Academıa

İSRAİL DEVLETİ KURULDU, FİLİSTİN DEVLETİ DE KURULACAK

Filistin’de ilk Yahudi devlet kurma fikri 1799 tarihinde Fransız Generali Napolyon Bonaparte’den gelmiştir. Yahudi bir devlet kurma girişimleri bu tarihten sonra devam etti.

Yahudi bir devlet kurma girişimi olan Birinci Siyonizm Kongresi 1896 tarihinde İsviçre’nin Basel şehrinde toplandı. Herzl, Viyana’da yaşayan bir Yahudi’ydi. Yahudiler’in kendi devletini kurmasını savunuyordu ve özellikle Avrupa’daki Yahudi düşmanlığına karşı bu fikri geliştirmişti.

Kongrenin sonunda, Basel Programı yayınlandı. Bu belgede, Filistin’de bir Yahudi vatanının kurulması ve Dünya Siyonizm Teşkilatı’nın bu amaca ulaşmak için faaliyete geçirilmesi öngörüldü. 1897’den önce, çok az sayıda Siyonist göçmen Filistin’e gelmişti. Siyonist göçmen sayısı 1903 tarihinde kadar 25 bine ulaştı. Doğu Avrupa’dan gelen göçmenlerde vardı. O zamanlar Filistin, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçasıydı. Daha sonra 1904 ile 1914 tarihleri arasında 40 bin kişilik bir ikinci göçmen dalgası geldi.

Siyonizm, Filistin’deki Yahudi halkı için kamu hukuku kapsamında güvence altına alınan bir yuva kurmayı amaçlamaktadır.
Kongre bu amaca ulaşmak için aşağıdaki araçları düşünmektedir:
1. Yahudi çiftçilerin, zanaatkârların ve tüccarların uygun yollarla Filistin’e yerleşmelerinin teşvik edilmesi.
2. Ülke yasalarına uygun olarak, uygun yerel ve genel etkinlikler aracılığıyla tüm Yahudiliğin örgütlenmesi ve birleştirilmesi.
3. Yahudi ulusal duyarlılığının ve ulusal bilincinin güçlendirilmesi ve teşvik edilmesi.
4. Siyonizmin hedeflerine ulaşabilmek için gerektiğinde hükümetin rızasının alınmasına yönelik hazırlık adımları.

Filistin Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’ne bağlıydı. Bölgede yaşayan Araplar İngiltere’nin de desteğiyle Osmanlı İmparatorluğu’na karşı ayaklandılar. İngiltere gelişmeler üzerine 1918 tarihinde bölgeyi işgal etti. Birleşmiş Milletler Örgütü 25.04.1920 tarihinde Filistin’in İngiltere’ye bağlılığını kabul etti. Bu arada İngiliz Sir Henry McMahon, Osmanlı İmparatorluğu’nun elinde bulunan topraklarda Araplara bağımsızlık sözü vermişti. Diğer yandan Fransa ve İngiltere Sykes-Picot Antlaşması ile bölgeyi ikiye bölüyordu. 1917 Tarihinde İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, Filistin’de Yahudi halkları için bir vatan kurulması sözü verdi. Bu söz Balfour Deklarasyonu olarak adlandırıldı. Yayınlanan Balfour Deklarasyonunda Filistin topraklarının tamamının İsrail’e verilmediği vurgulanmıştı.

Dışişleri Bakanlığı
2 Kasım 1917
Sayın Lord Rothschild,
Sizlere aktarmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Majestelerinin Hükümeti adına, Kabine ‘ye sunulan ve Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan Yahudi Siyonist özlemlerine yönelik aşağıdaki sempati beyanı
Majestelerinin Hükümeti, Filistin’de Yahudi halkı için bir ulusal yurt kurulmasını olumlu karşılamaktadır ve bu amacın gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden gelen çabayı gösterecektir; sivil ve dini haklara zarar verebilecek hiçbir şeyin yapılmayacağı açıkça anlaşılmıştır. Filistin’deki Yahudi olmayan toplulukların durumu veya Yahudilerin başka herhangi bir ülkede sahip olduğu haklar ve siyasi statü.
Bu beyanı Siyonist Federasyonun bilgisine sunarsanız minnettar olurum.
Arthur James Balfour

Filistin’de bulunan Yahudilerin sayısı 1922 tarihinde 750 binlik nüfusun yüzde 11’ine ulaştığını gösteriyordu. Bu sayı daha sonra 300 bine dayandı. Bu süreçte Siyonistler ile Araplar arasında iç çekişmeler başladı. Yaşanan iç çekişme sonucu 1929 yılının ağustos ayında kanlı çatışmalara dönüştü. Filistinliler İlk etapta 133 Yahudiyi öldürdü. Buna karşılık İngiliz polisi de 110 Filistinliyi öldürdü.

Filistin topraklarında yaşanan çatışmalar sonucu Araplar genel grevlere gittiler. Yaşanan gelişmeler sonucu 1937 yılının temmuz ayında İngiltere’de, Lord Peel’in başkanlığındaki bir Kraliyet Komisyonu, Filistin’in Yahudi ve Arap devletleri arasında ikiye bölünmesini önerdi. Yahudi devleti, İngiliz mandasındaki Filistin’in üçte birini kaplayacaktı ve Celile Denizi ile sahildeki düzlükleri içine alacaktı. Filistinli ve Arap temsilciler teklifi reddettiler ve bu teklifin yerine devam eden göçün durmasını ve azınlık haklarına saygılı bir üniter devlet kurulmasını istediler. Ancak her şeye rağmen Yahudi göçü devam etti.

İngiltere Filistin sorununu 1947’de Birleşmiş Milletlere Örgütü’ne devretti. Avrupa’daki Nazi zulmünden kaçan yüzbinlerce Yahudi’nin Filistin’e göç etmeye devam etmesi çözüm arayışını daha da zorlaştırdı. Birleşmiş Milletler Örgütü’nün kurduğu komite, bölgeyi Filistin ve Arap devletleri arasında bölmeyi önerdi. Filistinli temsilciler teklifi reddederken, Yahudi temsilciler kabul etti. Yapılan çalışmaya göre Filistin’in yüzde 56,47’si Yahudi devletine, yüzde 43,53’ünü de Arap devletine bırakılıyordu. Kudüs ise uluslararası bir idare altında olacaktı. Yapılan plan Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 29.11 1947 tarihinde 33 ülkenin oluru ile onaylandı. Filistinlilerin reddettiği plan bugüne değin hiç uygulanmadı. 14.05.1948 tarihinde İsrail Devleti’nin kurulduğu ilan edildi.

İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü arasında 04.05.1994 tarihinde İlkeler Deklarasyonu adı altında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaya göre İsrail Gazze şeridinin çoğunu terk ediyordu. İsrail Yahudi yerleşim alanında bulunan arazilerde varlığını sürdürecekti. Batı Şeria’da ise Eriha kentini Filistinlilere bırakılıyordu. Ancak çatışmalar sürekli devam etti. Daha sonra yapılan anlaşmalarda uygulanamadı. Dolayısıyla İsrail Filistin topraklarını işgal etmeye devam etti.

Filistinliler bugün 1967 yılı öncesi sınırlarına dönmek istiyorlar. İsrail ise bu planı kabul etmiyor. Dahası İsrail Başbakanı Netanyahu Filistin Devleti’nin kurulmasını istemiyor. Gazze dahil tüm Filistin topraklarını İsrail topraklarına katmak istiyor. Gazze’yi temsil eden Hamas ise Filistin topraklarında İsrail Devletini istemiyor.

Arap Devletleri 27 / 28 Mart tarihlerinde Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta yaptıkları toplantıda İsrail’in 1967 yılı sınırlara geri dönmesi karşılığında İsrail ile ilişkilerini normalleştirme vaadinde bulunmuşlardı. Bu planı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Hamas kabul etmedi.

Netanyahu Uluslararası Adalet Divanında açılan davaya rağmen Gazze’ye saldırılara devam ediyor. Şurası bir gerçek ki, İsrail’e gerçek anlamda silah yardımları kesilmediği sürece ve bir yaptırım uygulanmadığı sürece Netanyahu’yu durdurmak mümkün değildir. Netanyahu ancak ve ancak verilen siyasi ve askeri desteğin kesilmesi ile durdurulabilir. Çünkü Hitler’in yapısı nasılsa Netanyahu’nun yapısı da odur.

ABD Başkanı Joe Biden de Netanyahu’nun çok ileri gittiğine yönelik açıklamalar yapmaya başladı. Hatta Biden İsrail’in Gazze şeridindeki eylemlerinin haddini aştığını ve durması gerektiğini dile getirdi. Ancak Netanyahu’nun ileri gittiğini açıklamak Netanyahu’yu durdurmaz. Hele hele Birleşmiş Milletler Örgütünde oylanan ateşkes kararını veto etmek Netanyahu’yu daha da cesaretlendirir.

Biden bu yıl yapılacak ABD Başkanlık seçimlerinde tekrar aday oldu ve bu seçimlerde İsrail lobisinin oylarına ihtiyacı var. Biden’in bu şartlar altında Netanyahu üzerinde etkili olması zor görünüyor. Biden ya seçimi kaybetme pahasına Netanyahu’yu durduracak, ya da Netanyahu’ya yönelik etkisiz eleştirilerine devam ederek yeni katliamlara göz yummak zorunda kalacak. Biden öte yandan da Arap ülkeleri ile arasını korumak zorundadır. Çünkü seçimi kazanmış olsa bile Arap ülkeleri ile arası bozulursa Ortadoğu’da oyun kuramaz hale gelir. Biden Ortadoğu’da oyun kuramadıktan sonra seçimi kazanmış olsa bile artık etkili bir oyuncu olamaz. Biden için önemli olan Arap ülkeleri ile Filistin sorununu İsrail’i üzmeden çözmektir. Çünkü Arap ülkeleri ile iş birliği olmaz ise ikinci İsrail devletini kuramaz.

İsrail’in eski Başbakanlarından Ehud Olmert ise Netanyahu’nun Gazze planı konusunda farklı düşünüyor. Olmert, yapmış olduğu bir söyleşide Gazze’de devam eden savaşı durdurma zamanının geldiğini söyledi. Olmert ayrıca Gazze’nin Filistinlilere ait olduğunu söyledi. Ehud Olmert’in mevcut savaş ile ilgili görüşleri ABD’nin stratejisi ile uyuşuyor. Ancak bugünün şartlarında ne Netanyahu, ne de Hamas ortak bir noktada buluşabiliyorlar.

Hamas Filistin topraklarında İsrail Devleti’nin yerleşmesini kabul etmemesi konusunda haklıdır. Çünkü bu topraklarda ezelden beri İsrailliler değil Filistinliler yaşıyordu. Doğal olarak bu topraklar Filistinlilerindir. Ancak öte yandan da var olan bir gerçek var ki o da, 1897 tarihinden bu yana Filistin topraklarında Yahudiler de yaşıyor. Dahası Birleşmiş Milletler Örgütü’nün iki devletli çözüm planından başka bir plan yok.

Bugünün şartlarında- Hamas ile Netanyahu ile bir çözüme ulaşılamayacağı açıkça görülüyor. Savaşın durması ve barış görüşmelerine geçebilmek için İsrail’de bir iktidar değişikliğine ve Gazze’nin mevcut Filistin Yönetimine bırakılmasına ihtiyaç var. Bu değişiklik ise ancak ve ancak Birleşmiş Milletler Örgütü’nün İsrail’i durdurması sonucu Arap ülkelerin arabuluculuğunda gerçekleşebilir.

İsrail Devleti 14.05.1948 tarihinde kurulmuştu. Öyle ya da böyle bir gün Birleşmiş Milletler Örgütü’nün kabul ettiği bir Filistin Devleti de Netanyahu’ya rağmen kurulacak. Ancak bu aşamaya gelene kadar daha birçok kan akacak. 22.02.2024

https://www.academia.edu/115248003/ISRAIL_DEVLETI_KURULDU_FILISTIN_DEVLETI_DE_KURULACAK

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Menu Title