Academıa

BOP, RUSYA’YA RAĞMEN DEVAM EDEMEZ

Ortadoğu ABD için bulunmaz bir nimettir. Çünkü bu bölgede yeraltı ve yer üstü enerji kaynakları var. Çevreleme politikası güdülen Rusya bu bölgenin hemen üstünde bulunuyor. Siyonist İsrail’de bu bölgededir. ABD’nin ve İsrail’in ileri karakolu olarak düşünülen Kürtler’ de bu bölgede yaşıyorlar. Daha ne olsun? ABD böyle bir bölgede olmayacak da nerede olacak?

Soğuk savaş yıllarında iki kutuplu dünya vardı. Dolayısıyla ne ABD Sovyetlere karşı bir üstünlük kurabiliyordu, ne de Sovyetler ABD’ye karşı bir üstünlük kurabiliyordu. Böylelikle her iki süper güç birbirlerini kontrol edebiliyorlardı. Dolayısıyla barış birbirlerine karşı üstünlük kuramayan bu güçler sayesinde bir nebze de olsa dünyaya egemen olabildi.

ABD Dünya liderliğini İngilizlerden Devraldı
Her şey, ABD’nin dünyanın liderliğini İngiltere’den devralmasıyla başladı. İkinci Dünya Savaşında sonra İngiltere çok yıpranmıştı. Savaşın getirdiği ekonomik yük de ağır gelmişti. İngiltere zaten öteden beri Yunanistan’a yapmakta olduğu yardımları da devam ettiremez hale gelmişti. 21 Şubat 1947 tarihinde İngiltere’nin ABD Büyükelçisi Lord Inverchapel ABD Dışişleri Bakanlığı’na iki resmi not gönderdi. Lord Inverchapal bu notlarda Yunanistan’ın içinde bulunduğu iç savaş ve ekonomik durumun etkisiyle ülkenin çökme durumuna geldiğini bildiriyordu. Öte yandan komünist gerilla hareketi sosyalist rejimi Yunanistan’a getirmek üzere idi. Ekonomik sıkıntı içinde bulunan İngiltere de bu ülkeye 1944 yılından beri yapmakta olduğu yardımları 31 Mart’tan sonra kesme kararı almıştı.

İkinci notta ise İngiltere’nin Türkiye’ye yapmakta olduğu askeri ve ekonomik yardımı 31 Mart’tan sonra yapamayacağı belirtiliyordu. Bu gelişme ABD Başkanı Truman’ın İngiltere’nin Ortadoğu’da yüklendiği görevi devralma ve sosyalist rejimin önünü kesme anlamında ilk adımları atmasına neden oldu. Böylelikle ABD 1947 yılında dünyanın efendisi oldu.

ABD SSCB’yi Dağıtarak Dünya Liderliğini Tekrar Geri Aldı
25.10.1917 tarihinde Rusya’da Bolşevik devrimi olmuş ve 30.12.1922 tarihinde Sovyetler Birliği kurulmuştu. Sovyetler Birliği’nin kurulmasıyla birlikte dünyaya yeni bir denge gelmiş ve soğuk savaş dönemi başlamıştı. Ancak bu dönem 1990’lı yıllarda dağılış sinyalleri vermeye başladı. 12 Haziran 1991 tarihinde Rusya’da seçimler yapılmış ve Boris Yeltsin RSFSC’nin Başkanı seçilmişti. Yeltsin 10 Temmuz 1991 tarihinde Rusya halkına ve Rusya Anayasasına bağlılık yemini ederek ve RSFSR Başkanı olarak göreve başladı.

08.12.1991 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin ile Ukrayna ve Beyaz Rusya Devlet Başkanları bir araya gelerek Sovyetler Birliği’ni dağıttıklarını açıkladılar. Gelişmeler üzerine Sovyetler Birliği resmen 25.12.1991 tarihinde dağıldı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsız federasyonlar bağımsızlıklarını ilan ettiler. Rusya Federasyonu ( RSFSR ) da bağımsız bir devlet oldu ve uluslararası toplum tarafından Sovyetler Birliği’nin halefi olduğu kabul edildi.

Sovyetler Birliği’nin dağılması demek aynı zamanda NATO’nun alternatifi Varşova Paktı’nın da dağılması demekti. Varşova Paktı dağıldı ancak NATO dağılmadı. Çünkü NATO her ne kadar Sovyetlere karşı kurulmuşsa da varlığını devam ettirdi. Çünkü ABD açısından düşman salt Sovyetler değildir. ABD açısından düşman ABD’nin çıkarlarına hangi devlet ters düşüyorsa düşman o devlettir. Dolayısıyla ABD’nin düşmanı hiç bitmez. ABD’nin düşmanları aynı zamanda NATO’nun da düşmanlarıdır. Çünkü NATO demek aynı zamanda ABD demektir. Dolayısıyla siyasi bağımsızlıklarını NATO’ya teslim eden Avrupa ülkeleri her daim ABD’nin kölesi durumundadırlar.

Büyük Ortadoğu Projesi’nin Başlangıç Aşamaları
Dönemin ABD Başkanı George Bush BBC belgeselinde, Filistin Lideri Mahmut Abbas’a yönelik ‘’‘Tanrı’dan görev aldım. Afganistan ve Irak’ı da onun için işgal ettim. Biz, Müslümanlara 15. Haçlı Seferi’ni başlattık.’ İfadelerini kullandı.

Yine dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice Washington Post gazetesine verdiği röportajda ‘’‘Başta Türkiye olmak üzere Fas’tan Basra Körfezi’ne kadar olmak üzere Ortadoğu’da bulunan 22 ülkenin sınırlarının değişmesi gerekli.’’ dedi.

Dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Amerikan Girişim Enstitüsü’nde yaptığı konuşmada ‘’“Başkan Bush’un Haçlı Seferi sözlerini destekliyorum, SAVAŞIMIZ İSLAM’LA. Biz, Afganistan ve Irak’ı işgal etmeseydik, onlar İslam Birliği’ni kurup İsrail’i yok edeceklerdi.” dedi. Filistin zaten İsrail’in ana vatanı değildi. İsrail İngilizlerin yardımı ile Filistin’i işgal etmişti.

Fransa Eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Amerikalı bir gazeteciye “Hepimiz Bizans’ın çocuklarıyız. Avrupa’nın temel şartlarına uymuş bir Türkiye, Avrupa için olağanüstü tehlikelidir. Onun için BOP gecikmeksizin gerçekleştirilmelidir ‘’ dedi.

Tüm bu söylemler ABD’nin gerçek niyetini ortaya koyuyordu. Bu sebeplerle Büyük Ortadoğu Projesi uygulamaya koyuldu. 20.03.2003 tarihinde kimyasal silah yalanıyla Irak işgal edildi. 26.01.2011 tarihinde Arap Baharı yalanları ile Suriye, 17.02.2011 tarihinde de Libya iç kargaşa ortamına sürüklendi. Irak ile Libya’da ülke rejimleri yıkıldı. Suriye ise halen direnmeye devam ediyor.

ABD bu proje ile Ortadoğu’ya yerleşti. Bir taraftan İsrail’in güvenliği alındı, diğer taraftan Irak ve Suriye’nin enerji kaynaklarına el konuldu. İsrail’i korumakla görevlendirilen Kürtlere kuzey Irak’ta özerk bölge temin edildi. Proje devam ederse Suriye, İran ve Türkiye’de de özerk bölgeler kurulacak. Daha sonra bu bölgeler birleştirilerek Büyük Kürdistan oluşturulacak. ABD diğer taraftan da bölgenin enerji kaynaklarına el koyacak.

Şurası bir gerçek ki, bölgede enerji kaynakları ve İsrail’in güvenliği konusu olmamış olsaydı Kürtler ABD’nin hiç akıllarına gelmeyecekti. Ancak Ortadoğu öylesine bir coğrafyaya sahip ki, tüm bileşenler ABD’nin bu bölgeye yerleşmesine neden oldu.

Rusya, Büyük Ortadoğu Projesi’nin Önündeki En Büyük Engeldir.
Bugün Sovyetler Birliği yok ama onun yerine Rusya var. Ve Rusya ile hareket eden bağımsız devletler var. ABD bu eski Sovyet ülkelerini Rusya’dan kopararak NATO’ya bağlamak istiyor. Bu amaçla Büyük Ortadoğu Projesi’nin yanında Büyük Asya Projesi’ni geliştirdi. Bu proje ile Rusya’yı çevrelemeye çalışıyor. Rusya’nın elini kolunu bağlamak istiyor. Ancak gelişmeler ABD’nin istediği yönde gelişmiyor. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat’ın Rusya’yı ülkesine yardım için çağırması ABD’nin tüm planlarını alt üst etti.

Bölgede yaşanan gelişmeler Büyük Ortadoğu Projesi’nin Suriye’de duraklama dönemine girmesine neden oldu. ABD her ne kadar Suriye’nin bir bölümünü ele geçirmiş ve bu bölgeleri Kürtler ile kontrol altında tutuyorsa da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat Rusya’nın verdiği destek ile iktidarını devam ettiriyor. Türkiye eskiden olduğu gibi yeniden ABD’nin hizasına girerse bu durum ABD için bulunmaz bir fırsat olacaktır. Böyle bir durumun ortaya çıkması Türk Rus iş birliğinin de sonunu getirir. Türk Rus iş birliğinin sonu demek, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne kaldığı yerden devam etmesi demektir. Bugünün şartlarında Türkiye bu duruma hazır değil. Ancak iktidar partisinin olası bir politika değişikliği veya muhalefetin ABD yanlısı bir Cumhurbaşkanı adayını seçtirmesi halinde projenin Türkiye ayağı yeniden faaliyete geçer.

Muhalefetin Durumu
Türkiye’de muhalefet taraftarları bugünün şartlarında strateji değişikliğinden çok salt ülkeyi yönetenleri değiştirmeyi düşünüyor. Yani Cumhurbaşkanı adayının kişiliğinden çok ‘’kim olursa olsun, yeter ki olsun’’ aşamasında bulunuyorlar. Bu durum salt mevcut Cumhurbaşkanını değiştirmekten başka bir şey değildir. Oysaki, yeni seçilecek Cumhurbaşkanı Rusya ile başlayan dönemi önemsemeli ve bu ilişkiyi daha ileri bir noktaya taşımalıdır. Rusya’nın yanısıra Avrupa ülkelerinden çok Asya ülkeleri ile iş birliğini önemsemelidir. Ancak görünen o ki, muhalefet cephesi Asya ülkeleri yerine Avrupa ülkelerini daha fazla önemsiyor. Ancak öte taraftan da ekonominin kalbi Asya ülkelerinde atıyor. Avrupa Birliği İngiltere’nin de ayrılmasıyla eski işlevini kaybetti. Bunun yansıra enerji kaynakları Asya ülkelerinde bulunuyor. Bu durumu analiz edemeyen muhalefet cephesi iktidara gelmesi halinde aynı politikalarda ısrar ederse mevcut kazanımlar da boşa gitmiş olacak.

Evet, Türkiye’de demokrasi yok noktasına geldi. Evet, ekonomi olmadığı kadar kötü durumdadır. İnsan hakları ve özgürlükler yok edildi. Basın özgürlüğü daha yeni çıkan yasalarla hiç olmadığı kadar gerilere düştü. Bu durumu şöyle de özetleyebiliriz. Demokrasi, insan hak ve özgürlükler, adalet, kadın hakları ve laiklik iktidar partisinin deyimiyle eski Türkiye’de daha fazlaydı. Bugün ise ana muhalefet partisi iktidar partisine olan güvenin dip yaptığı bir ortamda bile iktidar partisinin yeniden mağdur edebiyatına sarılmaması için laikliği gözden çıkarmak zorunda kaldı. Daha açık bir anlatımla muhalefet laikliğe sözde önem veriyor ama uygulamada dibini oyuyor. İktidar partisi laikliği tam olarak ortadan kaldırmak için yıllardır uğraş veriyordu. Şimdi bu kervana ana muhalefet partisi de katılmış oldu. Daha da önemlisi Cumhuriyeti kuran ana muhalefet partisinin laiklik konusunda iktidar partisinin çizgisine gelmiş olmasıdır.

Ana muhalefet partisi 09.07.2014 tarihinde sözde Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısına da destek vererek Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağının TBMM’de kabul edilmesini sağladı. Bu sebeple Büyük Ortadoğu Projesi açısından iktidar partisi ile ana muhalefet partisi arasında hiçbir fark yoktur. İktidar partisi bugünün şartlarında ayakta kalabilmek için açılım sürecini dondurmak zorunda kaldı. Ancak ana muhalefet partisini yönetenler söz konusu projenin devam etmesini savunuyorlar. Rusya yerine ABD ile ikili ilişkileri önemsemeleri de bu sebeptendir.

İktidarın Durumu
AKP iktidarının 13 yılını ABD’ye hizmet vermekle, son 7 yılını da ABD’nin hizasından çıkarak kendi bildiği doğruları üzerinden geçirdi. Bu doğruların çoğu ülkeyi ekonomik yönden çökertti ancak Rusya ile geliştirdiği diyalog ABD’ye karşı denge unsuru olması açısından bir kazanım oldu. AKP’nin zorunluluktan dolayı Rusya’ya yakınlaşması ülkeye zaman kazandırdı. Büyük Ortadoğu Projesi’nin durmasını sağladı.

Seçimlere yaklaştığımız bugünlerde istenmeyen olayların yeniden meydana gelmeye başlaması ileriki süreç hakkında da bir fikir veriyor. Bu durumun en büyük örneği İstanbul İstiklal caddesinde meydana gelen bombalı saldırıdır. Bombalı saldırı da 6 kişi hayatını kaybederken 81 kişi de yaralanmıştı. Görünen o ki, önümüzdeki süreç Suriye’ye yeni bir operasyonu gerekli kılacak.

İktidar partisinin Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağını oluşturan Açılım Sürecini askıya almasının en önemli sebebi oy kaybına uğramasıydı. Yoksa Açılım süreci bugün halen devam ediyor olacaktı. Suriye’de olduğu gibi özerk bölgeler oluşmaya başlayacaktı. Türkiye bir nevi Suriye gibi olacaktı. Ancak Türk milleti bu projeye onay vermedi. Dolayısıyla iktidar partisi açılım sürecini askıya almak zorunda kaldı. İktidar partisinin yeniden bu sürece dönme ihtimali bugünün şartlarında yoktur ama 2023 seçimlerinde sonra vardır.

BOP, Rusya’ya Rağmen Devam Edemez.
Bugün Büyük Ortadoğu Projesi’nin önündeki iki engel bulunmaktadır. Bunlardan birisi Rusya, diğeri de bu projeyi donduran AKP iktidarıdır. Rusya’nın bölge üzerindeki stratejisi uzun vadeli olduğundan dolayı pek fazla bir değişikliğe uğramaz. Çünkü Rusya Suriye’de bir yönetim değişikliği olmadan bu ülkeden çıkmaz. Rusya’nın Suriye’de kalması demek Beşar Esat’ın devlet başkanı olarak görevine devam etmesi demektir. Bu sebeple ABD Beşar Esat iktidarına son veremeden Suriye’yi parçalayamaz. Dolayısıyla Rusya’ya rağmen Büyük Ortadoğu Projesi’nin Suriye ayağı tamamlanamaz.

Büyük Ortadoğu Projesi’nin önünde bulunan engellerden ikincisi de AKP iktidarıdır. AKP’nin bugünün şartlarında yeniden bir seçim kazanabilmesi için ve MHP ile ortaklığa devam edebilmesi için terörle mücadele etmek zorundadır. Yoksa AKP iktidarının seçim kazanma ihtimali daha da düşer. Dolayısıyla iktidar partisi böyle bir riski kaldıramaz.

İktidar partisi açılım sürecini ancak ve ancak 2023 seçimlerini kazandığı taktirde devam ettirebilir. Ancak böyle bir olasılığın da bir garantisi yoktur. Çünkü yeniden açılım sürecine girmek demek ABD ile NATO’nun hizasına geri dönmek demektir. Böyle bir strateji Rusya ile başlayan ikili ilişkileri de olumsuz etkiler. Bugün AKP iktidarı Rusya sayesinde Suriye’de Astana Süreçleri ile söz sahibi haline geldi. Yine Rusya sayesinde yeni kazanımlar elde etti. Daha açık bir tabirle Rusya sayesinde ABD’nin uyguladığı yaptırımlar boşa çıktı. Rusya’dan S – 400 Füze Savunma Sistemi alınması bile başlı başına ABD’nin hizasından çıkıldığına dair bir işarettir. AKP iktidarı seçimleri kazandığı taktirde bu kazanımları bırakıp yeniden ABD’nin kucağına oturması mantıksız olur. AKP ancak ve ancak Rusya’nın bölgede güç kaybetmesi halinde ABD’nin hizasına geri dönmeyi düşünebilir.

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ni yeniden hayata geçirebilmesi için Rusya’yı tam olarak bölgeden çıkartmasına bağlıdır. Rusya bugün Ukrayna’ya yapmış olduğu askeri müdahale ile Avrupalı ülkelerin tepkisini çekti ama bu ülkeler enerji kaynakları açısından Rusya’ya bağımlıdırlar. İkinci bir alternatif olmadan da Rusya’ya mecbur kalacaklar. Dolayısıyla Rusya Ukrayna’ya yapmış olduğu askeri müdahaleden kazançlı çıkacak. Doğal olarak bu durum Rusya’nın daha da güçlenmesini sağlayacak. Güçlenen Rusya Suriye’den çıkmaz. Rusya Suriye’den çıkmadığı müddetçe ABD emeline ulaşamaz. 06.12.2022

https://www.academia.edu/92274172/BOP_RUSYA_YA_RAGMEN_DEVAM_EDEMEZ

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Menu Title