BİLKENT BULUŞMASI VE DİYANET AKADEMİ YASASININ KABULÜ

Mustafa Kemal Atatürk, 30.08.1925 tarihinde 30 Ağustos Zafer Bayramı sebebiyle Kastamonu Türk Ocağı’nda bir konuşma yapar. Bu konuşmanın özü yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin gideceği yoldur. Türkiye Cumhuriyeti muasır medeniyetler seviyesine yükselecektir.

Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur. Medeniyetin gerektirdiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.

Atatürk bu sözleri Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ettiği yeri belirlemek amacıyla söylemiştir. Öyle ki, saltanat 1 Kasım 1922, halifelik ise 3 Mart 1924 tarihinde kaldırılmıştır. Toplumun saltanat ve halifelik gibi Osmanlı’nın önemli kurumlarının kaldırılmasına yeni alışmaya başladığı bir ortamda bu sözlerin anlamı oldukça önemlidir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için Cumhuriyet devrimlerini özümsemek zorundadır. Bu sebeple Atatürk ülkeyi düşmanlardan kurtarmakla da kalmamış aynı zamanda ülkenin önünü açacak devrimleri hayata geçirmişti.

Bugün artık cumhuriyeti ve devrimleri sahiplenecek ve koruyacak ne bir gençlik, ne de siyasi bir parti var. Atatürk’ün kendisinin kurmuş olduğu Cumhuriyet Halk Partisi bile cumhuriyetin ve devrimlerin bekçisi olma konumunu çoktan terk etti. Bugün artık sahipsiz bir cumhuriyet ve terk edilmiş devrimler var.

Bildiğiniz üzere altı muhalefet partisi ‘’ Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’’ adı altında yeni bir anayasa çalışmasını kamuoyuna açıklamışlardı. Bugün Hiç kuşkusuz yeniden parlamenter sisteme geçme zorunluluğumuz elbette vardır. Esasen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen ucube sistem ülkeyi bugüne kadar olmadığı şekilde felakete sürükledi. Ekonomi çöktü. Ülkenin itibarı yerle bir oldu. Adalete güven kalmadı. Demokrasi ortadan kalktı. İnsan hak ve özgürlüklerinde gerileme oldu. Bu sebeplerden dolayı ülkeyi bulunduğu ortamdan çıkarmak ve Atatürk’ün çizdiği yola geri döndürmek son derece önemlidir. Çünkü yaşanılan her bir sorun da Atatürk’ün yaşama geçirmiş olduğu devrimlerin ve yasaların ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılmaya başladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Montrö Boğazlar Sözleşmesini eleştirmesinden sonra TBMM Başkanı Şentop ”Cumhurbaşkanı, İstanbul Sözleşmesi’nden kararname ile çekildiği gibi Montrö’den de diğer uluslararası anlaşmalardan da çekilebilir” demişti. TBMM Başkanının bu sözlerinden sonra 103 emekli Amiral 04.04.2021 tarihinde Montrö Sözleşmesinin önemine değinen bir bildiri yayınladılar.

Şimdi Rusya’nın Ukrayna’ya yapmış olduğu askeri hareketten sonra Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin önemi bir kez daha ortaya çıkmış ve başta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Savunma Bakanı Akar ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Montrö Boğazlar Sözleşmesine sarılmak zorunda kalmışlardı.

Maalesef bugün Atatürk devrimlerinden öç alan ve ileriyi öngöremeyen bir cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi var. Bu sebeple bu sistemin yerine eskiden olduğu gibi parlamenter sistemin getirilmesi gerekiyor. Ancak altı muhalefet partisi güçlendirilmiş parlamenter sistemi küresel güçlerin dayattığı şekilde getirmeyi hedefliyorlar. Laikliğe vurgu yapmamaları ve 1961 anayasasını eleştirmeleri de bu sebeplerdendir.

“1961 Anayasası, birçok yeni ve önemli düzenleme getirmiş olsa da çok partili siyasi hayatımıza sekte vuran bir askeri darbenin ardından hazırlanmıştır. Bürokratik vesayet düzenine sebep olmuştur. Örneğin, MGK üzerinden yürütmenin etkinliği zaafa uğratılmış, siyasi faaliyetlerin dar bir perspektif ile denetlenmesi neticesinde anayasa yargısı tarafından pek çok siyasi parti kapatılmış, yasama ve yürütme vesayet altına alınarak zayıflatılmış, siyaset müessesesi istikrarsızlığa mahkûm edilmiştir. Reform önerimiz ile 1961 Anayasası’nda geçerli olan, bürokratik kurumların, siyaset üzerinde bir vesayet makamı olarak kurgulanmasını reddediyoruz.”

1961 Anayasası, bugüne kadar yapılan anayasalar içinde en ilerici, en demokratik ve hukuk devleti ilkelerini yaşama geçiren bir anayasadır. Altı muhalefet partisi böyle bir anayasaya eleştirmekle aynı zamanda 27 Mayıs 1960 ihtilalini de hedef almış oluyor. Bu durum açık ve nettir.

Cumhuriyet Halk Partisi dışında kalan diğer siyasi partilerin 1961 Anayasasına karşı duruşlarını bir nebze de olsa anlamak mümkündür. Çünkü onların laik ve cumhuriyeti korumak gibi bir sorumlulukları yoktur. Esasen onlar tarih boyunca devrim kanunlarından hep rahatsız olmuşlardır. Ancak laik cumhuriyetin kurucusu Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhuriyetin devrimlerini korumak gibi bir görevi vardır. Ve bu görev kutsal bir görevdir. Bu sebeple Cumhuriyeti kuran bir partinin 1961 Anayasasına karşı duruşu farklı olmalıydı. Fakat Cumhuriyet Halk Partisi bugün kuruluş çizgisinden uzaklaşmış bulunmaktadır. Asıl tehlike de zaten budur. Atatürk’ün kurmuş olduğu siyasi parti devrim kanunlarını savunmaktan vazgeçmiş ise diğer siyasi partilerden böyle bir görev beklemek zaten mümkün değildir.

Cumhuriyet Halk Partililer cumhuriyete ve devrimlere son derece bağlıdırlar. Atatürk’ü içlerinde özümsemişlerdir. Ancak bugün Cumhuriyet Halk Partisi’ni yönetenler Atatürk’ün devrimlerinden uzaklaşmış ve küresel güçlerin temsilcisi haline gelmişlerdir. Bu sebeple Cumhuriyet Halk Partisi’nin tavanı tabanını temsil etmiyor. Cumhuriyet Halk Partililer ile Cumhuriyet Halk Partisini yönetenler arasındaki fark budur. Eğer Cumhuriyet Halk Partisi bu kadrolar ile iktidar olursa bilin ki, gerçekte Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olmuş olmayacak. Açıkçası küresel güçlerin iktidarı, AKP’den sonra Cumhuriyet Halk Partisi ile devam etmiş olacak. Yani iktidarda her daim küresel güçler olacak.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin Atatürk’ün devrimlerinden uzaklaşması ile ilgili olarak bir başka örnek de 16.03.2022 günü TBMM’de medreseleri hukuksal temele oturtan Diyanet Akademisi Yasasının kabul edilmesi ile ilgili takındıkları tavırdır. Söz konusu oylanan yasa tasarısına Cumhuriyet Halk Partisi cephesi dahil muhalefet partililerden bir tane bile hayır oyu çıkmamıştır. Söz konusu bu durumun açıkçası izah edilecek hiçbir yanı da maalesef yoktur.

24 Mart 2022 PERŞEMBE Resmî Gazete Sayı : 31788
KANUN
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA
KANUN İLE DEVLET MEMURLARI KANUNUNDA VE 375 SAYILI
KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA DAİR KANUN

Kanun No. 7383 Kabul Tarihi: 16/3/2022


MADDE 2- 633 sayılı Kanuna 7 nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Diyanet Akademisi:

MADDE 7/A- Diyanet Akademisi dinî yüksek ihtisas merkezleri, dinî ihtisas merkezleri ve eğitim merkezlerinden oluşur.
Diyanet Akademisi doğrudan Başkana bağlı olarak, Başkanlığın Din Hizmetleri Sınıfına ait unvanlarla ihdas edilen pozisyonlarına atanacak aday din görevlilerinin mesleki eğitimi ile hizmet içi eğitim faaliyetlerini ve yurt dışından gelen mahallin din görevlilerine yönelik eğitim faaliyetlerini yürütür; Başkanlığın görev alanıyla ilgili araştırma ve yayın yapar; konferans, panel, seminer, sempozyum ve benzeri dinî, ilmî, sosyal ve kültürel etkinlikler, kurs ve sertifika programları düzenler ve Başkan tarafından verilen diğer görevleri yerine getirir.

Diyanet Akademisi; Millî Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu, üniversiteler, lisans düzeyinde dinî eğitim veren yükseköğretim kurumları ve müftülükler ile görevinin gerektirdiği diğer ulusal ve uluslararası kurum, kuruluş ve kurullarla iş birliği ve ortak çalışma yapabilir, mesleki ve bilimsel ilişkiler kurabilir, araştırmalarda bulunabilir, eğitim programları uygulayabilir, danışma kurulları ve komisyonlar oluşturabilir.

AKP’nin TBMM’nin gündeme getirdiği yasa tasarılarının ret edilmesi için muhalefetin yeterli oyu olmadığı zaten biliniyor. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi’nden böyle bir oylamada hele hele tamamen laikliği hedef alan yasa tasarılarına karşı top yekûn bir hayır oyu vermesi beklenir. İktidara bir gözdağı vermesi beklenir. Bu durum ayrıca Cumhuriyet Halk Partisi’nin Atatürk’ün devrimlerine sahip çıkışını da gösterir. Ancak bırakın bu tasarının oylamasına hayır oyu vermeyi, üstüne üstlük evet oyu verdiler. Hani oylamaya hiç katılmasalardı bundan daha iyiydi. Bu durumda oylamaya hiç katılmayan Türkiye İşçi Partililer Cumhuriyet Halk Partisine oranla biraz da Atatürkçü diyebiliriz.

Şu hale bakar mısınız? Cumhuriyeti kuran bir siyasi parti Cumhuriyeti hedef alan bir yasa tasarısına evet oyu verebiliyor. Bu durum bugünün Cumhuriyet Halk Partisi’nin Atatürk’ün hizasından çıktığının açık ve seçik net bir göstergesidir. Bu durum aynı zamanda AKP’nin Cumhuriyetin devrimlerini tümden ortadan kaldırma girişimine ortak olmaktır. Ayrıca bu yasanın oylamasındaki sonuçlar AKP’yi bundan sonraki günlerde meclisin gündemine getireceği laiklik karşıtı yasa tasarıları konusunda daha da cesaretlendirecektir.

Diyanet Akademi Yasasına evet oyu veren CHP Milletvekilleri:
Burhanettin Bulut, Orhan Sümer, Müzeyyen Şevkin, Mustafa Tuncer, Çetin Osman Budak, Yaşar Tüzün, Jale Nur Süllü, Bayram Yılmazkaya, Mehmet Güzelmansur, İsmet Tokdemir, Engin Altay, Emine Gülizar Emecen, Cihangir İslam, İlhan Kesici, Çetin Arık, Abdüllatif Şener, Ali Fazıl Kasap, Ömer Fethi Gürer, Neslihan Hancıoğlu, Ulaş Karasu, Özcan Aygun, Baha Ünlü.

Diyanet Akademi Yasasına evet oyu veren İyi Parti Milletvekilleri:
Mehmet Çulhaoğlu, Şenol Sunat, Yasin Öztürk, Orhan Çakırlar, Naci Cinisli, Arslan Kabukçuoğlu, Behiç Çelik, Ümit Beyaz, Dursun Ataş, Erkan Usta, Enez Kaplan, Hüseyin Örs.

Diyanet Akademi Yasasına Katılmayan TİP’li Milletvekilleri:
Erkan Baş, Barış Atay, Sera Kadıgil, Ahmet Şık.

Diyanet Akademi Yasasına Katılmayan MP’li Milletvekilleri:
Özcan Özel ile Hüseyin Avni Aksoy.

Diyanet Akademi Yasasına Çekimser Oy Veren HDP Milletvekilleri:
Kemal Peköz, Garo Paylan, Mehmet Toğrul, Erol Katırcıoğlu, Musa Piroğlu, Serpil Kemalbay Pekgözegü, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Meral Danış Beştaş, Muazzez Orhan Işık, Mehmet Ruştu Tiryaki.

AKP’nin TBMM’ye getirdiği ve kabul edilen medreseleri hukuksal temele oturtan Diyanet Akademisi Yasasına muhalefetin duruşu tam bir acizlik duruşu olmuştur. Muhalefet AKP’nin ülkeyi yönetemediği bir ortamda iktidara gelmek için milletten oy isterken kendisi iktidarın yasa tasarılarına destek vermeye devam ediyor. O zaman seçmen muhalefet partilerine ‘’ siz halen daha iktidara destek veriyorsunuz, biz neden size oy verelim’’ diye sormaz mı? Böyle bir soruya muhalefet partililer nasıl yanıt verebilirler?

Muhalefet Partililerden bu yasaya evet oyu verenlerin hiç şüphe yok ki, AKP zihniyetinden bir gram farklılıklarının olmadığı açık seçik belli olmuştur. Hatta bu milletvekilleri AKP’nin ileriki günlerde TBMM’ye şeriat ile ilgili bir yasa tasarısı getirmesi halinde yine evet oyu kullanacaklarından hiç şüpheniz olmasın. Çünkü bu yasa tasarısına hiç çekinmeden oy veren bir milletvekili şeriat yasasına da hayli hayli oy verir.

Diyanet Akademisi Yasasına oy veren milletvekilleri bu konuda AKP gibi düşündüklerinden hiç şüphe yoktur. Ancak oylamaya katılmayan milletvekilleri AKP’nin bu yasa tasarısı ile yine mağdur edebiyatı yapmaması adına böyle bir tutum sergilemiş olabilirler. Ancak öte taraftan da AKP böyle bir ortamdan yararlanarak şeriat devletini adım adım gerçekleştiriyor. Muhalefet her bir seferinde AKP’nin mağdur edebiyatına yatmasını önlediğini zannediyor ancak AKP açısından bu durum hiç fark etmiyor. AKP zaten öyle ya da böyle bir şekilde bugüne kadar iktidarını devam ettirdi. Hatırlarsanız Cumhuriyet Halk Partisi türbanın kamusal alanda serbest bırakılmasına destek vermek suretiyle AKP’nin mağdur edebiyatı yapmasının önüne geçtiğini zannetmişti. Peki, Cumhuriyet Halk Partisi böyle davranmakla bugüne kadar bir genel seçim kazanabildi mi? AKP’nin mağduriyeti bitti mi? Olan her seferinde Atatürk’ün devrimlerine oldu. Oysaki muhalefet partisi en başından bu yana kadar tutarlı bir politika sürdürebilseydi AKP bugün Cumhuriyeti ve devrimleri ortadan kaldıramayacaktı.

Altı siyasi partinin milletvekilleri, meclisteki diğer siyasi partilerin milletvekilleri ve bağımsız milletvekilleri AKP’nin medreseleri hukuksal temele oturtan Diyanet Akademi Yasası’na oy vermeleri, oylamaya katılmayarak, çekimser kalarak destek vermeleriyle AKP’nin ülkeyi şeriat devletine doğru götürmesine bilerek veya bilmeyerek destek olmuşlardır. Bu milletvekilleri hiç kuşku yok ki, milletin vekilleri değildirler. Bu milletvekilleri Atatürk devrimlerini top yekûn ortadan kaldırmaya çalışan AKP’nin gizli milletvekilleridir.

Gelinen durum itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olma yolunda hızla ilerlemektedir. En doğru, en gerçek yol medeniyet yolundan hızla sapılmaktadır. Bu durum karşısında Cumhuriyetin bekçisi olan Cumhuriyet Halk Partisi bırakın devrim kanunlarına sahip çıkmayı ve korumayı AKP’nin ülkeyi din devletine dönüştürmesine açık ve seçik olarak destek vermektedir.

Şimdilik şu kadarını söyleyeyim. Başta Cumhuriyet Halk Partisinin tabanı olmak üzere altı muhalefet partisinin de tabanlarını ayırıyorum. Söz konusu bu partilerin tavanlarının cumhuriyetle sorunları var. Laiklik ile sorunları var. Atatürk devrimleri ile ilgili sorunları var. Yoksa güçlendirilmiş parlamenter sistem adını verdikleri anayasa taslağında laiklik konusunu pasifize etmezlerdi. Bugüne kadar en özgürlükçü anayasa olan 1961 anayasasını da bu denli eleştirmezlerdi.

1961 Anayasasının Temsilciler Meclisi Enver Ziya Karal ile Turhan Feyzioğlu başkanlığında kurulmuştu. 20 kişilik komisyonda ,Emin Paksüt, Muammer Aksoy, Turan Güneş, Tarık Zafer Tunaya, Coşkun Kırca, Amil Artus, Doğan Avcıoğlu, Münci Kapani, Muin Küley, Ragıp Sarıca, Bahri Savcı, Celal Sait Siren, Mümtaz Soysal, Cafer Tüzel, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Abdülhak Kemal Yörük, Sadık Aldoğan, Nurettin Ardıçoğlu, Hazım Dağlı vardı.

Demokratik yaşamda siyasal partilerin vazgeçilmezliği” ilkesi ilk kez 1961 Anayasası ile kabul edilmiştir. Türk anayasa sistemine ilk kez, “insan haklarına dayalı devlet” kavramı girmiş, insan hakları kavramı devletin temelleri içine alınmıştır. Temel haklar ve özgürlükler” devletin kuruluşunu düzenleyen esaslardan önceye alınmıştır. Temel hak ve özgürlükler kısaca sayılıp geçilmemiş, tersine anayasanın üçte biri bu olguya ayrılmıştır. Bu konudaki en önemli yenilik “Bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunulamaz” ilkesidir. Anayasanın 2. maddesi sadece insan hakları temeline dayalı bir anayasadan değil, “sosyal bir hukuk devletinden söz etmektedir. Bireyin devletçe korunması, çalışanlara sendikal hakların tanınması, asgari ücretle insanlık onuruna yaraşır bir yaşam düzeyi sağlanmasının gerekliliği, açık bir biçimde belirtilmiştir. Sosyal devlet; güçsüzlerin, yoksulların önündeki engellerin kaldırılmasını öngörür.

Millet İttifakına naçizane önerim, yeni bir anayasa taslağı hazırlamadan evvel önceki anayasaların kurucu meclis üyelerinden bilgi almalarıdır. Onların deneyimlerinden yararlanmalıdırlar. Yoksa ben yaptım demekle anayasa olmuyor. 04.04.2022

4332 Tıklama Toplam 2 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Menu Title