AKP YAZILARI 1 – HER ŞEY TEK BİR KİŞİ İÇİN OLMAMALIDIR
Yine yeni bir Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine doğru gidiyoruz ama seçimin ne zaman yapılacağı belli değil. Esasen demokrasisi gelişmiş ülkelerde seçimin ne zaman yapılacağı bellidir. ‘‘Eski Türkiye’’ diye lanse edilen dönemlerde bile seçimin ne zaman yapılacağı belliydi ancak ileri demokrasinin yaşandığı günümüzde seçimlerin ne zaman yapılacağı henüz belli değil. Çünkü seçimler zamanında yapılırsa bir tek kişi yeniden Cumhurbaşkanı adayı olamıyor. Yani anlayacağınız ülkemizde seçimler bir tek kişinin tekrar Cumhurbaşkanı seçilmesine yönelik yapılıyor.
Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimleri normal şartlarda 7 Mayıs 2028 tarihinde yapılması gerekiyor ancak ülkemiz normal olmadığı için seçim bu tarihten önce yapılacak. Çünkü bir tek kişinin normal şartlarda bir kez daha aday olma hakkı yok. Hal ve durum böyle olunca tek çarenin seçimin öne alınmasında bulunuyor. Böyle olunca bir tek kişi görevi tamamlayamadığı için anayasa gereği tekrar aday olabiliyor.
Yapılacak erken bir seçimde Cumhurbaşkanı tekrar aday olabiliyor ise milletvekillerinin tamamı da otomatikman yeniden aday gösterilebilmelidirler. Milletvekilleri için böyle bir ayrıcalık yoksa o zaman milletvekili genel seçimlerini zamanında yapmak gerekir. Bir tek kişinin tekrar aday olabilmesi için erken seçime gidiliyorsa yapılacak erken seçimde mevcut milletvekillerinin tamamı da aday olabilmelidirler. Erken yapılacak bir seçimde milletvekillilerin tamamı olduğu gibi tekrar aday olamıyorlarsa bir tek kişi de aday olamamalıdır. Öyle değil mi? Sizler nasıl düşünüyorsunuz bilmiyorum ama böyle bir haktan asıl milletin temsilcileri yaralanmalıdır. Milletin temsilcileri yararlanamıyorsa Cumhurbaşkanı da yararlanamamalıdır.
Yapılacak erken bir seçimde Cumhurbaşkanı tekrar aday olabiliyorsa bunun adı erken seçim olur fakat yapılacak bu erken seçimde siyasi partiler yeniden milletvekili adayları gösterirlerse bunun adı erken seçim olmaz. Bunun adı normal seçim olur ama erken yapılmış normal seçim olur. Yoksa normal koşullarda Cumhurbaşkanı görevini tamamlayamamışsa milletvekilleri de görevlerini tamamlayamamış sayılmaları gerekir.
Cumhurbaşkanı başdanışmanlarından Mehmet Uçum geçenlerde olası erken seçim tarihi olarak 16.04.2028 tarihini açıkladı. Mehmet Uçum ’un Cumhurbaşkanına en yakın isimlerden birisi olduğunu farz edersek seçimin bu tarihte olacağını varsayabiliriz. Çünkü Uçum bu konuyu Cumhurbaşkanından habersiz açıklayamaz. Bu sebeple seçimin hangi tarihte yapılırsa partileri lehine olacağı konusunu enine boyuna araştırmışlardır. Bu araştırma sonucu en uygun tarihin 16.04.2028 olacağına kanaat getirmiş olmalılar ki, Uçum bu tarihi verdi. Bahçeli’nin şimdiye kadar bu tarih konusunda herhangi bir açıklama yapıp yapmadığını bilemiyorum ama yapmadıysa bile en kısa zamanda o da seçim tarihi konusunda mutabık olduklarını açıklayabilir. Şimdi bu sebeple seçimin açıklandığı tarihte yapılacağını varsayabiliriz.
Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimlerinin 16.04.2028 tarihinde yapılacağının açıklanmasının bir anlamı da çalışanların, emeklilerin, dar gelirli vatandaşların, işçilerin, esnafların bu yıl olduğu gibi gelecek yıl da ezilmeye devam edileceği anlamına geliyor. Yapılmakta olan zamlara ister fiyat ayarlaması ister fiyat güncellemesi deyin hiçbir şey fark etmez. İğneden ipliğe yapılmakta olan zamlar gelecek yılda aynı oranlarda hatta daha da fazla oranlarda artacaktır. Çünkü ekonomi kör topal bir şekilde idare edilebilir ama seçim bütçeniz yoksa seçimi kaybedebilirsiniz.
Bizim halk hediyeyi çok sever., Hele hele seçim zamanında dağıtılan çayları, kahveleri, kömürleri çok severler. Bunları bir de devletin valilerine dağıttırırsanız çok makbule geçer. Haliyle dağıtılan bu eşantiyonların da bir maliyeti var tabi. Ayrıca seçimleri garanti altına almak için işçiye, memura ve emekliye bu yıla kadar yapmış oldukları zam oranlarının üzerinde zam yaparlar. Seçimleri garanti altına almış olsaydılar bu zamları da yapmazlar ama seçimleri garanti altına alamadıkları sürece her seçim öncesi bu zamları yaparlar. Peki, bu maliyet nasıl karşılanacak? Amerika’da olduğu gibi bizim ülkemizdeki iş insanları seçim masrafları için yüklü miktarlarda bağış da yapmıyorlar. O zaman dağıtılacak eşantiyonlar ve maaş zamları için bir bütçe ayrılması gerekiyor. İşte bu bütçe gelecek yıl yapılacak zamlardan, işçiden, memurdan, emekliden kesilen ücretlerden, oluşacak. Yani anlayacağınız işçiye, memura, emekliye yapacakları zammı bugüne kadar kestikleri ve gelecek yıl da kesecekleri maaşlardan tamamlayacaklar. Önce alacaklar sonra verecekler. Sonra yine almaya devam edecekler. Bu kısırdöngü seçmenin tercihi değişmediği sürece maalesef her daim devam edip gidecek.
Avrupalı ülkelerde seçmenler ülkelerinin geleceği için sandığa gidiyorlar. Bizim ülkemizde ise maalesef bir kişi için sandığa gidiliyor. Eski Türkiye’de de ülke için sandığa gidilirdi. Esasen eski Türkiye’de parlamenter rejim vardı. Cumhurbaşkanı milletvekilleri arasından bir defalığına 7 yıllık süre için seçilirdi. Başbakan seçilmenin ise bir sınırı yoktu. Seçimi kazanmış iseniz doğal olarak da Cumhurbaşkanı tarafından Başbakan olarak atanırdınız. Esasen ülkeyi Cumhurbaşkanı değil Başbakan yönetirdi. Cumhurbaşkanının kanunda kendisine verilen görevleri dışında başka bir görevi de yoktu. Dolayısıyla iktidarda olan bir siyasi parti TBMM çoğunluğunu kaybetmediği sürece erken seçime gidilmezdi. Bu dönemlerde erken seçime gidilme alışkanlığı maalesef tek bir kişinin sürekli seçilmek istemesinden kaynaklanıyor.
İşte yine bir kişi için yeni bir seçime gidiyoruz. Kemal Kılıçdaroğlu Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına Mutlak Butlan olarak bir kişinin yeniden seçilmesi için oturtuldu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diploması da bir kişinin yeniden seçilmesi için iptal edildi. Keza İmamoğlu Cumhurbaşkanı adayı olamasın diye tutuklandı. Yoksa İmamoğlu’nun toplum nazarında ciddi anlamda bir karşılığı vardı ve bu karşılık onun Cumhurbaşkanı olmasını sağlayacaktı. Yoksa bugüne kadar önceki Cumhurbaşkanı adayları da seçim kazanma noktasında iddialı olmuş olsaydılar onlar da tutuklanırlardı. Örneğin ‘’Ekmek için Ekmeleddin’’ sloganı ile seçim kampanyası yürüten bir Ekmeleddin İhsanoğlu vardı. Bu adayı Devlet Bahçeli bulmuştu ve Kemal Kılıçdaroğlu’na dayatmıştı. Yoksa normal şartlarda Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’di. Belki bana inanmayacaksınız ama Kemal Kılıçdaroğlu Yılmaz Büyükerşen’i seçilmesi için değil seçilmemesi için aday gösterecekti ancak Bahçeli son dakikada İhsanoğlu’nun ortak aday gösterilmesi teklifini yapınca Kılıçdaroğlu’nu büyük bir zahmetten kurtardı.
Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili gösterilen diğer adaylar da iddialı değildi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir sonraki adayı Muharrem İnce’ydi. Kılıçdaroğlu bu dönem Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı adayı olarak göstermek istemiş ancak Abdullah Gül muhalefetin tek kendi adaylığı altında birleşilmesini istemişti. Meral Akşener adaylığını açıklayınca Abdullah Gül aday olmaktan vazgeçmişti. Kılıçdaroğlu bu sebeple Muharrem İnce’yi aday göstermek zorunda kalmıştı. Kılıçdaroğlu diğer yandan Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması için ona destek vermedi. Dolayısıyla Muharrem İnce seçim meydanlarında yalnız kaldı. Muharrem İnce’nin partisi tarafından yalnız bırakılması seçimi kaybedeceğinin de bir belirtisiydi. Dolayısıyla Muharrem İnce’nin diplomasını iptal etmeye ve onu tutuklamaya gerek kalmamıştı.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir sonraki adayı ise Kılıçdaroğlu’nun kendisi idi. Bu dönemde Ekrem İmamoğlu’nun ve Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı adayı olma durumları vardı. Diğer taraftan iktidar partisi yandaşları Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın aday olmalarına karşın Kılıçdaroğlu’nun kendisini aday göstermesi için gaza getirmeye çalıştılar. Bu çalışmalarında da başarıya ulaştılar. Kılıçdaroğlu sanki seçimi kazanacakmış gibi aday oldu. Bu sebeple iktidar partisi Kılıçdaroğlu’nun diplomasını iptal etmeye veya onu tutuklamaya gerek görmedi. Çünkü seçimi Kılıçdaroğlu’na karşın kazanacaklarını biliyorlardı.
Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerinin ardından Cumhuriyet Halk Partisi kurultaya gitti. Kılıçdaroğlu bu kurultay da koltuğunu kaybetti. AKP Cumhuriyet Halk Partisi’nde Kılıçdaroğlu’nun koltuğu kaybetmesiyle birlikte bir bocalama dönemi geçirdi. Bu süreçte yerel seçimler yapıldı. Yerel seçimleri Cumhuriyet Halk Partrisi büyük bir oy çoğunluğu ile kazandı. Ekrem İmamoğlu ile Mansur Yavaş yeniden büyükşehir belediye başkanlıklarını kazandılar. Bu belediye başkanları bu defa meclis çoğunluklarını da kazandılar. AKP bu yerel seçim sonuçlarından sonra yeni yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimini de kaybedeceğini gördü. Çünkü Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanlığı’na aday oluyordu. Onun aday olmasının önüne geçmek için önce diplomasını iptal ettiler sonra da tutukladılar. Eğer Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacak noktada olmamış olsaydı ne diploması iptal edilirdi ne de tutuklanırdı.
Avrupalı ülkelerde siyasi partilerin genel başkanları kendi partilerinin iktidara gelmesi için çaba sarf ederler. Bizim ülkemizde ise dönemin ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı bugüne dek bir kişinin seçilmesi çaba sarf etti. Cumhuriyet Halk Partisi bugün ana muhalefet partisi sıfatını kaybettiği için eskisi kadar bir kişinin seçilmesi için çaba sarf edemeyecek ama en azından Cumhuriyet Halk Partisi’ni bölmüş olmaktan dolayı bir nebze de olsa görevini yaptı. Evet bizim ülkemizde ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı bugüne değin kendi partisi yerine iktidar partisinin seçim kazanması adına çaba sarf etti. Yani bizim ülkemizde bir ana muhalefet partisi genel başkanı bile bir kişinin seçilmesi için çaba sarf etti. Kılıçdaroğlu şimdiden yine 2028 yılında yapılacak erken seçimlerde de bir kişinin seçilmesi için çalışıyor.
Bugün TBMM çatısı altında yasalaştırılan adına Çerçeve Yasa denilen PKK Terör Örgütü elemanlarına af niteliği taşıyan ve bu örgütün elebaşısı için Bahçeli tarafından bir statü verilmesi düşünülen plan da bir kişinin tekrar seçilmesine olanak sağlayacak bir projedir. DEM Parti geçen yerel seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi ile iş birliği yapmış ve kent uzlaşıları ile birçok belediye başkanlığının Cumhuriyet Halk Partisi tarafından kazanılmasını sağlamıştı. Hatta bu uzlaşı Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerel seçimlerde birinci parti olmasını sağlamıştı. Cumhur İttifakı bu sebeple DEM Parti ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin iş birliği yapmaya devam etmesini istemedi. Bu iş birliğinin baltalamanın tek yolu ise DEM Parti ile yeni anayasa çalışması yapmaktı. Yani DEM Parti’yi Cumhuriyet Halk Partisi’nden koparmaktı. Yani tabiri caizse DEM Parti’yi kafaya almaktı. İşte bu görevi Bahçeli yerine getirdi. Bahçeli 01.10.2024 tarihinde TBMM’nin açılış töreninde DEM Partililerin elini sıkmakla işe başladı. Bu durum eşyanın tabiatına aykırı idi ama gerçekleşti. Hakikaten eskiden birbirlerine ile zıt partiler değillermiş gibi iç içe oluverdiler. Hatta Bahçeli terörist başının haklarını savunan bir kişiliğe bürünüverdi. Bu anlamda Bahçeliye bir Nobel Barış Ödülü verilse yeriydi. Bu arada DEM Partililer de Bahçeli’yi en fazla savunan partili oldular.
Bu aşamada yanıtlanması gereken en önemli soru ise şudur. Madem Bahçeli’nin DEM Parti ve terörist başı aşkı vardı, o zaman neden bugüne kadar adım atıp atmadı? Özellikle DEM Partililer bu sorunun cevabını verebilirlerse Bahçeli’nin bir sonraki hamlesini de bilebilirler. Sizleri bilemem ama bana göre Bahçeli’nin DEM Parti ve terörist başı aşkı bir kişinin tekrar seçilip seçilememe endişesinden kaynaklanıyor. Bir kişi 2028 yılında yapılacak seçimi kazanabilecek pozisyonda olsaydı Bahçeli bu adımı atmazdı. Hakikaten Bahçeli’nin gerçek anlamda DEM Parti ve terörist başı aşkı olsaydı bu aşk şimdiye değin çoktan meyvesini verirdi. Bu aşk illaki yeni seçim başlangıcında başlamazdı.
Şurası bir gerçek ki, 2028 yılında veya daha evvel bir tarihte yapılacak seçimi bir kişi kazandığı zaman Bahçeli’nin tavırları da değişecek. Eski tavırlarından hiçbir eser kalmayacak. Yeni dönem için yeni planlar ortaya konacak. Yeni süreçte yine DEM Partiye ihtiyaç olursa tabi ki, yine DEM Parti ile el ele kol kola olunacak ancak yeni süreç başka planlara evrilirse Bahçeli, DEM Parti aşkı sona erecek.
Biraz da AKP’nin içinden başka bir adayın çıkıp çıkmayacağına değineyim. Sizce AKP içerisinden başka bir Cumhurbaşkanı adayı çıkabilir mi? AKP içinden başka bir Cumhurbaşkanı adayının çıkıp çıkmayacağı ile ilgili dönemin AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan şu açıklamayı yapmıştı
“Ben biliyorum ki Erdoğan’ız Bülent Turan Çanakkale’de bir hiçtir. Erdoğan’la yürürsek kıymetimiz var. Bizim vekillerimizin hepsi de aynı kanaatte”
Bülent Turan yapmış olduğu açıklamada açıkçası bir kişi olmazsa kendilerinin bir hiç olduklarını itiraf etti. Esasen bu açıklama doğrudur. AKP’yi bugünlere tek bir kişi getirdi. Bu yürüyüşte yola birlikte çıktıkları birçok partili ayrıldı ancak tek bir kişiye sadık olan partililer ondan hiç ayrılmadılar. Bir tek kişi hiç seçim kaybetmediği için onlar da kaybetmediler. Bir tek kişi seçim kazandıkça onlar da seçim kazanmış oldular. Şurası bir gerçek ki, bir tek kişi herhangi bir seçimde partisinin başında olmasın ve seçimde aday olmasın ortada AKP diye bir parti kalmayacak. ANAP nasıl dağılmış ise AKP’de öyle dağılacak. Ancak bugünün koşullarında AKP’nin dağılması henüz söz konusu değil.
Peki, bu aşamada kendimize şu soruyu soralım. Tek bir kişi tekrar seçilemez ise ülke yönetilemez mi? Eminim bu soruya AKP’liler evet diyecekler ama gerçek öyle değildir. Ülke AKP’nin iktidar olmadığı dönemlerde nasıl yönetilmiş ise AKP seçimi kaybettiği zaman da öyle yönetilecektir. Esasen AKP iktidarını kaybettiği zaman bu partiye oy veren seçmenler verdikleri oydan pişman olduklarını söyleyecekler. Bu söylem için ise daha zamana ihtiyaç var. Çünkü AKP iktidardan düştüğü zaman demokrasi, insan hak ve özgürlükleri, adalet, gelir dağılımı eşitliği, kadın hakları, sosyal haklar, ekonomi alanlarında bir ilerleme olacak. Ülke eskiden olduğu gibi yine liyakatle yönetilmeye başlayacak. Bu öngörülerim şimdiden uçuk bir beklenti gibi görünebilir ancak AKP’den sonra seçim kazanacak siyasi partiler ülkeyi AKP iktidarından daha iyi yöneteceklerinden eminim.
Gelen gideni aratırmış diye bir atasözümüz vardır, bilirsiniz. Böyle bir olasılık da var elbette. Ancak emin olun ki, bu ülkede gelenin gideni aratacağı dönemler geçti. Ülkeye AKP iktidarının vermiş olduğu zararı hiçbir iktidar veremez. 3 Kasım 2002 yılında iktidar geldiler. Tamı tamamına yirmi dört yıl geçti. Bu zaman zarfında ülkenin değerlerini yok pahasına sattılar. Dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan şöyle demişti.
’’ Satacağız, satacağız. Her şeyi satacağız. Kar edeni de satacağız, zarar edeni de satacağız’’
Hakikaten her şeyi sattılar. Devletin elinde hiçbir şey kalmadı. Elektrik santralları, Çimento Fabrikaları, Kâğıt Fabrikaları, Sümerbank, Şeker Fabrikaları, Tekel, Köprüler gibi daha birçok devlet malını yok yere sattılar. Eminim satılan bu fabrikalarda çalışan birçok işçi o günleri anımsayacaktır. Çalıştıkları işyerleri özelleştikçe işlerini kaybedenler hatırlayacaklardır. Ülke de satılmadık bir yer varsa emin olun yeni dönemde onları da satacaklardır. Çünkü bunlar alıcı değil satıcıdırlar. Ülkenin varlıklarını bitene kadar satarlar. Sonuçta olan işlerini kaybeden yoksul insanlara olur. Ülkenin geleceği olan gençlere olur. Esasen gençlerin ülkeden kaçmalarının bir sebebi de budur.
Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına eski genel başkan Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan olarak atanmasından dolayı doğdu. İktidar Cumhuriyet Halk Partisi bölünürse oylar da bölünür hesabı yapmıştı ancak Cumhuriyet Halk Partisi ikiye bölünmedi. Cumhuriyet Halk Partililer çoğunlukla Yeni Parti’ye geçtiler. Dolayısıyla Yeni Parti Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerini aldı. Şimdi bu sebeple Yeni Parti’nin seçime girmesini engellemeye çalışıyorlar. Büyük bir olasılık ile Yeni Parti’yi seçime sokmayacaklar. Yeni Parti böyle bir durumda ya seçime gireceği garanti olan mevcut bir siyasi parti içinden seçime girecek ya da henüz adı sanı belli olmayan ama seçime girme yeterliliği olan bir siyasi parti ile seçime girecek. Ben daha çok adı sanı henüz belli olmayan bir siyasi parti ile seçime girmek isteyeceklerini düşünüyorum. Çünkü TBMM çatısı altında mevcut bir siyasi parti ile yapılacak pazarlıklar hüsranla sonlanabilir. Milletvekili listelerinde anlaşma sağlanamayabilir. Yeni Parti doğal olarak ana muhalefet parti konumundan dolayı ve mevcut milletvekili sayısı üzerinden kontenjan isteyecektir. Öte yandan da milletvekili adaylarının gösterileceği siyasi parti de seçilebilecek yerlerden kayda değer bir kontenjan kullanmak isteyecektir. Bir başka konu da milletvekili adaylarının gösterileceği siyasi parti bazı Yeni Partili milletvekillerini kendi listelerinden gösterilmesini istemeyecektir. Sonuçta neresinden bakarsanız bakın, Yeni Parti’nin seçime girememesi durumunda TBMM çatısı altından bulunan siyasi partiyle anlaşması zor olur.
Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi, tutuklanması, Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanların tutuklanması veya baskı ile iktidar partisine transfer edilmeleri hangi amaca yönelik ise Yeni Parti’nin seçime katılmasını önlemek de o amaca hizmet eder. Peki, ne için? Tek amaç elbette tek bir kişinin tekrar seçilmesini sağlamaktır. Bu ülkede tek bir kişinin tekrar seçilmesi için her şeyi zorlamak esasen doğru değildir. Her şey tavında ve zamanında güzel olur. Yani azı karar, fazlası zarardır.
Ülkemizin her alanda normalleşmeye ihtiyacı var. Bugün ekonomik dengelerin bozulmasından dolayı insanlar geçim sıkıntısı yaşıyorlar. Emekliler bulabilirlerse ikinci bir iş yapıyorlar. Eskiden alınan satılan her şeyin bir kıymeti vardı. Tek bir maaş ile geçinilirdi. Bugün ise çift maaş ile bile geçinilemiyor. Emekli ikramiyesi ile ev satın alınırdı. Şimdilerde bırakın ev almayı emekli ikramiyesi ile araba bile satın alınamıyor.
İnsanlar yanılabilir. Bu durum insanın doğasında vardır. Bu sebeple ülkeyi değişen dünyaya ayak uydurabilecek genç ve dinç insanlara emanet etmek gerekir. 21.09.2026

