GETİREN GÖTÜRECEK

AKP iktidarı ülkeyi yönetemedikçe her defasında dış güçler bahanesine sığınıyor. Son dönemlerde de bu bahaneyi sürekli alışkanlık haline getirdi. İşine geldiği zaman dış güçler yok ama işine gelmediği zaman sürekli dış güçler var. Öte yandan da bu dış güçler ile işbirliği yapmaktan geri durmuyor.

Peki, kim bu dış güçler? Bu dış güçler elbette ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve diğerleridir. Bu dış güçler aynı zamanda NATO ülkeleridir. Ülkemiz de bir NATO ülkesidir. NATO ile ilişkilerini sürekli sıcak tutmak isteyen de AKP iktidarının ta kendisidir. Bir taraftan sizi hedefe alan bu ülkeler ile ilişkilerini geliştirmek için Rusya ve Çin ile aranıza mesafe koyacaksınız ancak öte taraftan da bu ülkeler her istediğinizi yapmadıkları zaman bu ülkelere dış güçler diyeceksiniz. Böyle bir siyaset anlayışı yok. Ya bu dış güçler diye tabir ettiğiniz ülkeler ile aranıza mesafe koyup Rusya ve Çin ile birlikte hareket edeceksiniz, ya da bu dış güçler ile ilişkilerinizi devam ettirirken dış güçler yakınmasından vaz geçeceksiniz. Çünkü başka bir seçenek yok.

Aslına bakarsanız AKP iktidarının dış güçlerden yakınmasında haklı hiçbir tarafı yok. Çünkü AKP’yi iktidara taşıyan da dış güçlerin ta kendisiydi. Yıllar öncesinde ABD’nin Ankara Büyükelçisi Morton Abromovitz, zamanın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan’ı makamında ziyaret etmişti. Bu ziyaret ileriki yıllarda olacakların da göstergesiydi. Morton Abromovitz Erdoğan ile görüşmeden evvel zaten kararını çoktan vermişti. Erdoğan gelecek dönemin Başbakan’ı olacaktı. Yani Erbakan’ın yerine ılımlı İslam’ı savunan Erdoğan Başbakanlığa hazırlanmıştı. Morton Abromovitz tercihini Erdoğan’dan yana kullandığını şu sözlerle itiraf etmişti

Evet, kravatlı ve daha şehirli kılıklı görünen Erdoğan’ı, Erbakan’a tercih ederiz

Morton Abromovitz Erdoğan ile görüştükten sonra da şu açıklamaları yapmıştı.

“Siz İstanbul’u yönetip yıldızınızı parlatabildiğinize göre, Türkiye için de çok şey yapabilirsiniz!”

Bu görüşmeler yapılırken iktidarda DSP, MHP, ANAP hükümeti vardı. Dış güçler o zaman bu koalisyon hükümetini yıkarak Başbakanlığa Erdoğan’ı getirmek için uğraşıyorlardı. Dolayısıyla bugün dış güçler olarak tabir edilen ülkeler o zamanlarda dost güçlerdi. Dolayısıyla da bu ülkeler tarafından sivil bir darbeyle DSP, MHP, ANAP hükümetinin yıkılmasında hiçbir sorun yoktu. Çünkü gelmekte olan geliyordu.

ABD bu süreçte dönemin koalisyon hükümetinden Irak’ın işgalini ülkemiz üzerinden gerçekleştirmek için izin istiyordu. Ancak dönemin Başbakanı Bülent Ecevit Irak’ın işgalinin ülkemiz üzerinden gerçekleşmesini ret etti. Bunun üzerine ABD harekete geçti. Bülent Ecevit’in de bileti kesildi.

Bülent Ecevit 04.05.2002 tarihinde rahatsızlanarak Başkent Üniversitesinin Ankara Hastanesine kaldırılması sonun başlangıcı oldu. Başbakan Bülent Ecevit tedavi görürken Hüsamettin Özkan, İsmail Cem ve Kemal Derviş üçlüsü ABD’den aldıkları direktifler doğrultusunda yeni arayışlara yöneldiler. Hüsamettin Özkan, İsmail Cem ve Kemal Derviş’in bir araya gelerek Ecevit ’siz ve MHP’siz hükümet arayışları aslında DSP-MHP-ANAP hükümetine karşı yapılan sivil bir darbeydi. Bu sivil darbenin arkasında ABD vardı. ABD’nin Irak’a ülkemiz toprakları üzerinden girmesine Ecevit’in olumsuz yaklaşması, Hüsamettin Özkan, İsmail Cem ve Kemal Derviş’i, Ecevit ’siz ve MHP’siz bir hükümet için harekete geçirmişti.

ABD’nin Ecevit ’siz ve MHP’siz hükümet arayışları basına yansımasından sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 7 Temmuz 2002 tarihinde Ecevit ile konuşmaya bile gerek duymadan 03.11.2002 tarihinde erken genel seçim istedi. Yani bugün dış güçlere ateş püskürmekte olan Devlet Bahçeli o zamanlar bu dış güçlerin ekmeğine yağ sürmüştü.

Bu gelişmelerden sonra Hüsamettin Özkan DSP’den ve hükümetten ayrıldı. Hüsamettin Özkan’ın ardından İstemihan Talay ile Hasan Gemici de partilerinden istifa ettiler. Sonrasında İsmail Cem’de DSP’den ayrıldı. İsmail Cem ile Hüsamettin Özkan 21.07.2002 tarihinde Yeni Türkiye Partisi’ni kurdular. Kemal Derviş ise bir süreliğine gittiği ABD’den geri dönmedi. Dolayıyla Yeni Türkiye Partisi’ne de katılmadı. Bu durum Yeni Türkiye Partisi’nde şok etkisi yarattı. Aslında Kemal Derviş ABD’ye gittikten sonra küresel güçler ile durum değerlendirmesi yapmış ve Yeni Türkiye Partisi’nin seçim barajını aşamayacağını anlamıştı. Öte yandan Kemal Derviş ABD’nin AKP’yi iktidara getirmekte olduğunu gördü. Bu yüzden Kemal Derviş kader birliği yaptığı İsmail Cem ile Hüsamettin Özkan’ı yarı yolda bıraktı.

Türkiye, DSP-MHP-ANAP Koalisyon Hükümetinin geleceğini düşünürken, ABD AKP’yi kurduruyordu. Kemal Derviş’in de Yeni Türkiye Partisi’ne katılmayışının arkasında bu gerçek vardı. Çünkü ABD bir an önce Irak’a girmek istiyordu. Bülent Ecevit hükümetinin olumsuz yaklaşımları ABD’ye AKP’yi kurdurmak zorunda bırakmıştı. 03.11.2002 tarihinde yapılacak olan seçimlerden AKP iktidara gelirse, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi kaldığı yerden devam edebilecekti. Bugün ele geçirilen medya da o zaman, AKP’nin iktidara gelmesi için ellerinden geleni yaptı. Sonuçta 03.11.2002 tarihinde yapılan genel seçimlerden AKP % 34.43 oy oranıyla tek başına iktidara geldi.

03.11.2002 tarihinde yapılan Milletvekili Genel Seçimleri hem ülkemiz, hem de ABD açısından bir dönüm noktası olmuştur. Böylelikle bugün dış güçler olarak tabir edilen ABD o zaman Büyük Ortadoğu Projesi’ne AKP sayesinde kaldığı yerden devam etme olanağına kavuşmuştu. Dış güçler işte böyle bir şeydir. Onların her istediğini yaparsanız sizden iyisi yoktur, ancak onların hizasından çıkarsanız sonun başlangıcına doğru yol alırsınız.

AKP’nin ABD açısından hizadan çıkması 2015 Milletvekili Genel seçimleri ile başladı. AKP bu seçimde % 40,90 oranında oy alarak tek başına hükümeti kuramadı. Bunun üzerine ülkeyi erken seçime götürmek zorunda kaldı. Seçim sürecinde de politika değişikliğine gitti. Çünkü mevcut politika ile seçimden tek başına hükümet kurmak için yeterli oyu alamayacaktı. Bu sebeplerle Açılım sürecini dondurdu. Milliyetçi oylar için PKK ile müzakere sürecine ara verip mücadele sürecine girdi. Sonuçta 1 Kasım erken genel seçimlerde % 49,50 oranında oy alarak tekrar tek başına iktidara geldi. Ancak bu süreçte ABD ile olan ikili ilişkilerinde de ayrışma yaşadı.

AKP iktidarı için sonun başlangıcı ise Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ABD’nin hizasından tam olarak çıkması ile başladı. Ancak AKP Büyük Ortadoğu Projesini hiç bir zaman ret etmedi. Aksine her zaman Büyük Ortadoğu Projesini savundu. Ancak Erdoğan’ın planı ABD’den farklıydı. Erdoğan Beşar Esat’tan hükümetinde Sünni bakanlara yer vermesini istiyordu. Böylelikle ileriki süreçte Mısır’da iktidara gelen Müslüman kardeşlerin benzeri bir iktidar oluşturacaktı. Beşar Esat’ın İran ve Rusya’nın desteği ile iktidarını koruyunca Erdoğan’ın planı suya düştü. Cumhurbaşkanı Erdoğan halen İdlib’de korumakta olduğu yapı ile planını sıcak tutmaya çalışıyor. ABD ise planında ılımlı muhaliflere, PYD ve mevcut Suriye Devletine yer veriyordu. Tüm bu gelişmeler Erdoğan’ın ABD’nin hizasından çıkmasına neden oldu.

Erdoğan’ın ABD’nin hizasından çıkmasına neden olan salt bu gelişmeler de değildi. Rusya’dan alınan S -400 Füze savunma sistemi de var. Halkbank’ın Amerika’nın İran’a uyguladığı ekonomik yaptırımları delmek suçlaması da var. Bu gelişmeler den dolayı CAATSA yaptırımları devreye girmişti.

Şimdi tekrar başa dönelim. Erdoğan’ı Başbakanlığa Morton Abramowitz ve Eric Edelman’ın verdiği istihbarat bilgisi taşımıştı. Haliyle Erdoğan’ı istifaya davet etmek de onlara düştü. ABD’nin 2 eski Türkiye Büyükelçisi Morton Abramowitz ve Eric Edelman, Washington Post’a yazdıkları yazıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a istifa çağrısında bulundular.

“Eğer Erdoğan başta söylediğimiz gibi Türkiye’nin parlak bir geleceğe sahip olduğu konusunda aynı fikiri koruyorsa, o halde bunun gerçekleşmesi için ya şimdiki tutumundan uzaklaşacağı tipte bir reform gerçekleştirmeli ya da istifa etmelidir”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, ABD’nin 2 eski Türkiye Büyükelçisi Morton Abramowitz ve Eric Edelman’ın “Erdoğan istifa etsin” makalesine sosyal medyadan yanıt vermekte gecikmedi.

“Kendini sömürge efendisi zanneden iki eski ABD büyükelçisi ‘Erdoğan istifa etsin’ yazmış”
“Türkiye’ye talimat verdiğiniz günler geçti beyler”

Şu bir gerçek ki, eğer ABD sayesinde iktidara gelmişseniz talimatla istifa zamanı hiçbir zaman geçmez. İstifa süresi gecikebilir. Uzatmalar oynanabilir. Ancak getirenin hizasından çıkmışsanız öyle ya da böyle bir gün iktidarınızı kaybedersiniz. Süreç bugüne kadar hep böyle işledi. Bugünden sonra değişeceğini hiç sanmıyorum. Çünkü bugüne kadar getiren hep götürdü. 21.12.2021

28299 Tıklama Toplam 1 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Menu Title

WordPress Uzmanı: Buğra Yazar