Academıa

ABD’NİN SEÇİMİ

Amerika Birleşik Devletleri’nde 03.11.2026 tarihinde ara seçim yapılacak. Yapılacak olan bu ara seçimde Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı, Senato’da ise 100 üyenin 35’şi yenilenecek. Ara seçimlerde Başkanlık için seçimi yapılmıyor ancak yapılacak seçimde Cumhuriyetçiler oy kaybederse mevcut başkan için zor bir dönem başlamış olacak. Trump bu seçimi kazasız belasız atlatabilirse bir sonraki seçimlere kadar sürdürdüğü politikayı aynen devam ettirecektir. Çünkü bu seçim sonuçları Trump’ın uyguladığı politikaların seçmen nezdinde destek görüp görmediğini belirleyecek.

Senato üyeliklerinde halen Cumhuriyetçiler 53, Demokratlar 47 üyeye sahipler. 2 üye de bağımsız olarak görev yapıyor. Temsilciler Meclisinde ise Demokratlar 214, Cumhuriyetçiler ise 218 üyeye sahipler. 3 üye yine bağımsız konumda bulunuyor.

Seçimi Demokratlar Kazanırsa Trump İçin Yeni Bir Azil Süreci Başlayabilir
3 Kasım ara seçimlerinde seçim sonuçları ne olursa olsun mevcut Başkan Trump koltuğunda oturmaya devam edecek ancak Demokratlar Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu ele geçirirlerse Trump için azil konusu gündeme gelebilir. Bilindiği üzere Trump 45. Başkan olarak görev yaptığı dönemde süresinin bitimine bir hafta kala 13.01.2021 tarihinde Temsilciler Meclisi tarafından azledilmişti ancak Senato 13.02.2021 tarihinde Trump’ı aklamıştı. Trump böylelikle azledilmekten kurtulmuştu.

Demokratlar 3 Kasım seçimlerinde Temsilciler Meclisinde çoğunluğu ele geçirirlerse Trump için yine bir azil oylamasına gidebilirler ancak azil oylamasını Senato’nun da onaylaması gerekiyor. Seçimlere yaklaşılırken şimdiden benzer bir azil oylaması gündemde değil çünkü mevcut üyeliklerde Cumhuriyetçiler çoğunluğu ellerinde tutuyorlar. Dolayısıyla Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunlukları olmadığı için bugüne kadar herhangi bir şekilde azil konusu gündeme gelmedi. 3 Kasım da yapılacak olan Temsilciler Meclisi seçimlerinden Demokratlar galip ayrılırlarsa konu yine gündeme gelebilir. Yeni bir azil için her şey Demokratların Temsilciler Meclisi ve Senato seçimlerinde çoğunluğu almasına bağlıdır.

Şurası bir gerçek ki, Trump’ın bugüne kadar uyguladığı politikalar Demokratların politikalarından oldukça farklıydı. Demokratların önceliği ABD ve NATO’nun çıkarları doğrultusunda kısa vadede Rusya’nın kuşatılması olurken Cumhuriyetçilerin önceliği bugüne kadar Trump ve ona destek olan milyarderlerin geleceği oldu. Trump bu sebeple Rusya – Ukrayna savaşında Ukrayna’ya silah yardımı yaparken Rusya ile yakın ilişkiler de kurdu. Bu sebeple aslında Demokratların rakibi Cumhuriyetçiler demek de çok da anlamlı değil. Demokratların asıl rakibi Trump denilse yeridir. Çünkü Trump bilinen ABD Başkanlarından çok farklı bir kişilik ortaya koyuyor. Daha açıkçası tek başına bir parti gibi hareket ediyor.

Trump’ın Önceliği NATO Değil
NATO’nun genişlemesi, Rusya’nın NATO tarafından kuşatılması, Büyük Ortadoğu Projesi’nin tamamlanması, Avrupalı ülkelerin NATO tarafından korunması gibi konularda Cumhuriyetçiler de Demokratlar gibi düşünüyorlar ancak Trump üyesi olduğu Cumhuriyetçi parti gibi düşünmüyor. Trump’ı farklı yapan da bu yapısıdır. Trump ABD’yi üyesi olduğu Cumhuriyetçiler ile değil milyarderler ile yönetiyor. Dolayısıyla milyarderlerin önceliği ABD’nin önceliğinden önce geliyor.

Trump ve ABD’li milyarderlere göre Rusya – Ukrayna savaşının hiçbir anlamı yok. Savaşın sonunda Rusya galip gelirse ki ( öyle görünüyor ) bu durumdan Trump ve milyarderler hiçbir şey kaybetmemiş olacaklar. Çünkü Rusya’nın savaşı kazanmış olması ve topraklarını genişletmiş olması Trump ve milyarderleri rahatsız etmiyor. Çünkü onların bu savaşta kaybedecekleri hiçbir şey yok. Bu savaşta Ukrayna’nın enerji kaynaklarını ele geçirme riski olsaydı bir kaybetmeden söz edilebilirdi ancak halen hazırda böyle bir risk yok. Ukrayna’nın enerji kaynaklarını esasen öyle ya da böyle ABD’li milyarderler paylaşacaklar.

Rusya’nın Ukrayna savaşını kazanması demek halen kontrolünde bulunan bölgelerin Rusya toprakları olması demektir. Diğer yandan da Ukrayna’nın NATO ülkesi olmaması demektir. Öte yandan Rusya Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Ukrayna zaferi ile yeniden bir güç haline gelecektir. Rusya – Ukrayna savaşını esasen Rusya başlatmadı. Bu savaş Demokratların başkanlık döneminde başladı. Joe Biden o dönemde Rusya’yı Suriye’den çıkartmak için Ukrayna’yı Rusya’ya karşı kışkırtı. O dönemde Ukrayna’nın NATO ülkesi olması gündeme gelince Rusya bu gelişmeye askerî harekât yaparak yanıt verdi. Savaşın başlama sebebi budur.

ABD ve Avrupalı Ülkeler NATO’nun Genişlemeyeceğine Dair Söz Vermişlerdi
NATO’nun Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra dağılan ülkeleri bünyesine almayacağına dair imzaladığı bir sözleşme yoktur ama dönemin ABD Dışişleri Bakanı James Baker 09.02.1990 tarihinde Sovyetler Birliği Başkanı Mihail Gorbaçov’a Moskova’da yaptığı bir görüşmede Almanya’nın birleşmesi karşılığında NATO’nun askeri varlığının bir inç bile doğuya kaymayacağını söylemiştir. Yine o dönemlerde ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya liderleri 1990 ve 1991 yıllarında Mihail Gorbaçov’a Sovyet güvenliğini koruyacaklarına dair sözlü güvenceler vermişlerdir.

ABD, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra birlikten ayrılan ülkeleri NATO’ya dahil etmeyeceğine dair verdiği sözden cayarak dağılan ülkeleri tek tek NATO’nun üyesi yaptı. Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan 1999 yılında NATO’ya katıldılar. Romanya, Bulgaristan, Slovakya ve Slovenya, Estonya, Letonya ve Litvanya 2004 yılında birliğe katıldılar. Arnavutluk 2009 yılında katıldı.

Rusya dağılan cumhuriyetlerin NATO’ya katıldıkları sırasında güçlü değildi ve bu sebeple bu ülkelerin NATO’ya katılmalarına itiraz edememişti ancak Ukrayna’nın NATO’ya katılmasına yüksek perdeden itiraz etti ve bu ülkeye karşı askeri bir hareket başlattı. Ukrayna NATO’ya katılma gibi bir eğilim göstermemiş olsaydı Rusya bu ülkeye askeri bir harekât yapmayacaktı ancak Biden Rusya’yı Suriye’den çıkartabilmek için Ukrayna’yı adeta kışkırttı. Dolayısıyla Rusya haklı olarak bu ülkeye askeri harekatta bulundu.

Rusya’nın Ukrayna’ya yapmış olduğu harekâta Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin yaklaşımı aynı derecededir ancak Trump açısından farklılıklar vardır. Esasen Trump siyaset değil ticaret adamıdır. Ticaret adamı için önemli olan dünyanın siyasi yönü değil ticari yönü önemlidir. Trump bu sebeple Demokrat ve Cumhuriyetçilerden farklı düşünüyor. Rusya ile ticaret yapmayı önemsiyor. Bu sebeple Rusya ile dizel yakıt anlaşması yaptı. Söz konusu yakıtı sorunsuz bir şekilde alabilmesi için enerji ateşkes anlaşması yaptı. Ukrayna’nın Rusya’nın enerji tedarik merkezlerine saldırı yapmamasını istedi. Demokratlar veya Cumhuriyetçilerden başka bir siyasetçi başkan olsaydı Rusya ile dizel yakıt anlaşması yapmazdı. Aynı zamanda başka bir ülkenin de Rusya ile ticaret yapmasını engellerdi. Esasen Rusya’ya yaptırım uygulanmasının sebepleri de bunlardır

Seçimi Demokratlar Kazanırsa Trump Güç kaybedecek
3 Kasım seçimlerini Demokratlar kazanırlarsa hele Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğu ele geçirirlerse Trump geri dönülemez bir yola girmiş olacak. Diğer taraftan da bu dönem Trump’ın son görev dönemidir. Trump 2028 yılına kadar yasada bir değişiklik yapılmaz ise başkanlık seçimine katılamayacak. Dolayısıyla Trump yapacaklarını son iki yıla sığdırmak zorundadır ancak Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğu kaybederse bu şansı da olmayacak. Çünkü uzun bir süredir Trump’ın uygulamalarına katlanmak zorunda kalan Demokratların son iki yılda başkana adım attırmayabilirler. İşin enteresan yanı böyle bir durumda Demokratlara Cumhuriyetçilerden de katılanlar olacaktır. Bu sebeple şu 3 Kasım seçimlerini Trump için ölüm kalım seçimi diyebiliriz.

Trump Obama’nın İran ile Yaptığı Anlaşmayı Mum İle Arayacak
Eski ABD Başkanı Barack Obama 2015 yılında İran ile kapsamlı Ortak Eylem Planı anlaşması yapmıştı. Bu anlaşma 14.07.2015 tarihinde imzalanmış ve anlaşmaya İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya’da imza koymuştu. Bu anlaşmaya göre özetle İran uranyum zenginleştirme oranını %3,67 seviyesinde tutacaktı. Uranyum stoku 15 yıl boyunca 300 kilogramı geçmeyecekti. İran’ın elinde bulunan santrifüj sayısı 6.104’e düşürülecekti. İran’a uranyum zenginleştirme çalışmalarına getirilen kısıtlamaya karşılık Birleşmiş Milletler, ABD ve Avrupa Birliği tarafından uygulanan ekonomik ve finansal yaptırımlar aşamalı olarak kaldırılacaktı.

Yapılan bu anlaşma hiç kuşkusuz İran’ın elini kolunu bağlıyordu. İran’a uygulanan yaptırımlar aşamalı olarak kaldırılıyordu ama diğer taraftan da İran’ın uranyum zenginleştirmesi sınırlandırılmak suretiyle nükleer güç olmasının önüne geçiliyordu. Daha açıkçası İran kontrol altına alınıyordu. Bu sebeple İran’a karşı alınan yaptırımlar aşamalı olarak kaldırılıyordu. Trump bu anlaşmada nükleer kısıtlamaların yetersiz olduğunu bahane ederek 2018 yılında ABD’yi Kapsamlı Ortak Eylem Planından çıkardı. Trump’ın bu anlaşmadan çıkmasının nedenleri arasında Barack Obama’ya karşı beslediği kin ve öfke de vardır.

3 Kasım 2026 ara seçimlerine yaklaştığımız bu süreçte Trump Barack Obama’nın yaptığı anlaşmadan daha iyi bir anlaşma da yapamadı. Daha doğrusu Trump İran ile hiçbir anlaşma yapamadı. İran’ı kendi şartlarında bir anlaşma yapmak için uzun bir süre zorladı ama bir arpa boyu yol alamadı. Bu sebeple İsrail ile İran’a karşı savaş açtılar. Amaçları İran’a boyun eğdirmekti ancak İran direndi. İran yapılan savaşta dini liderini kaybetti ama pes etmedi. Dahası İran Hürmüz Boğazını kontrol altına alarak ticaret gemilerinin geçişini iznine bağladı. Buna keza ABD’de Hürmüz Boğazını ablukaya aldı ama değişen bir şey olmadı.

Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kontrol altına alınması bu ülke adına bir kazanımdır. Diğer taraftan İran’ın artık nükleer güç haline gelmesini önleyecek bir anlaşma ve kısıtlama da yok. İran olası ABD ve İsrail saldırılarına karşı ayakta kaldığı sürece Trump’a karşı zafer kazanmış olacaktır. Dahası bugüne kadar yapılan saldırılara karşı vermiş olduğu mücadelenin mükafatını almış olacaktır.

İran ABD ve İsrail’in saldırılarında birçok askerini kaybetti. Dini liderini kaybetti. Önemli komutanlarını kaybetti. Ülke Gazze gibi harabeye dönmemiş olsa da birçok stratejik binalar hasar aldı ancak ABD ile İsrail’e karşı mücadele ederek kolay bir hedef olmadığını kanıtladı.

Donald Trump bu şartlar altında ara seçimlere gidiyor. Her şeye rağmen Temsilciler Meclisi ve Senato seçimlerinden zaferle çıkarsa büyük bir başarı elde etmiş olacak. Beraber hareket etmiş olduğu milyarderler ile seçim kazanmış olacaklar. 2028 yılında yapılacak seçimlere kadar da başkanlık koltuğunu garanti altına almış olacak. 28.10.2026

https://www.academia.edu/179756348/ABD_NIN_SECIMI

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Menu Title