Makaleler

İKİNCİ FENER VAKASI

Can Özçelik ile Eylem Demirel Aydınlık Gazetenin 7 ve 8 Mayıs Tarihli sayılarında Almanya Köln Savcılığı’nın, İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatı’nın ( IGMG ) toplanan 100. Milyon Avroluk yolsuzluk yaptığı gerekçesi ile açmış olduğu davayı haberleştirmişler. Köln Mahkemesi Basın sözcüsü Dr Dirk Esser, açılan davayı doğrulamış. Böylelikle Almanya, ikinci Fener Davasının adımını da atmış oluyor. Almanya’da 1985 yılında kurulan İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatının bu ülkede ve Avrupa çapında 514 Cami’den kayıt dışı olarak toplanan 50 milyar Avro para toplandığı tespit edilmiş. 2008 yılında da Köln Savcılığı tarafından İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatı’nın bürolarına ‘’nitelikli dolandırıcılık ve zimmete para geçirme ve vergi kaçakçılığı nedeniyle de baskınlar yapılmış.116 Kls 4/13 dosya numarası ile işleme konan iddianamede 10 yıllık süreç inceleme altına alınıyormuş. Hadi hayırlısı bakalım. Almanya’da bulunan Köln Mahkemesi guguk mahkeme olmadığı için ortada suç delilleri sabit ise mahkeme gerekli adımları muhakkak atacaktır. Eğer iddianameye konu olan suç unsurları işlenmemiş ise de berat kararları çıkacaktır. Bu aşamada soruşturmanın sağlıklı yürütülebilmesi için ne ülkemizden ne de Almanya’da bulunan İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatı’nın Köln Mahkemesine müdahale etmemesi gerekiyor. Sürecin bundan sonraki aşamalarının nasıl işlediğini ileriki günlerde hep beraber göreceğiz. Ancak bu aşamada son sözü ilk başta söylemem gerekirse bu davanın da 1.Fener Davasından farklı olacağına dair herhangi bir işaret görmediğimi söylemeliyim.

1.Fener Davasını akıbetini hatırlayacak olursak ülkemiz ayağının uyutulduğunu İktidar Partisi taraftarlarının haricinde bilmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum. Ancak yine de gündemi, iktidar partisine bağlı yandaş medyadan takip edenlerin bilmemesi olağandır. Hatta yandaş medyayı takip edenlere bu davanın akıbetini sorsanız bu konuda bilgilerinin olmadığını söyleyeceklerdir. İşte iktidar partisinin de özlediği toplum yapısı da budur zaten. Dindar Gençlik de bu günler için yetiştiriliyor. Din istismarı yapabilmek için toplumun uyutulmuş olması gerekiyor. İktidar partisi bugün bu hedefi hemen hemen tutturmuş görünüyor ancak, toplum da yavaş yavaş kendine gelmeye başladı. ‘’Beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın’’ anlayışı yavaş yavaş terkedilmeye başladı. Çünkü kendinin dokunulmazlığının olduğuna inananların sıranın kendilerine gelmekte olduğunu fark ettiler. İmralı tutanaklarının ortaya saçılması, Türk Bayrağını taşımanın suç unsuru olması, Türk Milleti’nin ayaklar altına alınması, toplumu uyutmak için Akil İnsanların görevlendirilmesi ve PKK Teröristlerinin silahları ile birlikte ellerini kollarını sallaya sallaya çekilme provası yapmalarını yurttaşlar nihayet görmeye başladı. Kamu Kurum ve kuruluşların tabelalarından T.C ibaresinin kaldırılması ise bölünmeye doğru gidişin tetikleyicisi olduğu fark edildi. Yaşanmakta olan bu gelişmeleri Türk Milleti artık eskiden olduğu gibi tribünden seyretmiyor. Yurtseverler topluma enjekte edilmiş olan derin uykudan uyandırmaktadırlar. Bu uğurda İşçi Partisi, Türk Gençlik Birliği ve Cumhuriyet Halk Partisinin ulusalcı kadroları milli bir görev üstlenmişlerdir. Milli Anayasa Forumlarından sonra kurulan Milli Merkez de bu amaç doğrultusunda kurulmuştur.

Buradan tekrar Deniz Feneri Davasına dönüyorum. Asrın Davası olarak bilinen bu davanın ülkemiz ayağı mahkemeler arasında dolaştırılarak işlevsiz hale getirilmiştir. İddianamede yer alan suç unsurları değiştirilmiştir. İlk etapta bu davadan tutuklu olarak yargılanan Radyo Televizyon Kurumu eski Başkanı Zahid Akman, Kanal 7 Televizyonu Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çelik, Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Karahan, İzzet Kurum ve Ali Solak süreç sonunda tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmışlardı. Söz konusu davanın bugün hangi aşamada olduğunu bile artık bilinmiyor. Bu davanın ülkemiz ayağını soruşturan Nadi Türkaslan, Abdulvahap Yaren ile Mehmet Tamöz’ hakkında resmi belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma iddiasıyla haklarında dava açılmıştı. Sonradan ne olduysa bu savcılar üzerlerine atılı olan suçlardan beraat ettiler. Dava ise emin ellerde uykuya terk edildi.

Şimdi tüm bu olup bitenlerden sonra Köln Mahkemesinde İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatı’nın yolsuzluk iddiası ile açılan davanın gelişimine paralel olarak ülkemiz ayağının yeniden soruşturmaya tabi tutulup tutulmayacağını hep beraber yaşayıp göreceğiz. Benim burada kişisel kanım ise Almanya’da başlayacak olan davanın Büyük Ortadoğu Projesine zarar vermemesi açısından ülkemize sıçramayacağıdır. Bu davanın Almanya ayağı belirli bir ilerleme kaydedebilir, ancak önümüzdeki 2 yıl içinde ne Almanya ayağı ne de ülkemiz ayağında gözle görülür bir gelişme olacağını hiç zannetmiyorum. 15.05.2013

SAİT BALCI

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Menu Title