ARAP ÜLKELERİ İSRAİL İLE ANLAŞTIKÇA FİLİSTİN YALNIZLAŞIYOR

Son dönemlerde Arap ülkelerinin birbirleri ile kenetleneceği yerde İsrail ile anlaştıklarına şahit oluyoruz. Daha açık bir anlatımla her bir Arap ülkesi birliktelik yapacakları yerde birbirlerinin kuyularını kazmış oluyorlar. Böylelikle günü kurtarıyorlar ama aslında yarını kaybediyorlar. Diğer taraftan da İsrail’in Filistin’i daha fazla kuşatmasını meşrulaştırmış oluyorlar.

İsrail’in kuruluşu ilan edilmeden evvel bu kutsal topraklarda her ne kadar yaşayan Yahudiler olsa da bu topraklar aslında Osmanlı İmparatorluğu’na aitti ve asıl burada Filistinliler yaşıyordu. Yahudiler sonradan bu topraklara göç ettiler. İngilizler ilk etapta Yahudilerin burada devlet kurmalarına sıcak bakmamışlarsa da sonradan bu kutsal topraklar üzerinde devlet kurmalarına ses çıkarmadılar. Yahudiler de bu boşluktan yararlanarak bir oldubitti devleti kurdular.

1. Dünya savaşı sonunda 02.11.1917 tarihinde İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour tarafından Balfour Deklarasyonu yayınlandı. Bu İsrail’in kurulmasının ilk adımlarıydı. Milletler Cemiyeti de 1920 yılında Filistin’in üzerinde İngiliz mandasını kabul etti. Burada kurulan Yahudi bürosu İngilizlerin nezdinde Yahudi haklarını temsil etmeye başladı.

 

Balfour Deklarasyonu

Dışişleri Bakanlığı,
2 Kasım 1917
Kıymetli Lord Rothschild,
Majesteleri’nin Hükümeti adına, size Kabine’ye sunulup onaylanmış olan, Yahudi Siyonist arzularına ilişkin aşağıdaki sempati deklarasyonunu iletmekten memnuniyet duymaktayım:
“Majesteleri’nin Hükümeti, Filistin’de Yahudi halkı için ulusal bir yurt kurulmasına olumlu gözle bakmaktadır ve bu amaca ulaşılmasına yardımcı olmak için elinden geldiğince çaba gösterecektir; Filistin’de halen mevcut Yahudi olmayan halkların toplumsal ve dini haklarına ya da Yahudilerin diğer ülkelerdeki hak veya politik statülerine halel getirecek hiç bir şeyin yapılmayacağı net bir şekilde anlaşılmalıdır.”
Bu deklarasyon hakkında Siyonist Federasyon’u bilgilendirmenizi memnuniyetle karşılayacağım.
Saygılarımla,
Arthur James Balfour

İngilizlerin kontrolü altında bulunan Siyonistler bundan sonraki süreçte Yahudileri topluluklarının nüfuzlarını genişletmek amacıyla Filistin’e göç etmeye çağırdılar. Filistin’de yaşayan Araplar her ne kadar bu göçe karşı çıksalar da İngilizlerin ses çıkarmamasından yararlanan Yahudiler gizli yollardan göçe devam ettiler.

Yahudiler bu dönemde Filistin topraklarına göç etmekle kalmamışlar aynı zamanda da Filistinlilerin hem mal varlıklarına el koymuşlar hem de belli bölgelerde yurtlarından kovmuşlardır. Yahudilerin bu tür eylemleri birçok Filistinlinin vatanlarından olmasına neden olmuştur.

İsrailli bir tarihçi olan Benny Morris’in Filistin’in İsrail tarafından kuşatılması hakkında yaptığı tarihi açıklamalar bugüne ışık tutuyor. İsrailli Benny Morris Negers Ben-Gurion Üniversitesinde Ortadoğu Araştırmalar bölümünde çalışan bir profesördür. Benny Morris’in İsrail’in Filistin’i kuşatması konusunda şu tespitleri yaptı.

Kurucu Siyonist babaların, Filistinlilerin mülklerine el konulması ve kovulması eylemlerini, Holokost’tan çok önce düşündüklerini ve projelerinin etik ve uluslararası hukuk açısından kuşku götürür olduğunun çok iyi bilincinde olduklarını kanıtlamıştı.

Bir başka İsrail tarihçisi ve sosyalist aktivist olan İlan Pappe Birleşik Krallık’taki Exeter Üniversitesi Sosyal Bilimler ve Uluslararası Çalışmalar Fakültesi’nde profesör ve üniversitenin Avrupa Filistin Araştırmaları Merkezi direktörü ve Exeter Etno-Politik Araştırmalar Merkezi’nin eş direktörüdür. Pappe’ye göre Filistinlilerin zorunlu göçü savaşın talihsiz bir yan etkisi değil, kapalı kapılar ardında planlanmış bir etnik temizlikti. Ilan Pappe İsrail’in Filistin’i işgali ile ilgili şu önemli tespitleri yaptı.

Bu işlemler çoğunlukla ‘’Plan Dalet’’ denilen plandaki şemaya uygun olarak gerçekleştiriliyordu. Bu işlemler şunlardı: erkeklere yönelik saldırı, tutuklama ve kısmen de öldürme eylemleri: geri kalan nüfusun sürülmesi, binaların yağmalanması ve daha sonra yıkılması, yıkılan alanlara geri dönüşü engellemek için mayın döşenmesi. Tüm bunlardan sonra, kaçan kadınların ve yaşlı insanların çoğu zaman paraları ve ziynet eşyaları da ellerinden alınıyordu. Tüm bu eylemlerin hedefi İngiliz Filistin’inde ( devletin kurulmasından sonra İsrail’de) bir Yahudi nüfuz çoğunluğu sağlamaktı.

İsrail’in Filistin’i işgal etmesine Arap ülkeleri hiçbir zaman yeterli bir tepki göstermemişlerdir. Çünkü onlar İngilizler ile iyi geçinmenin yolunun onların kararlarını onaylamaktan geçtiğini düşünmüşlerdir. Oysaki Arap ülkeleri tek vücut olarak bölgelerinde meydana gelen Siyonist eylemlere toplu halde karşı çıkmış olsaydılar bugün Filistin İsrail tarafından işgal edilmemiş olurdu. Belki de İsrail Filistin topraklarında kurulmamış olurdu. Ancak Arap ülkeleri kendilerine dokunulmama karşılığında Filistin’in İsrail tarafından işgal edilmesine ses çıkarmadılar.

Gelinen durum itibarıyla Filistin’in kuşatılma süreci halen devam ediyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Filistin sorununa rağmen (BAE) ve Bahreyn, ABD’nin araya girmesiyle İsrail ile normalleşme sürecine girdi. Keza yine Suudi Arabistan da aynı yolda ilerlemeye devam ediyor.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, Arap ülkeleriyle İsrail arasında başlayan normalleşme sürecinin Orta Doğu bölgesine birçok farklı açıdan önemli faydalar sağlayacağını belirterek, bu olumlu gelişmelerin barış sürecinin boyutuna bağlı olduğunu söylemişti. Evet, İsrail’in Arap ülkeleri ile başlatmış olduğu barış süreci birçok önemli gelişmelere neden olacak. Bu gelişmelerin en başında Filistin’in işgal edilmedik bir yeri kalmışsa o bölgelerin de işgal edilmesidir. Filistin’in tam olarak işgal edilmesidir.

Arap ülkeleri İsrail ile devam eden barış sürecinin Filistin topraklarının işgaline son verilmesiyle devam edeceği yönünde bir çekince koyabilmiş olsaydılar bu konuda haklı olurlardı. Ancak Arap ülkelerinin böyle bir cesareti gösterecek bir iradeleri yoktur. Çünkü onlar varlıklarının devam ettirmelerinin bir yolunun İsrail ve ABD ile olan ilişkilerinin zedelenmemesi üzerinedir. Evet, Arap ülkeleri bu konuda üslerine düşen görevi layıkıyla yerine getiriyorlar. Bu görevi yerine getirdikleri sürece de ülkelerinde Arap Baharı yaşanmayacak. Çünkü Arap Baharları ülkesini küresel güçlere peş keş çekmeyen ülkelerde yaşandı. Haliyle Arap Baharları, ABD ile İsrail’in yanında olan ve bu güçlerin istediklerini yerine getiren ülkelerde yaşanmaz. Çünkü ABD ile İsrail’in istediklerini yerine getiren ülkelerde demokrasi sorunu yoktur. Demokrasi sorunu sadece ve sadece topraklarını küresel güçlere peş keş çekmeyen ülkelerde vardır. Ve Arap Baharları da bu ülkelerde meydana gelir.

Bugün Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Ülkeleri başta olmak üzere Filistin’i İsrail karşısında yalnız bırakarak kendi konumlarını koruyan Arap ülkeleri yarından sonra kendilerini koruyamaz hale gelecekler. Çünkü küresel güçler aldıkça daha fazlasını alırlar. Dolayısıyla bu küresel güçler Arap ülkelerinin zengin yeraltı enerji kaynaklarını tam olarak sömürmeden bu ülkeler üzerindeki hegemonyaları bitmez. Bugün sarı öküz Filistin ise yarın bir başka Arap ülkesi olur. Bu gidişat yeraltı zenginliklere sahip olan Arap ülkelerinin tamamen küresel güçlerin eline geçmesiyle sonuçlanır.

Bugün Suudi Arabistan ‘’İsrail ile normalleşmenin büyük faydaları var, ancak Filistin’in hakları iade edilmeli’’ diyor ama bu söylem tamamen boş bir söylemden başka bir şey değildir. Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra siz ne söyleseniz de boştur. 07.12.2021

2518 Tıklama Toplam 3 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Menu Title