Sosyal Medya Paylaşımları

MUTLAK BUTLAN YAZILARI 6 – BUGÜNLERE NASIL GELDİK?

Her şey Kemal Kılıçdaroğlu’nun 38. Olağan Kurultay’da genel başkanlık seçimini kaybetmesiyle başladı. Kılıçdaroğlu esasen bu seçimi kaybedeceğini hiç düşünmemişti. Seçimi kaybedeceğini düşünmüş olsaydı 38. Olağan Kurultay’ın tarihini değiştirirdi. Çünkü Kılıçdaroğlu asla kaybedeceği bir kurultayda aday olmaz. Daha da doğrusu aday gösterilmesini istemez.

Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybedeceğini bile bile aday olur. Yerel ve genel seçimleri kaybedeceğini bilir ama partinin kurultayını kaybedeceğini bile bile kendini aday göstertmez. 38. Olağan Kurultay da genel başkanlık seçimini kazanacağını umut ederek kendini aday göstermişti ancak evdeki hesap çarşıya uymadı.

Kemal Kılıçdaroğlu esasen 38. Olağan Kurultay’da yol kazasına uğramamak için kendince Ekrem İmamoğlu’nu kontrol altına almıştı. Yani onu divan başkanı seçerek tarafsız kalmasını sağlamıştı. Yani delegelerle iletişim kurmasını engellemişti. Böylelikle onu kıpırdayamaz hale getirmişti. Bence bu fikri son derece zekice düşünülmüş bir stratejiydi.
Kılıçdaroğlu diğer yandan da kurultay öncesi partinin il başkanlarını, belediye başkanlarını milletvekillerini ve kurultay delegelerini ayrı ayrı toplayarak bir nevi gözdağı vermişti. Yoksa normal şartlarda demokrasiyi içine sindiren bir genel başkan seçimi kaybedebileceğini de kabullenir. Partilisine karşı genel başkanlık yarışına girdiği süreçte yine demokrasi gereği milletvekillerini, il başkanlarını, belediye başkanlarını ve kurultay delegelerini ayrı ayrı toplama gereği duymaz. Çünkü rakip AKP’li değildir.

Eğer seçime eşit şartlarda girilecek ise o zaman rakibinin de milletvekillerini, il başkanlarını, belediye başkanlarını ve kurultay delegelerini ayrı ayrı toplamasına ve onlara hitap etmesini de sağlaması gerekirdi. Ancak önceki genel başkanlar da dahil bugüne kadar hiçbir genel başkan rakibine bu hakkı tanımadı. AKP’ye karşı seçimlerde devletin tüm imkanlarını kullandıkları eleştirisini yaptılar ama iş kendi seçimlerine gelince demokrasi kavramını hep unuttular.

Kemal Kılıçdaroğlu ’da bu sebeple önceki genel başkanlardan hiçbir farkının olmadığını ispatladı. Yerel, genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde demokrasiye, kurultay seçimine gelince otokrasiye sarıldı. Öyle değil mi? Hani böyle bir yapımız da vardır. Siyasi rakibimize karşı demokrasiyi savunurken mangalda kül bırakmayız ancak kendi içimize gelince sus pus oluruz.

Kemal Kılıçdaroğlu 38. Olağan Kurultayı kaybedince kurmayları ile şoke olmuşlardı. İçlerinden hiç birisi seçimi kaybedeceklerini dahi düşünmemişlerdi. Sandıklar açılınca gerçeğin farkına vardılar. Yani seçimi kaybettiklerini anladılar. Kemal Kılıçdaroğlu aslında bu aşamada seçimi kaybettiğini anladı ancak yandaşlarına bu gerçeği anlatamadı. O sıra demokrasi gereği Özgür Özel’i tebrik etmeyi düşündü. Bu fikrini kurultay divan başkanı Ekrem İmamoğlu’na da iletti. Buraya kadar her şey normaldi. Seçimi kaybeden bir partili elbette seçimi kazanan partiliyi tebrik ederdi ancak o sıra normal olmayan bir gelişme yaşandı. Kılıçdaroğlu’nun ekibinde yer alan İmambakır Ükküş kameraya yansıyan görüntülerde de görüleceği gibi yüksek sesle

‘’ Hayır, hayır, hayır, izin vermiyorum, çekilmenize izin vermiyorum’’

diye bağırdı. Sanırsınız ki, genel başkan sanki Kılıçdaroğlu değil İmambakır Ükküş’dü. Esasen Kılıçdardaroğlu’nun genel başkanlığı seçim sonuçlarında bitmişti ama İmambakır Ükküş’ün saygısızca ve seviyesizce Kılıçdaroğlu’na çekilmemesi ile ilgili bağırmasıyla ikinci kez bitti. Esasen ben Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultaylarında seçimi kaybeden bir genel başkan adayına bir kurmayının bağırdığına ve ona emir verdiğine ilk defa şahit oldum.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü 1972 yılında düzenlenen olağanüstü kurultayda yenilgiyi ve parti iradesini büyük bir siyasi olgunlukla karşıladı.

“Kurultay ne karar verirse, onu sükunetle beklerim”

diyerek 8 Mayıs 1972’de 33 yıldır sürdürdüğü genel başkanlıktan istifa etti ve parti içi demokrasiye saygı göstererek çekildi.

Demokrasiyi içine sindirmek siyasi olgunluğun bir göstergesidir. Siyasi yönden olgun olmayan, olamayan bir partiliden ne partisine ne de ülkeye hayrı olur. Kılıçdaroğlu ‘da maalesef demokrasiyi içine sindiremeyen genel başkanlardan birisi oldu. Diğer yandan da bir partilisine dahi sözü geçmeyen bir genel başkan oldu. Kılıçdaroğlu’ndan o aşamada kurmayları ile bir toplantı düzenlemesi beklenir. Seçime devam edip etmeyecekleri ile ilgili bir karar almaları beklenir. Ve daha sonra herhangi bir çatlak ses çıkmadan seçime devam kararı veya seçimden çekilme kararı alması beklenirdi. En çok da seçimden çekilme kararını açıklaması beklenirdi. Seçimin ilk turunda oy farkı 18 olması esasen ikinci turda bu farkın kapanabileceği düşünülür ancak kurultay delegeleri genellikle ikinci turda kullanacakları oyu ilk turda alınan sonuçlara göre değerlendiriyorlar. Bu sebeple seçimin ikinci tura gitmesine gerek yoktu ancak Kılıçdaroğlu İmambakır Ükküş’ü aşamayınca tıpış tıpış oyunu kullanmaya gitti. Yani İmambakır Ükküş Kılıçdaroğlu’nun iradesine göre hareket edeceğine Kılıçdaroğlu İmam bakır Ükküş’ün iradesine göre hareket etti. Maalesef böyle bir rezalete de şahit olduk. Böylelikle Kılıçdaroğlu bir partilisine dahi sözü geçmeyen bir partili unvanını almış oldu.

Kemal Kılıçdaroğlu esasen 38. Olağanüstü Kurultayda seçimi kaybettiğini kabul etmişti ancak onunla hareket eden sevici partilileri maalesef seçim yenilgisini kabul etmediler. 38. Olağanüstü Kurultayı iptal ettirmek için neredeyse çalmadık kapı bırakmadılar. Adeta mahkemeler arası mekik dokudular. En son Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 42. Asliye Hukuk Mahkemesinin ret kararını kaldırarak 38. Kurultayın mutlak butlan la malul olduğunun tespitine ve iptaline, sonrasında yapılan kurultayların ve alınan kararların iptaline, Özgür Özel yönetiminin görevden uzaklaştırılmasına, önceki Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin tedbiren göreve iadelerine karar verdi. Böylelikle delegelerin iradeleri geçersiz sayıldı. Birkaç delegenin oyu sakatlandı denilerek bütün delegelerin iradesi yok sayıldı. Seçimle kaybedilen genel başkanlık koltuğu mahkeme kararı ile geri alındı.

Bölge Adliye Mahkemesinin vermiş olduğu bu karar eğer yargıtay tarafından da onaylanırsa bundan böyle Yüksek Seçim Kurulu’nun kararları da tartışmalı hale gelecek. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Atı alan Üsküdar’ı geçemez ise mahkeme yoluyla geçecek. Yine milletvekili genel seçimlerinde oyların defalarca sayılmasına rağmen kazanılamayan milletvekilliği mahkeme yollarıyla kazanılacak. Yani demek istediğim Yüksek Seçim Kurulu artık son karar verici bir konumda olamayacak. Mahkemeler adeta iktidar partisinin seçim kazanma araçlarından birisi haline gelecek.

Bu dönemde mahkemeler vasıtası ile ele geçirilen belediyeler bundan sonraki süreçte daha ilk baştan ele geçirilecek. Yok ya, demeyin. Oraya doğru gidiyoruz. İktidar partisine verilen oylarda hiçbir şaibe olmayacak ama muhalefet partilerine verilen oylar hep şaibeli olacak. Hatta kazanılması zor olan il ve ilçelerdeki seçimlere seçim devam ederken mahkemenin seçimi iptal etmesine sebep olacak şaibeler yaratacaklar. Yani anlayacağınız, gelecek dönemlere şimdiden yatırım yapıyorlar. Her şeyi fırsata çeviriyorlar.

Bir ihtimal daha var. Yargıtay Yüksek Seçim Kurulu’nun seçimlerde tek karar verici kurum olduğuna karar verir ve Bölge Adliye Mahkemesinin kararını kaldırırsa bir nebze de olsa hukukun işlediğine inanabileceğiz ama bu karar Özgür Özel yönetimini geri getirmeyecek çünkü Özgür Özel Yeni Parti’yi kurdu. Bu süreçte Yeni Parti’nin de kurulması da gerekiyordu. Çünkü bu kısırdöngüden başka türlü çıkılamazdı.

Yargıtay’ın Mutlak Butan’ı ortadan kaldırmakla beraber partinin olağanüstü kurultaya gitmesi için açılan bir başka davada Murat Karayalçın’ın önderliğinde çağrı heyeti oluşturulması istenmişti. Mahkeme Cumhuriyet Halk Partisi’nin olağanüstü kurultaya gitmesi için Murat Karayalçın’a yetki verirse Cumhuriyet Halk Partisi ile Yeni Parti’nin tekrar bir çatı altında tekrar bir araya gelmelerine vesile olur. Böyle bir kararın çıkmasını uzak bir ihtimal olarak görüyorsam da böyle bir olasılık da var.

Olayların gidişatına iyimser tarafından bakmayı severim ancak gelişmeler umulduğu gibi gitse bile Cumhuriyet Halk Partisi ile Yeni Parti birleşmek için bir araya gelip gelemeyeceklerini bilemiyorum. Böyle bir olasılık seçimlerden önce ortaya çıkarsa yeniden birleşme sancısız olabilir ancak iktidar partisinin öncelikleri iyimser olmamıza koca bir engeldir. Çünkü iktidar partisi yerel seçimlerde yaşadıkları hezeyanı genel seçimde hele hele Cumhurbaşkanı seçiminde yaşamak istemez.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu sebeple Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına Kemal Kılıçdaroğlu’nu atadı. O da paşa paşa kabul etti. İçinde biraz muhalif ruhu olsaydı, biraz siyasi olgunluk olsaydı partililerinin gazına gelmez ve bu defteri kapatırdı ancak Kılıçdaroğlu’nda ne bir devlet aklı ne de bir siyasi olgunluk var. Kılıçdaroğlu’nda kişisel hırs var. Kendine bağlı partililere söz geçirememe güdüsü var. Ulus devlet ile sorunu var. Yani anlayacağınız Kılıçdaroğlu’nda olumsuzluk adına her şey var. 21.08.2026

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Menu Title