Makaleler

AVRUPA’NIN SEÇİMİ

Avrupa’nın gidişatını değiştirecek önemli iki seçim var. Bu seçimlerin birisi Fransa’da, diğeri ise Almanya’da olacak. Dolayısıyla bu seçimler Avrupa’da birçok taşın yerinden oynamasına neden olacak. Çünkü mevcut liderler ülkelerini yönetemez hale geldiler. Seçmenler de bu durumdan memnun değiller. Bu sebeple seçmenler yeni arayışlara yönelebilirler.

Demokrasi ile yönetilen ülkelerde ülke yönetilemez hale gelmişse seçmene kendinizi tekrar seçtiremezsiniz. Sonuçta demokrasi varsa seçmen hür iradesi ile tercihini sandığa yansıtır. Dolayısıyla radikal siyasi partilere oy vermeme çağrısı da ters tepebilir. Bu sebeple Avrupalı ülkelerde önümüzdeki yıllarda yapılacak seçimlerde radikal siyasi partilerin koalisyonlarla iktidara gelmelerine tanık olabiliriz. Bu durum demokrasi çevrelerince her ne kadar kabul edilmese de sonuçta seçmen tercihini bu partilere oy vererek gösterebilir. Sonuçta seçmene umut olunamamışsa sonucuna katlanmak gerekir.

Maslow’un İnsan İhtiyaçları Hiyerarşisi
Maslow teorisi olarak da bilinen Maslow’un İnsan İhtiyaçları Teorisi Amerikalı Psikolog Abraham Maslow tarafından 1943 yılında ortaya atılan bir teoridir. Bu teori bir insanın ilk baştan sona kadar ihtiyaçlarını ele alan bir teoridir. İnsanlar bu teori çerçevesinde yaşamlarını sürdürürler. Hiç kimsenin bu teori dışında kalma gibi bir lüksü de olamaz çünkü teorinin kendisi insan yaşamı ile iç içedir.

Maslow’un İnsan İhtiyaçları Hiyerarşisi şu alt başlıklardan oluşmaktadır.
1. Fizyolojik gereksinimler (nefes alma, besin, yemek, su, cinsellik, uyku, sağlıklı metabolizma, boşaltım)
2. Güvenlik gereksinimi (beden, iş, kaynak, ahlak, aile, sağlık ve mülkiyet güvenliği)
3. Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel mahremiyet)
4. Saygınlık gereksinimi (özsaygı, özgüven, başarı, başkalarına saygı duymak, başkaları tarafından saygı duyulmak)
5. Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdemli, yaratıcı, içten, problem çözücü, önyargısız ve hakikatleri kabul eder olmak)

Şurası bir gerçek ki, hiçbir kimse teoride yer alan basamaklardaki yer alan ihtiyaçlarını karşılamadan bir üst basamağa geçemez. Her bir birey ait olduğu basamaktaki konumu da gelir seviyesi ile yakından ilgilidir. Gelir seviyesi düşük olan bir birey doğal olarak en altta bulunan fizyolojik gereksinimlere ihtiyaç duyan kategori içerisinde yer alır. Birey gelir seviyesini yükseltemediği sürece bu kategoriden çıkamaz. Dolayısıyla bu kategori içerisinde bulunan bireylerin önceliği demokrasi yerine fizyolojik ihtiyaçların giderilmesi olur.

Günümüzde demokrasisi gelişmemiş ülkelerde radikal sağ ve siyasal İslam’ı temsil eden siyasi partilerin iktidarda olmaları son derece doğaldır ve normaldir. Çünkü bu ülkelerde iktidarı ele geçiren radikal sağ partiler zamanla iktidarlarını pekiştirmek için demokrasiyi, insan hak ve özgürlükleri ve adaleti ortadan kaldırırlar. Çünkü demokrasi hak aramayı gerektirir. Hak arayan toplum iktidarı değiştirir. Dolayısıyla gelişmemiş ülkelerde iktidarı ele geçiren siyasi partiler iktidarlarını her daim devam ettirebilmek için demokrasiyi, insan hak ve özgürlükleri, adaleti ve kadın haklarını ortadan kaldırılar. Gelir dağılımını iktidar sahiplerinin ve destekleyicilerinin lehine değiştirirler. Böylelikle çalışanların, emeklilerin ve dar gelirli vatandaşların gelir seviyesi düşer. İnsanlar bir somun ekmeğe ihtiyaç duyar hale getirilir. Bir somun ekmeğe muhtaç bir insan ezildikçe daha fazla ezilir ve iktidar sahiplerine daha fazla muhtaç haline gelir. Gelişmemiş toplumlarda iktidar sahiplerinin aradığı tam da budur. Toplumun geniş kesimleri ne kadar yardıma muhtaç bireyler haline getirilirse iktidarların ömrü de o derece artar.

Ekonomisi ve demokrasisi gelişmemiş ülkelerde oy tercihleri ne kadar sorgulanırsa sorgulansın sonuçta değişen bir şey olmaz. Çünkü seçmenler iktidarın vereceği bir somun ekmeğe muhtaçtırlar ve karınlarını doyurabilmeleri için yine mevcut iktidara oy vermek zorundadırlar. Karşılarında iktidara gelebilecek bir siyasi parti de yoktur. Esasen iktidarı elinde tutanlar mevcut muhalefet partilerini kontrol altında tutarlar ve bu partilerin iktidara gelmelerine müsaade etmezler. Dolayısıyla seçmen tercihini nasıl kullanırsa kullansın sonuç değişmez.

Ekonomisi ve demokrasisi gelişmiş olan ülkelerde ise oy tercihleri sorgulanır. Bugün özellikle Almanya ve Fransa’da seçmenlerin radikal sağ partilere yönelimi sorgulanıyor. Fransa’da seçmenler Marine Le Pen’in Cumhurbaşkanı adayı olduğu Ulusal Birlik Partisine, Almanya’da da AfD’ye yöneliyorlar. Bu iki Avrupa ülkesinde seçmenlerin radikal sağ partilere yönelmesinin elbette nedenleri vardır. Yoksa bu partilere oy veren seçmen tabakları durduk yerde bu iki radikal sağ partilere oy vermezlerdi.

Tehlike Çanları Almanya için Çalıyor
Almanya’da oy tercih değişikliğinin nedenleri arasında geçim şartlarının zorlaşması, kitlesel göç ve güvenlik endişeleri, doğu batı gelir seviyesi eşitsizliği, çevre ve iklim politikalarına tepki, mevcut siyasi partilere olan güven duygusunun kaybolması vardır. Mevcut iktidarın Ukrayna’ya sonu gelmez yardımlarda bulunması da vardır. Diğer yandan daha evvel Rusya’dan daha az maliyetli doğal gaz alınırken Rusya’nın Ukrayna’ya askeri hareket yapması sonucu doğal gazı bu ülke yerine Norveç, Hollanda ve Belçika’dan alınmaya başlandı. Dolayısıyla Rusya’ya yaptırım uygulanırken olan Alman ekonomisine oldu.

Almanya’da sorun salt gider kaynaklarında masrafların artması da değil. Kitlesel göç sonucu demografik yapının değişmesi de güvenlik endişelerinin doğmasına neden oldu. Şurası bir gerçek ki, Friedrich Merz’in bu sorunları çözmesi mümkün değil. Esasen Friedrich Menz’in siyasetçi kimliğinden çok bürokrat kimliği daha ağır basıyor. Ayrıca Merz icracı değil uygulayıcıdır.

Merz, Rusya – Ukrayna savaşında Ukrayna tarafında yer alması ve bu ülkeye yardıma devam etmesi, doğal gazı maliyeti yüksek olmasına rağmen sırf Rusya’ya yaptırım uygulamak için bu ülkeden gaz almaması tipik bir Avrupalı liderin davranış şeklidir. Esasen Ukrayna’nın yanında yer almak her Avrupalı devletin de görevidir ancak Ukrayna’yı savunayım derken kendi ülkenizi ateşe atıyorsanız bu durumda kendi ülkenize karşı sorumluluğunuzu yerine getirmiyorsunuz demektir.

Görünen şu ki, Başbakan Merz seçimleri kaybetme pahasına politika değişikliğine gitmeyecektir. Başbakan Merz bir taraftan seçmenlerin aşırı sağa partiye kaymakta olan oy tercihlerinin değişmesini istiyor ancak diğer taraftan da aşırı sağ partilere yönelmekte olan seçmenlerin hassasiyetlerini görmezden geliyor ve bu seçmenlerin tercihlerinin değişeceğine inanıyor ancak Merz yanılıyor. Bugüne kadar yapılan seçimlerde aldığı sonuçlar ortadadır. Berlin’de Sol Parti %25,50 oy oranı ile birinci oldu. Mecklenburg – Vorpommern de AfD %38,20 oy oranı ile zafer kazandı. Yine Saksonya Anhalt seçimlerinde AfD %43,80 oy oranı ile birinci oldu. Yapılan bu seçim sonuçları Merz’in kaybetmekte olduğunu net bir şekilde gösteriyor.

Almanya’da 25.03.2029 yılında federal seçimler sonuçlanacak. Bu tarihten sonra Cumhurbaşkanı hükümeti kurması için bir adayı görevlendirecek. Merz federal seçimlerden yeterli bir sandalye sayısı elde edebilirse hükümeti kurmak için koalisyon arayışına gidebilir ancak kayda değer bir sandalye sayısı elde edecek kadar oy alamaz ise bu şansı da olmayacak. Bu durumda doğal olarak radikal sağ parti AfD’nin de olduğu bir koalisyon gündeme gelebilir.

Alman siyasetçiler her şeyden evvel Avrupa’nın güvenliği ve Alman halkının ekonomik durumu arasında bir tercih yapmaları gerekir. Eğer mesele Alman halkının ekonomik durumu ve geleceği ise Ukrayna’ya yapılmakta olan yardımların durdurulması gerekir. Yok eğer mesele Avrupa’nın ve Ukrayna’nın savunulması ise mevcut politikalar aynen devam eder ancak Alman halkı bu politikaların devam etmesini istemiyor. AfD de bu politikaları eleştiriyor. Seçmenin AfD’ye kaymakta oluşunun bir sebebi de budur.

Maslow’un insan ihtiyaçları teorisine geri dönersek Merz’in en alt tabakalarda bulunan seçmenlerden oy alabilmesi için bu seçmen tabakalarını memnun etmesi gerekir ancak görünen şu ki, bu seçmen tabakalarının beklentileri ne yazık ki, AfD ile uyumlu görünüyor. Geçmişte Adolf Hitler nasıl iktidara gelmiş ise bugün değil belki ama gelecekte AfD’de öyle iktidara gelebilir. Sonuçta tehlikeyi bertaraf etme yerine ne kadar ertelerseniz sorunu da o kadar büyütmüş olursunuz. Çünkü gidişat onu gösteriyor.

Tehlike Çanları Fransa İçin de Çalıyor.
Bugün Almanya için çalmakta olan tehlike çanları aynı zamanda Fransa için de çalıyor. Fransa’da radikal sağ partinin Cumhurbaşkanı adayı Marine Le Pen 2012 Cumhurbaşkanlığı seçiminde %17,90 oy alarak ikinci tura kalamamıştı. Bu seçimde Francois Hollende %51,64, Nicolas Sarkozy ise %48,36 oy almışlardı. Bu seçimde Francois Hollende Cumhurbaşkanı seçildi.

2017 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde Emmanuel Macron %66,10, Marine Le Pen %33,90 oranında oy aldılar. Bu sonuçlardan sonra Emmanuel Macron Cumhurbaşkanı seçildi.

2022 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde Emmanuel Macron %58,54, Marine Le Pen %41,46 oranında oy aldılar. Emmanuel Macron bu seçim sonunda da Cumhurbaşkanı seçildi.

Yapılan Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları incelendiği zaman Marine Le Pen’in kayda değer bir oy artışına sahip olduğunu görüyoruz. Fransa’da 18.04.2027 tarihinde Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Bu seçim için Marine Le Pen yine Cumhurbaşkanı adayı oldu. Marine Le Pen daha evvel bir mahkemeden mahkûmiyet cezası almıştı ancak Paris’te Temyiz Mahkemesi kamu görevine aday alma yasağınınım kısalttığı için Cumhurbaşkanı adayı olmasının önünde herhangi bir engel kalmadı.

Demokrasinin kalbi Fransa’da da aşırı sağcı Marine Le Pen’in oylarının kademeli bir şekilde artmasının elbette sebepleri vardır. Almanya gibi bu ülkede de Ukrayna’ya yapılmakta olan yardımlar Fransızların tepkisini çekiyor. Göçmen politikaları da diğer bir sorundur. Ayrıca Fransız seçmenler AB’den çıkmak istiyorlar. Şurası bir gerçek ki, hayatından ve ülkesinin yönetilmesinden memnun olan seçmenlerin sayısı gün geçtikçe azalıyor. Marine Le Pen’in 2022 yılında aldığı %41,46 oy oranı hiç de azımsanacak bir sonuç değil.

Avrupalı ülkelerde yaşayan vatandaşlar da ülkelerinin demokrasi ile yönetilmiş olmasını artık bir kazanım olarak görmüyorlar. Esasen demokrasi ile yönetilmek her şey demek değil. Demokrasi elbette çağdaş toplumların vazgeçilmez bir yönetim şeklidir ancak demokrasi karın doyurmuyorsa vazgeçilmez de değildir. Artık insanlar ülkelerinin demokrasi ile yönetildiğinden çok yaşam şartlarına ve demografik yapıya bakıyorlar. İnsan kendisini kendi ülkesinde güvende hissedemiyorsa demokrasinin de bir anlamı kalmıyor.

Genç nesiller ülkelerinde kendilerine bir gelecek göremiyorlarsa, mevcut iktidarlara karşı güvenlerini kaybediyorlar demektir. Bu güven duygusu ise öyle kolay kolay tamir edilebilecek bir duygu değildir. Aracı, motoru tamir edebilirsiniz ama insan güvenini bir defa kaybettiğiniz zaman bir daha kazanamazsınız.

Bosch: ‘’İnsanların Güvenini Kaybetmektense Para Kaybetmeyi Tercih ederim’’
Ünlü iş insanı Robert Bosch ‘’ insanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim’’ diyor. Evet, insanların güvenini bir defa kaybederseniz bir daha asla kazanamazsınız. Çünkü güven duygusu insanda kalıcı bir etki bırakır.

Para kazanmak istiyorsanız insanların güvenini kaybetmeyeceksiniz. Seçim kazanmak da para kazanmak gibidir. Seçim kazanmak istiyorsanız seçmeninizin güvenini kaybetmeyeceksiniz. Seçmeninizin güvenini kaybettiğiniz anda seçimi de kaybedersiniz.

Fransa’da 18.04.2027 tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine Emmanuel Macron tekrar katılması halinde Marine Le Pen’e karşı tekrar kazanabilir ama bu kazanma Marine Le Pen kazanmasın diye diğer adayların vermiş olduğu destek ile olur. İşin püf yanı ise yarıştan çekilmek zorunda kalan diğer adaylar Macron’u desteklemezler ise Cumhurbaşkanlığını kaybetmek kaçınılmaz olur. Dolayısıyla kazanırlarsa da bu kazanma zorlama ile kazanılmış bir zafer olur.

Fransız siyasetçilerin aslında sorgulamaları gereken en önemli konu aşırı sağcı bir partiyi ne zamana kadar kaybettirebilecekleridir. Çünkü Marine Le Pen her seçimde oyunu artırarak yükseliyor. Bu yükseliş durmadığı veya gerilemediği sürece Marine Le Pen merkez ve sol partiler açısından her zaman tehlike olarak görülecektir. Ve bu tehlikenin varlığı gelecek dönemlerde daha fazla hissedilecektir.

Bir siyasi partinin iktidara gelmesi ne kadar engellenmeye çalışılırsa çalışılsın o siyasi partinin varlığı devam ettikçe iktidara gelme olasılığı da o kadar artar. Marine Le Pen 2022 yılında yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanı seçilmiş olsaydı bugün belki de bu derece popüler bir siyasetçi olmayacaktı. Seçmen kitlesi belki de artarak devam etmeyecekti. Dolayısıyla Marine Le Pen’in favori bir Cumhurbaşkanı adayı olmasını onun Cumhurbaşkanı olmasını istemeyen siyasetçiler sağlıyorlar. Etki tepkiyi yaratıyor.

Marine Le Pen 2022 yılında yapılan Cumhurbaşkanı seçimlerini kazanmış olsaydı bir olasılık da uyguladığı politikalarla Fransız halkının güvenini kazanan bir siyasetçi olacaktı. Belki de mevcut Başkan Macron’un tersine Fransız halkının isteklerine yanıt veren bir Cumhurbaşkanı olacaktı. Sonuçta Fransız siyasetçiler toplumun beklentilerine yanıt veren bir Cumhurbaşkanını istemeyebilirler ama Fransız halkı beklentilerine yanıt verecek bir Cumhurbaşkanını radikal sağcı da olsa tercih edebilirler. Sonuçta toplum söylentiye değil icraata bakar.

Yine şurası bir gerçek ki, aşırı sağcı bir partinin Cumhurbaşkanı adayı ne kadar engellemeye kalkılırsa kalkılsın sonuçta onu bir dönem daha Cumhurbaşkanı olması engellenebilir ama onun bir gün Cumhurbaşkanı olması engellenemez. Radikal bir Cumhurbaşkanı adayının toplum nezdinde bir karşılığı var ise yapılması gereken en önemli icraat toplumun beklentilerine fazlasıyla yanıt vermektir. Toplumun beklentilerine yanıt vermeden radikal bir Cumhurbaşkanı adayının yükselişi önlenemez.

Avrupa’nın iki önemli ülkesinden birisi olan Fransa 18.04.2027 tarihinde Almanya ise 25.03.2029 tarihinde ülkelerini yönetecek liderleri seçecekler. Son söz seçmenlerin olacak. Bu seçimleri radikal sağ partiler kazanırlarsa bu seçim sonuçlarından Almanya ile Fransa top yekün etkilenirken Avrupalı diğer ülkeler de doğal olarak etkileneceklerdir. Bu durumun sonucu olarak Avrupa’daki diğer aşırı sağ partiler de yükselişe geçeceklerdir. 06.10.2026

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Menu Title