İSVEÇ VE FİNLANDİYA’NIN NATO’YA İHTİYACI YOK

Çağdaş ve sosyal yaşam modern insan toplulukların oluşmasını sağlar. Bu yaşam tarzı çağdaşlaşmanın ve uygarlaşmanın da bir gereğidir. Nitekim Mustafa Kemal Atatürk, “Memleketler çeşitlidir, fakat medeniyet birdir ve bir milletin gelişmesi için bu tek medeniyete katılması lazımdır.” demiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi medeniyetler birdir ve tüm ulusların ortak hedefi bu amaca ulaşmak olmalıdır. Bu konuda hiçbir şüphe yoktur. Ancak çağdaş medeniyetlerin hüküm sürdüğü ülkeler öteden beri gelişmelerini devam ettirebilmek ve sömürü düzeni kurdular. Evet, bir taraftan çağdaş yaşamın gereğini yerine getiriyorlar ancak öte yandan da bu yaşamın önderliğini yaparlarken gelişmemiş ve gelişmesini tamamlamamış ülkeleri sömürerek büyük rant gelirleri elde ediyorlar. Bunun için on ve yirmi yıl sonrasına göre plan ve program yapıyorlar. Bu plan ve programların içinde dünyanın neresinde yeraltı ve yerüstü zengin enerji kaynakları varsa, o bölgeleri ele geçiriyorlar. Gelişmemiş ve gelişmesini henüz tamamlamamış ülkelerin örnek aldığı medeni ülkeler maalesef geleceklerini böyle bir sömürü düzeni ile sağlıyorlar.

Geldiğimiz süreçte bir tarafta bu sömürü düzenini kuran devletler ve peşinden sürükledikleri Avrupalı ülkeler var, diğer bir tarafta da bu sömürü düzenine alternatif konumuna yükselen ülkeler var. Bugün dünyaya maalesef sömürü düzenini kuran küresel güçler dediğimiz bu ülkeler hâkim durumdalar. Ancak mali yapı bakımından Çin ve Hindistan, stratejik güç bakımından da Rusya dünya dengesi açısından son yıllarda varlıklarını iyice hissettirdiler. Ve bu ülkeler gelecek yıllarda ABD’nin tek kutuplu dünyasını yıkabilecek bir güce erişmeye çalışıyorlar. Esasen Rusya, Çin ve Hindistan’ın varlığı ABD’nin bağımsız devletleri köleleştirmesinin önünde bulunan en önemli ülkelerdir.

Bugün gelişmiş Avrupa ülkeleri olan İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkeler bile ABD’nin kölesi haline gelmiş ülkelerdir. Bu ülkeler bugün ABD’nin siyasi çizgisinin içine hapsolmuş durumdadırlar. Bağlı oldukları NATO vasıtasıyla özgür ve bağımsız ülke değildirler. Özgürlükleri ve bağımsızlıkları ABD’nin çıkarları ile sınırlıdır.

Bugün Finlandiya ile İsveç bile bağımsızlıklarını NATO’ya teslim etmek için üyelik sürecine girdiler. NATO’ya katılmak istemelerinin tek sebebi ise Rusya’nın işgaline uğrama endişeleridir. Oysaki bu endişe yersiz ve gereksizdir. Rusya’nın halen hazırda bu ülkeleri işgal edecek bir planı ve programı da yoktur. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bu konuya şöyle açıklık getirdi.

“İsveç ve Finlandiya ile sorunumuz yok. NATO’nun İsveç ve Finlandiya’ya genişlemesinde Rusya’ya doğrudan tehdit yok ancak askeri altyapının bu bölgeye genişletilmesi tepkimizi tetikleyecek”

Vladimir Putin açıkça İsveç ile Finlandiya ile ilgili bir sorunları olmadığını ancak bu ülkelerin NATO’ya katılmak suretiyle kendi ülkesi için bir tehdit unsuru haline gelecekleri için tepki vermelerine neden olabileceğini söylüyor. Bugün Ukrayna NATO ülkesi değil ama sanki bir NATO ülkesiymiş gibi ABD’nin ileri karakolu gibi çalışıyor. Esasen Rusya’nın Ukrayna’ya askeri harekât düzenlemesinin en önemli sebebi de budur. Ukrayna eski bir Sovyet ülkesi olarak öteden beri ülkesindeki Rus kökenli vatandaşlarına baskı uygulamamış olsaydı bugün Rusya tarafından askeri harekâta maruz kalmazdı. Rusya’nın Ukrayna’ya düzenlemiş olduğu askeri harekâtın nedenini tam olarak anlamadan bu konuda ahkâm kesmek doğru değildir. Ayrıca bu konu askeri harekâtın başlamasından itibaren değerlendirilmesi yanlış olur. Bu harekât eski Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in ABD merkezli protesto gösterileri sonucu iktidardan indirmesinden itibaren değerlendirilmesi gerekir. Çünkü konu salt Ukrayna – Rusya meselesi değil, Rusya – ABD meselesidir. Bu konuyu ‘’Rusya’nın Ukrayna ‘ya Müdahalesi ve Avrupalı Ülkelerin İkiyüzlü Tutumu’’ adlı makalemde geniş olarak ele aldım.

Geldiğimiz süreçte Ukrayna Rusya’nın düzenlemiş olduğu askeri harekâtı sonuna kadar hak etti. Ancak İsveç ile Finlandiya’nın NATO’ya katılmalarını gerektirecek ortada herhangi bir sebep yok. Ancak bu ülkeler gelecekte Ukrayna gibi Rusya’ya karşı ABD ve NATO’nun kışkırtmalarına katılacaklarsa şimdiden NATO’ya katılmaları son derece normaldir. Ancak bu sebeple eski bağımsızlıklarını da kaybedecekler. NATO’ya üye olurlarsa bundan böyle kayıtsız şartsız ABD ile NATO’nun isteklerini harfi harfine yerine getirmek zorunda kalacaklar. ABD’nin yeni köle devletleri olarak varlıklarını devam ettirecekler.

ABD’nin Avrupalı köle devletleri Rusya’nın Ukrayna’ya yapmış olduğu askeri harekâta tepki vermeleri son derece normaldir. Çünkü bu köle devletler NATO vasıtasıyla ABD’nin çıkarlarına hizmet etmektedirler. Ancak Rusya’nın Ukrayna’ya yapmış olduğu askeri harekâtı değerlendiren bazı çevreler Ukrayna’nın Rus kökenli vatandaşlarına yapmış olduğu baskıyı Rusya’nın bahane olarak kullandığını dile getiriyorlar. Bu değerlendirme üzerinden Rusya’yı kınıyorlar. Bu değerlendirme hatalıdır ve doğru değildir.

Bir an için Kanada’nın veya Meksika’nın ülkelerinde bulunan ABD kökenli vatandaşlara baskı yaptığını varsayalım. Bu durumda ABD’nin Kanada’ya veya Meksika’ya tepkisi ne olurdu? ABD bu ülkelere karşı sessiz kalabilir miydi? ABD’nin olası böyle bir durumda vereceği tepkiyi bir tarafa bırakın, bugün ABD sınır komşusu olmayan ve kendisine yakın ülkelere yapılabilecek böyle bir davranışı bile kabul etmez. Hiç hayalci olmaya gerek yok. Gelişen olayları ABD ve NATO açısından değerlendirirseniz Rusya’nın Ukrayna’ya yapmış olduğu askeri harekâta verilen tepkiyi olumlu karşılarsınız ancak meseleyi bağımsız bir gözle değerlendirecek olursanız Rusya’ya verilen tepkilerin haksız olduğunu anlarsınız.

Rusya’nın Ukrayna’ya yağmış olduğu askeri harekâtı bir başka örnek üzerinden değerlendirelim. Ülkemiz 1974’lü yıllarda Kıbrıslı Rumların Türklere baskı ve katliam yapmaya başlayınca Birleşmiş Milletler nezdinde çözüm arayışlarında bulunmuştu. Ancak yapılan görüşmeler olumlu sonuç vermeyince 20.07.1974 tarihinde Kıbrıs Barış Harekâtı düzenlenmişti. Bu harekâtın düzenlenmesinden sonra başta ABD olmak üzere uluslararası çevreler harekâtın sonlandırılması yönünde talepte bulundular. Ülkemiz bu girişimler üzerine askeri harekâtı durdurdu ancak yapılan görüşmeler bir sonuç vermeyince 14.08.1974 tarihinde ikinci harekâtı başlattı. Böylelikle Rumların Türklere karşı yapmış olduğu katliamlar önlenebildi.

Kıbrıs Barış Harekâtı ile Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yapmış olduğu askeri harekât arasında bir fark vardır ama konunun özüne bakıldığı zaman sonuç değişmez. Sonuçta ortada baskı ve katliam yapılan bir toplum var ve bu baskı ve katliama karşı yapılan askeri harekât meşrudur. Bu durum komşu bir devletin içinde bulunan terör unsurlarının ülkemize karşı yapmış olduğu saldırılar içinde geçerlidir. Suriye’de bulunan PKK terör unsurlarının yapmış olduğu saldırılara karşı 22.05.2015 tarihinde Şah Fırat Operasyonu, 24.08.2016 tarihinde Fırat Kalkanı Operasyonunu düzenledik. Yine 08.10.2017 tarihinde İdlib Operasyonu, 20.01.2018 tarihinde Zeytin Dalı Harekâtı, 09.10.2019 tarihinde Barış Pınarı Harekâtı ve 27.02.2020 tarihinde de Bahar Kalkanı Harekatı’nı düzenlemiştik. Bu harekâtlar haklı ve meşru harekâtlardı. Sonuçta sınırınızda komşu ülkelerden gelen saldırılar olursa ilgili devlet uyarılır. Eğer uyarılar bir sonuç vermezse veya soydaşlarınız yaşadığı bölgede katliama maruz kalmışlarsa askeri harekâtlar düzenlenir. Ve düzenlenen bu harekâtlar meşrudur. Ukrayna topraklarında yaşayan Rus kökenli vatandaşlara yapılan baskı ve katliamlara karşı yapılan askeri harekâtlar da meşrudur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan İsveç ile Finlandiya’nın NATO’ya üye olmasına bu ülkelerin PKK terör unsurlarına yataklık etmelerinden dolayı evet demeyeceklerini açıkladı. Bu açıklama doğru ama eksiktir. Çünkü PKK terör unsurlarına Suriye topraklarında besleyen ve onlara silah ve mühimmat desteği veren ABD’nin ta kendisidir. Bu terör örgütüne ABD’nin köleleri olan Avrupalı ülkeleri de destek veriyorlar. İsveç ve Finlandiya NATO’ya üye olsalar da, olmasalar da destek vermeye devam edecekler. Balık baştan kokar diye bir deyim vardır. Esasen terör örgütünün asıl destekleyicisi ABD’nin ta kendisidir. Salt İsveç ile Finlandiya’ya tepki göstermek yetmez. İsveç ile Finlandiya’nın nezdinde PKK terör örgütüne başta ABD olmak üzere destek veren tüm ülkelere tepki verilmelidir. Eğer NATO ülkeleri bu terör örgütüne destek vermeye devam ederler ise NATO’nun tüm kararlarına karşı veto hakkı kullanılmalıdır.

Hatırlarsanız Yunanistan ile Fransa daha evvel NATO’nun askeri kanadından çekilmişlerdi. Bu ülkelerin tekrar NATO üyeliğine kabul edilmelerine ülkemiz ilk etapta itiraz etmiş fakat sonraki gelişmeler neticesinde veto kararını kaldırmıştık. Yunanistan 1980 yılında, Fransa ise 3 / 4 Nisan 2009 tarihlerinde düzenlenen toplantılarla NATO’ya geri dönmüşlerdi. Yunanistan’ın NATO üyeliğini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması karşılığında onaylayabilirdik. Ancak süreç iyi yönetilemedi ve bu ülkeler NATO’nun askeri kanadına hiçbir zorlukla karşılaşmadan dâhil edildiler. Şimdi aynı süreç yeniden yaşanacak. İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı öne sürülen koşullar yerine getirilmeden bu iki ülke NATO üyesi olabilirler. Çünkü verdiğimiz tepkinin arkasında durmuyoruz. Haklılığımızı sonuna kadar savunmuyoruz. Bu tarz davranışımız maalesef en zayıf noktamız.

Bir devletin siyasi yönden tutarlılığı uyguladığı dış politikalara bağlıdır. Eğer alınan kararlar öne sürülen hedefler gerçekleşmeden değiştirilirse o ülkeyi kimse dikkate almaz. Bugün ülkemiz maalesef bu konumdadır. Tutarlı bir dış politikamız olmadığı için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni hiçbir ülke tanımıyor. Doğu Akdeniz meselesinde de geri adım atmış durumdayız. Keza Ege adalarına da sahip çıkamıyoruz. Ancak öte yandan da NATO’nun önemli bir üyesiyiz. Ancak başta ABD olmak üzere hiçbir üye PKK’yı bir terör örgütü olarak görmüyor. Fakat ABD’nin terör örgütü olarak nitelediği yapıları NATO terör örgütü olarak görüyor. Bu anlayış doğru değildir. Eğer biz ABD’nin düşmanlarını terör örgütü olarak görüyorsak NATO ve ABD’de bizim terör örgütü olarak gördüğümüz yapılanmaları terör örgütü olarak görmek zorundadır. Bu zorunluluğu NATO’ya ve ABD’ye hissettiremiyorsak NATO üyeliğimizin de hiçbir anlamı yoktur.

İsveç ile Finlandiya’nın NATO ülkesi olmaları için ABD tarafından zorlanmalarının gerçek anlamı Rusya’yı daha fazla kuşatmaktır. ABD Rusya’yı tamamen kuşatabilirse sıra yarından sonra Çin’e gelecek. Nihayetinde ABD dünyayı yönetme anlamında karşısındaki bütün güçleri yok etmeye çalışıyor. Bugün ABD’nin gerçek niyetini anlayamayanlar yarından sonra pişman olacaklar ama iş işten geçmiş olacak. Önemli olan ABD’nin gerçek niyetini bugün anlamak ve buna göre önlem almak gerekir. Bu sebeple özgür uluslar NATO’ya karşı birleşmeliler ve Rusya ve Çin’e destek olmalıdırlar. Yoksa yarın çok geç olacak.

Rusya’nın Ukrayna’ya düzenlediği askeri operasyon aynı zamanda Karadeniz’in bir NATO gölü olmasını da engelleyecek. Bu durum ülkemiz adına da bir kazanımdır. Çünkü Rusya yapmış olduğu askeri harekâtlarla Ukrayna’nın Karadeniz kıyılarını kontrol altına almaya çalışıyor. Ukrayna’nın Karadeniz’de kıyısı olduğu müddetçe NATO’nun tehditti hem Rusya için hem de ülkemiz için devam eder. Bugün ülkemizi yönetmekte olan Cumhurbaşkanı Erdoğan bu tehlikeyi maalesef göremiyor. Erdoğan bir NATO ülkesi olarak hem Rusya, hem de ABD ile ikili ilişkileri uzun süre devam ettirebileceğini sanıyor. Oysaki gerçek bu değildir. Ülkemizin NATO ile ABD açısından önemi, Rusya’nın tam olarak kuşatılma süreci ile sınırlıdır.21.05.2022

13478 Tıklama Toplam 278 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Menu Title

WordPress Uzmanı: Buğra Yazar