MUTLAK BUTLAN YAZILARI 2 – MUTLAK BUTLAN MEŞRULAŞTIRILAMAZ
Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili gelinen durum itibarıyla yeni bir değerlendirme yapma gereği hissettim. Çünkü gelişmeler kayda değer niteliktedir. Öncelikle bugüne kadar yaşanan süreci bir hatırlayalım.
Özgür Özel Cumhuriyet Halk Partisi’nin 4,5 Kasım 2023 tarihinde yapılan 38. Kurultay’ında genel başkan seçilmişti. Seçim yenilgisini hazmedemeyen Kılıçdaroğlu taraftarları ise yapılan kurultayı iptal ettirmek için mahkeme kapılarında çözüm arayışına girmişlerdi. Seçimlere itiraz açısından son nihai karar yetkisi Yüksek Seçim Kurulu’ndaydı ama seçim kaybetme olgunluğunu gösteremeyen bazı partililer mahkeme kapılarını adeta aşındırmışlardı.
Kemal Kılıçdaroğlu ve taraftarları mahkeme kapılarında dolaşırlarken 38. Kurultay yenilendi. Hatta örgütler baştan belirlenerek 39. Olağan Kurultay yapıldı. Bu seçimlerde Özgür Özel yeniden genel başkan seçildi.
Nihayetinde Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi açılan davada ‘’Delegelerin iradelerinin fesada uğratıldığından söz edilemeyeceği ve eldeki delillere göre karar verilemeyeceğine ve asıl davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına’’ dair hüküm verdi. Bu karardan memnun olmayan bazı partililer bu sefer istinaf başvurusu için Bölge Adliye Mahkemesi’ne başvurdular. Bölge Adliye Mahkemesi ise yetkisi olmadığı halde Kemal Kılıçdaroğlu’nu tedbirli olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına Mutlak Butlan olarak atadı.
Mahkemenin Kılıçdaroğlu’nu Mutlak Butlan olarak partiye genel başkan olarak atamasından sonra meşru genel başkan Özgür Özel olağanüstü kurultay istedi. Ancak bu istek yerine getirilmedi. Parti Meclisi’nin büyük çoğunluğu istifa etti. Parti yine seçime gitmedi. Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı Yargıtay nezdinde itiraz edildi. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi itiraz dosyasını Yargıtay’a zamanında göndermedi. Son olarak partiyi seçime götürebilmek için mahkemeden çağrı heyeti başvurusu yapıldı ancak bu konuda müspet bir gelişme olmadı.
Bölge Adliye Mahkemesi’nin Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına tedbirli olarak genel başkan atama yetkisi yoktu. Diğer bir durum Parti Meclisi’nin boşalması üzerine partinin olağanüstü bir kurultaya gitmesi gerekiyordu ancak bu da gerçekleşmedi. Mahkemeden olağanüstü kurultay için Çağrı Heyeti istemi de boşa çıktı. Mahkemeler Cumhuriyet Halk Partisi’nde yapılması gereken kurultay taleplerini sürekli engellediler. Yargıtay yarından sonra Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararını kaldırırsa bugüne kadar yapılan hukuksuzlukların nasıl telafi edileceği ise ayrı bir yazı konusudur.
Gelinen durum itibarıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçilmiş ve meşru Genel Başkanı Özgür Özel 21.07.2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kendi tabiri ile son grup toplantısını gerçekleştirdi. Özgür Özel’in grup konuşmasından sonra istifalar başladı.
Cumhuriyet Halk Partisi’ni iktidarın yardımı ile ele geçiren Mutlak Butlan yönetimi ise gelişmeleri memnuniyetle karşıladılar. Hatta bir partili üzerlerinden bir yükün kalktığını ifade etti. Halbuki o yük denilen partililer 13 seçim kaybeden bir iradenin aksine girdikleri ilk seçimi yani yerel seçimi kazanmışlardı. Esasen Mutlak Butlan yönetimine bakarsanız partiyi arındırmak seçim kazanmaktan daha önemliydi. Hani ‘’seçim kazanılmasa da olur’’ demek istiyorlar. Yıllardır seçim kaybetmeye alışmış olan bu irade açısından seçim kaybetmek elbette normal sayılabilir, ancak seçim yenilgilerinden rahatsız olan partililer açısından bu durum normal karşılanamaz. AKP iktidarını sürekli devam ettirirken Cumhuriyet Halk Partililer bu durumu kabullenemez. Bu durumu kabullenen esasen gerçek partili değildir.
Ülkeyi yirmi kusur yıldır AKP’nin yönetiyor olması Mutlak Butlan yönetimini maalesef rahatsız etmiyor. Ülkedeki işsizliğin, açlığın, yoksulluğun onlar açısından hiçbir önemi yok. Adaletin, demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin, kadın haklarının ortadan kalmasının hiçbir önemi yok. Ama parti arındırılmalıdır. Onlara göre bu çok önemli. Aslına bakarsanız 38. Kurultayı kaybetmemiş olsaydılar yani şu an meşru olarak yönetimde olmuş olsaydılar onlar açısından arınma diye bir kavramı hiç kullanmayacaklardı. Hatta mevcut Belediye Başkanlarını kendileri belirlemiş olsaydılar şimdi sığındıkları arınma kelimesini hiç kullanmayacaklardı.
Baştan peşin olarak söyleyeyim ki, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik düzenlenen operasyonlarda yolsuzluk yapan, rüşvet alan ve veren hiçbir belediye başkanının ve belediye meclis üyesini savunmam. Çünkü biz belediye başkanlarını bulundukları bölgeleri kalkındırmaları ve halkın yararına şeffaf bir belediyecilik yapsınlar diye seçtik. Topluma örnek olsunlar diye seçtik. İktidar partisinin gönül belediyeciliği dediği ancak eski tas, eski hamam devam ettikleri belediye anlayışına alternatif bir belediyecilik yapsınlar diye seçtik. Bu sebeple suç işleyen hiçbir belediye başkanını, belediye meclis üyesini parti ayrımı gözetmeksizin desteklemem söz konusu değildir.
Evet, suç işleyen belediye başkanı ve meclis üyesi bizden diye göz ardı edilemez. Ancak ortada masumiyet karinesi diye bir kavram var. Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarına açılan davalar daha sonuçlanmadı. Yani suçlu olduklarına yönelik bir mahkeme kararı yok. Eğer davaların görüldüğü mahkemelerde suçlanıp ceza alırlar ise sırada temiz mahkemeleri var. Yani hukuki süreçler tamamlanmadan hiçbir belediye başkanı peşinen suçlu görülemez. Böyle bir anlayış olamaz. Eğer öyle olursa hakkında dava açılan her bir vatandaş peşinen suçlu kabul edilmiş olur.
İktidar partisi taraftarları Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarını açılan davalarda peşin olarak suçlu gösterebilirler. Keza yandaş basın zaten bu görevi fazlasıyla yapıyor. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı iktidar partililer gibi bu davaları meşrulaştıramaz. Kendi partililerine yönelik açılan davaları meşrulaştıramaz. Kendi ayağına kurşun sıkamaz. Kaybettiği bir kurultaydan dolayı partili belediye başkanlarına kin ve nefret duyamaz. İktidar partililer ile birlikte kendi partisinin belediye başkanlarına karşı aynı safta olamaz. Böyle bir anlayış yok.
Yine lafı çok uzattığımın farkındayım ama anlatacaklarım daha bitmedi. Son birkaç cümle daha kurmak istiyorum. Daha önce de yazmıştım. Bir davada gizli tanık varsa bilin ki, o dava hukuki değil, siyasidir. Geçmişte Ergenekon, Balyoz, Oda Tv gibi davalarında biz bu filmleri gördük. O zaman da yurtsever aydınlar hemen hemen her gün suçlu olarak ilan ediliyorlardı. Sonrasını biliyorsunuz.
Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Ergenekon Davasının soruşturma sürecinde, “Millet adına hakkı aramanın, hakkı savunmanın gayreti içindeyiz, eğer bu anlamda savcılık ise evet savcıyım” diyerek yanıt vermişti. Dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal ise “Öyle bir dava ki, sanki bu davanın savcısı Başbakan. Eğer bu davanın savcısı Başbakan ise avukatı, ana muhalefet partisi Genel Başkanı Deniz Baykal olacak.” demişti. İnanmayanlar gazete arşivlerini açıp baksınlar. Açılan siyasi davalara Cumhuriyet Halk Genel Başkanı böyle yanıt verir.
Demem o ki, meşru bir genel başkan milletvekillerine, belediye başkanlarına, belediye meclis üyelerine karşı açılan davalara masumiyet karinesi gereği peşin hükümlü olarak karar veremez. Ancak davalar sonuçlandıktan sonra ceza alan hangi partili varsa onları kapının önüne koyma hakkı vardır.
Bir diğer önemli konu ise Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanları bugüne değin partinin delegeleri tarafından seçilmişlerdir. Bir mahkeme kararı ile Cumhuriyet Halk Partisi’ne genel başkan atanamaz. Atamayı kabul eden bir partili meşru bir partili değildir. Bir partili iktidar partisinin mahkemeleri tarafından atanıyorsa bilin ki, o partili o saatten sonra partisi yerine atamayı yapan siyasi iradenin çıkarları adına hizmet etmeye başlar.
Mahkeme kararıyla Mutlak Butlan olarak atanan bir partili bir defa meşrulaştırılır ise arkası gelir. İktidar partisi bunu bir alışkanlık haline getirir. İhtiyaç duyduğu anda yine mahkeme kararları ile partiye Mutlak Butlan olarak genel başkan ataması yapar.
Bu konu salt Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili de değildir. Cumhuriyet Halk Partisi’ne atanan Mutlak Butlan karası meşrulaşırsa ise aynı durum diğer muhalefet partilerinin başına da gelir. Bu sebeple diğer muhalefet partileri de Mutlak Butlan kararına yüksek perdeden itiraz etmelidirler.
Son sözüm, Cumhuriyet Halk Partililer Mutlak Butlan kararını meşrulaştırmamak ve partiye bundan sonra yine bir mahkeme kararı olarak Mutlak Butlan ataması yapılmaması için mevcut Mutlak Butlanın arkasından sürüklenip gitmemelidirler. Şurası bir gerçek ki, Cumhuriyet Halk Partisi’ne en büyük zararı Mutlak Butlan kararını tanıyanlar verecektir.
Değerlendirme yapmaya devam edeceğim. Herkese iyi günler dilerim. 23.07.2026

