi Büyük Ortadoğu Projesi’ne çıkar.

1- İran İsrail’in yayılmacı politikasını engelleyen bir devlettir.
2- İran ikinci İsrail Devletinin kurulmasını engelleyen bir devlettir.
3- İran, yeraltı zenginliklerini ABD’ye peş keş çekmeyen bir devlettir.
4- İran, Türkiye’nin parçalanmasının önünde bulunan son devlettir.

İran’ın rejimi bu sebeplerle yıkılmak isteniyor. İran da kullanışlı bir ülke haline getirilmek isteniyor. Irak, Libya ve Suriye nasıl kullanışlı ülkeler haline getirilmiş ise İran’da aynı şekle getirilmek isteniyor. Yoksa İran halkının yoksulluğu, demokrasi istemi, kadın hak ve özgürlükleri bir bahanedir. Bugün Suriye’de, Libya’da, Irak’ta kadınlar ne kadar özgür iseler İran’ın parçalanması halinde de öyle özgür olacaklar. Parçalanan ülkeler de özgürlük, insan hakları, adalet ve demokrasi nasıl ise İran’ın parçalanması halinde de halk aynı haklara sahip olacak. Ne bir eksik ne bir fazla.

İran Açısından savaşın Anlamı
İran 16.09.2022 tarihinde meydana gelen Mahsa Amini protestoları ve 28.12.2025 tarihinde meydana gelen sokak protestoları nedeniyle iç cephede kırılmalar yaşamaya başlamıştı. Bu kırılmalar ileri aşamalarda belki daha büyük bir kırılmaya neden olacaktı. Bu kırılma ABD ile İsrail’in İran liderlerine yaptığı suikastlarla ve havadan yapılan bombalamalarla durdu. Dahası bu saldırılar İran halkının yeniden birbirlerine kenetlenmesine neden oldu. Birbirine kenetlenen halkın rejimini yıkmak zordur.

İran yakın bir zamanda hem iç hem de dış cephe tarafından bu derece zor durumda kalmamıştı. Bu sebeple İran rejimi bu süreçten ayakta kalarak çıkarsa bu savaştan ders çıkarmış olarak çıkacaklar ve bundan sonraki süreçlere daha iyi hazırlanacaklardır.

İsrail Açısından Savaşın Anlamı
İsrail Gazze’yi yerle bir ettikten sonra boşta kalmıştı. Çünkü savaş bitmişti. Gazze’nin vurulacak yeri kalmamıştı. Hamas pes etmişti. Ancak diğer yandan İsrail’de Ekim ayında seçimler var. Netanyahu’nun da bu seçimleri kazanma zorunluluğu var. Çünkü hakkında yolsuzluk davaları var. Bu davalarda yargılanırsa muhtemelen büyük cezalar alacak. Bu sebeple Netanyahu seçimlere kadar savaşmak zorundadır. Gazze yoksa İran var. İran yoksa Lübnan var. Netanyahu için hangi devlet olursa olsun fark etmiyor. Önemli olan seçimlere kadar savaşı sürdürmesidir. Netanyahu belki de seçimleri savaş bahanesi ile erteleyebilir. Seçim olursa mitingleri kısıtlayabilir. Netanyahu açısından seçimi kazanmak adına her yol mübahtır. Yoksa kaybedilecek bir seçim için savaşmak abesle iştigal olur.

ABD Açısından Savaşın Anlamı
ABD’de kasım ayında Temsilciler Meclisinin tamamı ve Senato’da yenilenecek koltuklar var. Donald Trump’ın da bu seçimlerden galip çıkması için bir kahramanlığa ihtiyacı var. Venezuela kahramanlığı küçük çapta bir kahramanlıktı. Dolayısıyla bu kahramanlığın etkisi bitti. Şimdi Trump’ın kasım ayına kadar büyük ölçekli bir kahramanlığa ihtiyacı var. Bu kahramanlık adına Kanada ABD’nin bir eyaleti olabilirdi. Ancak bu istemin gerçekleşmesi hayalden başka bir şey değil ve böyle bir olasılık şimdilik mümkün görünmüyor.

Trump’ın ihtiyaç duyduğu bir başka kahramanlık ise Danimarka’ya bağlı Grönland adasının ABD’ye bağlanmasıydı. Ancak bu istek bugüne kadar kabul görmüş değil. Esasen Avrupalı ülkeler böyle bir isteğe karşı tavır koydular. Seve seve vermeyecekleri belli. Trump eğer Grönland Adasını işgal etmeye kalkışırsa Çin’in Tayland Adasını bünyesine katmasını da meşrulaştırmış olacak. NATO ve AB üyesi ülkeleri bugüne kadar Grönland’ın ABD’ye bağlanmasına sıcak bakmadıkları gibi tepki de verdiler. Bu sebeple Trump’ın bu dönem bu hayalini gerçekleştirmek için herhangi bir adım atması da mümkün görünmüyor. Dolayısıyla Trump’ın da elinde kala kala İran meselesi kalıyor. Diğer taraftan Trump’ın İran’dan zaferle çıkma zorunluluğu var.

İran’ın gerek 12 gün savaşında gerekse 28.02.2026 tarihinden bu yana devam eden savaşta deneyimini oldukça geliştirdi. İsrail’in delinmez denilen gök kubbesini deldi. İsrail’e ciddi anlamda karşılık veriyor. Rusya ve Çin İran’a her ne kadar açıktan destek vermeselerde istihbarat desteği verdikleri muhtemeldir. Böyle bir ortamda Trump’ın zafer kazanması zor görünüyor.

Kritik Nokta Hürmüz Boğazı
Trump’ın göstermelik de olsa zafer kazanacağı tek seçenek Rusya ve Çin’den Hürmüz boğazının açılmasını istemektir. Böyle bir olasılık karşısında Rusya ve Çin’in de istekleri olacaktır. Bu istekler doğal olarak İran’ın savaşı sona erdirme için öne sürdüğü istekler ile paralel olur. Trump gerek İran’ın gerekse Rusya ve Çin’in savaşı sona erdirme için öne sürülen şartları kabul etmesi durumunda Hürmüz Boğazı açılır. Ancak bunun adı zafer değil hezimet olur. Trump her şeye rağmen Hürmüz Boğazının açılmasını zafer ilan edip çekilebilir. Trump böyle bir olasılık için damadı Jared Kushner’i ve Netanyahu’yu ikna etmesi gerekir.

Trump Hürmüz Boğazı’nın açılması için AB ülkelerine çağrıda bulunmuştu. Ancak bu çağrıya AB ülkeleri olumlu bakmadılar. Trump bir taraftan Danimarka’ya bağlı Grönland Adasını ve Kanada’nın ABD’ye bağlanmasını isterken diğer taraftan da NATO ve AB üyesi ülkelerden Hürmüz Boğazının açılması için gemilerini göndermelerini istiyor. NATO ve AB üyesi ülkelerin yaptıkları açıklamalara bakılırsa Hürmüz Bağnazı konusunda Trump’a destek vermeyecekleri anlaşılıyor.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in sözcüsü, Stefan Kornelius NATO’nun saldırı değil savunma amaçlı bir ittifak olduğunu ittifakın böyle bir operasyonda yer almasının söz konusu olmadığını belirtti. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesinin daha geniş bir savaşa dahil olmayacağını ve savaş gemilerinin harekata gönderilmeyeceğini açıkladı. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Yunanistan’ın ve Avrupa’nın İran yakınlarında herhangi bir askeri operasyona katılmayacağını ifade etti. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da mevcut koşullarda Hürmüz Boğazı’nı açmaya yönelik operasyonlara katılmayacağını bu çatışmanın tarafı olmadığını” vurguladı.

Sonuç itibarıyla İran devam eden savaş sürecinde savaş deneyimini arttırırken diğer taraftan da doğal olarak iç cepheyi birleştirdi. İsrail Başbakanı Netanyahu ise Ekim ayında yapılacak seçimleri kazanmak ve hakkında açılan soruşturmaları bertaraf edebilmek için mümkün olduğunca savaşa devam etmek istiyor. Çünkü Netanyahu savaş ile ayakta duruyor. ABD Başkanı Trump’da kasım ayında yapılacak seçimler öncesinde gözle görülür bir zafere ihtiyacı var ama bu zaferin nasıl geleceği belli değil.

Trump açısından sorun salt İran zaferi de değil. Öyle ya da böyle İran savaşı bitecek ama Trump kasım ayı seçimlerini kaybederse azil konusu gündeme gelecek. Netanyahu da seçimleri kaybederse yolsuzluk dosyaları ile yüzleşmek zorunda kalacak.

Savaş, İran açısından rejimin ayakta kalıp kalmamasına, Trump ve Netanyahu açısından ise yaklaşan seçimlerden koltuklarını koruyup koruyamayacaklarına evrilecek. 26.03.2026

https://www.academia.edu/165317272/ABD_%C4%B0LE_%C4%B0SRA%C4%B0L%C4%B0N_ZAFERE_%C4%B0RANIN_%C4%B0SE_AYAKTA_KALMAYA_%C4%B0HT%C4%B0YACI_VAR

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Menu Title