KÜRESEL GÜÇLER AKDENİZ’DEKİ BOŞLUĞU YUNANİSTAN’A DOLDURTUYORLAR

Yunanistan’ın son dönemlerde Akdeniz’de belirgin bir şekilde atağa geçtiğini sanırım siz de görüyorsunuzdur. Bu atağın ülkemizin aleyhine geliştiğini de sanırım söylememe gerek yok. Çünkü her şey devletin gözü önünde gelişiyor. Acı olan ise bugün devleti yönetenlerin elleri kolları bağlanmış gibi olup bitenleri seyretmeleridir. İşin en kötü yanı da yapacak hiçbir hamlelerinin olmamasıdır.

Bir başka acı gerçek ise Türkiye Cumhuriyeti’nin NATO’nun en büyük ordusuna sahip ülkelerden birisi olmasına rağmen Doğu Akdeniz’de Yunanistan tarafından abluka altına alınmış olmasıdır. Bu durum bir güç gösterisidir. Geçmiş yıllarda Akdeniz ve Ege Adalarında ülkemizin bariz bir üstünlüğü vardı. Ancak bugün geldiğimiz nokta itibarıyla bu üstünlüğü Yunanistan’a kaptırmış durumdayız.

Libya ile 27.11.2019 tarihinde Deniz Yetki Alanı Anlaşması imzalamamızın ardından Yunanistan’da Mısır, İsrail, Kıbrıs, İtalya ve Ürdün ile benzer bir anlaşma imzalamıştı. Bu anlaşmanın diğer bir özelliği de çok uluslu bir anlaşma olmasıydı Elbette ülkemizin yapmış olduğu anlaşma da Birleşmiş Milletler nezdinde geçerli bir anlaşmadır. Ancak Yunanistan’ın yapmış olduğu anlaşma çok uluslu olmasından dolayı daha güçlüdür. Bu durum Libya ile bizim ülkemizin yapmış olduğu anlaşmayı gölgede bıraktı. Yunanistan bu girişimle Doğu Akdeniz konusunda söz sahibi olduğunu hissettirmiş oldu.

Aile yönetmek ülke yönetmek gibi bir şeydir. Ailenin konumunu oluşabilecek tehditlere karşı ne kadar koruyabilirseniz o oranda ayakta kalırsınız. Ancak aileyi geçindirecek bir gelir kaynağı yaratamazsanız, muhtemel tehditlere karşı koruyamaz iseniz aile parçalanır gider. Ülkeyi yönetmek de böyledir. Mali yönden zayıflamışsanız ve siyasi yönden adım atacak durumda değilseniz ülkeyi yönetemezsiniz. Ülkeyi parçalanmaktan kurtaramazsınız. Çünkü bu durum bir güç savaşıdır. Ve güçlü olanın zayıf olanı ezip geçtiği bir dönemdeyiz.

Tarihte mali ve siyasi açıdan zayıf hale gelen devletlerin çöküş hikâyeleri vardır. Osmanlı İmparatorluğu ’da zamanında güçlü bir devletti. Avrupa ülkeleri bilime yönelirken Osmanlı İmparatorluğu dinin etkisinden kendini kurtaramadı ve sonu hüsran oldu. Bugün geldiğimiz nokta da benzer bir duruma işaret ediyor. Siyasi iktidar bilimin yerine sürekli dini ön plana çıkarıyor. En büyük bütçeyi Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayırıyor. Adli yıl açılışlarını bile Diyanet İşleri Başkanlığı yapar hale geldi. Toplum adım adım dini alışkanlıklara teslim ediliyor. Bu gidiş doğru bir gidiş değildir. Bilimin olmadığı yerde mali ve siyasi çöküş meydana gelir. Bu sebeple toplumu dinden kurtarmak ve çağdaş uygarlık düzeyine eriştirmek gereklidir. Ancak günümüzde din bilimin önüne geçti. Bu durum hiç te hayra yorulacak bir durum değildir.

Dinin egemen olduğu toplumların son hali ortadadır. Bugün maalesef mali yönden gelişmiş bir İslam ülkesi ne yazık ki hemen hemen yoktur. Petrol bölgesinde bulunan Arap ülkelerini kısmen bu tanımlamanın dışına çıkarabiliriz ancak bu ülkeler de bugün gelişmiş ülkelerin esiri halindedirler. Bugün petrolün sayesinde ayakta durmaktalar ancak yarından sonra petrol rezervleri bittiği zaman ne yapacaklar? Yarından sonra petrol de geçerliliğini kaybedecek. Teknolojik gelişmeler yeni ihtiyaçlara yönelecek. Elektrikli arabalar bugünden piyasaya çıkmaya başladı bile. Dolayısıyla petrolün yerini başka enerji kaynakları alacak. Yeni dönem bu eksende devam edecek. Arap ülkelerinin bu durumun farkında olduklarından şüpheliyim. Yoksa ABD emperyalizmine kendilerini oldukları gibi feda etmezlerdi.

Doğu Akdeniz gerek petrol, gerekse doğal gaz yönünden zengin bir bölgedir. Doğu Akdeniz aynı zamanda sıcak deniz olarak birçok ülkeyi birbirine bağlayan geniş bir deniz safhasıdır. Ülkemizin güney tarafı da bu deniz ile çevrilidir. Bu sebeple ABD, Fransa ve İngiltere açısından vazgeçilmez bir bölgedir. Bu bölgenin elde tutulması demek Rusya’nın da sıcak denize inme politikası açısından son derece önemlidir. Aynı zamanda kurulması planlanan bir devletçiğin sıcak denizle buluşturulma projesi de var. Bu sebeplerden dolayı Akdeniz kontrol altında tutuluyor.

Süper devletler geleceği planlarlarken ihtiyaç duydukları bölgeyi en kısa zamanda ele geçirmek isterler. Bu sebeple bölgeyi çok öncesinden kontrol altına alırlar. Aslında bu bir plandır. Yasal olarak bölgeye yerleşmenin planıdır. Bölgeye yerleşmek adına kimi zaman iç çatışma çıkartırlar, kimi zamanda barış ve demokrasi adı altında siyaset yaparlar. Bol bol devrim yaparlar. Turuncu Devrim, Gül Devrimi, Mor Devrim, Lale Devrimi gibi kulağa hoş gelen devrim icat ederler. Arap Baharları da bu devrimlerin devamıdır. Bu planlar en fazla uyguladıkları bir yöntemdir. Çünkü toplumu etkilemek ve dolduruşa getirmek bu tür devrimlerle daha kolay olur. Sonrası malum. Örnekleri halen mevcut durumdadır. Libya’da, Mısır’da, Irak’ta ne olmuşsa bugün Suriye’de de o oluyor.

Bugün Akdeniz’de ülkemizi yakından ilgilendiren gelişmeler yaşanıyor. Yunanistan Suudi Arabistan, İngiltere, Fransa ve ABD ile savunma amaçlı anlaşmalar imzaladı. Yunanistan’ın arkasında ise ABD, İngiltere ve Fransa gibi güçler var. Yoksa Yunanistan kendi başına bu girişimleri yapamaz. Arkasında bir güç olmadıkça bu adımları atamaz. Ekonomisinin zayıf olduğu bir ortamda silaha bütçe ayıramaz. Ancak Yunanistan bugün Doğu Akdeniz’de hamle üstüne hamle yapıyor. Bu hamlelerden birisi de Suudi Arabistan ile yapmış olduğu anlaşmadır. Suudi Arabistan bir İslam ülkesi olmasına rağmen ülkemizin yerine Yunanistan ile anlaşma yapıyor. Yunanistan bu girişim ile bir taraftan İslam ülkelerini bölerek parçalıyor, diğer taraftan da ülkemizin ileriki dönemde Suudi Arabistan ile olası bir güç birliğini önlüyor. Suudi Arabistan ise dün Osmanlı’yı nasıl arkadan vurmuşsa bugün de ülkemizi arkadan vuruyor. Suudi Arabistan’ın ülkemizden çok İsrail ile de ikili ilişkileri var. Suudi Arabistan’ın almış olduğu bu roller hiç kuşkusuz İslam karşıtı ülkelerinin ekmeğine yağ sürmektedir. Suudi Arabistan’ın Yunanistan’ın yanında yer alması AKP iktidarının dış politika beceriksizliğinin de bir kanıtıdır. Bu durum AKP iktidarının Avrupalı ülkeler ile arasının bozulmasından sonra İslam ülkeleri ile de arasının bozulmaya başladığının bir kanıtıdır.

Konunun Yunanistan’ı ilgilendiren tarafı ise ayrı bir değerlendirmeye tabidir. Yunanistan öteden beri Türk düşmanlığı yapan bir ülkedir. Kıbrıs ve Ege Adaları konusunda da ayrışma yaşıyoruz. Kıbrıs meselesi Rumların uzlaşmaz tutumları ve Kıbrıslı Türklere yaptıkları katliamlardan dolayı 1974 yılında yapılan Kıbrıs Barış Harekâtı ile çözülmüştü. Ancak hal böyle iken AKP iktidarı Kıbrıs konusunu iktidara geldiği ilk yıllarda sahiplenmedi. Hatta Kıbrıs’ın ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a sahip çıkmayarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ortada bıraktı. Hatta yanlış uygulanan Annan Planı ile Kıbrıs Rum kesimi AB üyeliğine alınırken Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cezalandırıldı. Dolayısıyla Kıbrıs kendi kaderine terk edildi. Oysaki AKP iktidarı Kıbrıs’ı öteden beri sahiplenmiş olsaydı bugün birçok devlet tanıma noktasına gelirdi. Ancak başta AKP iktidarının tanımadığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni maalesef bugün tanıyan bir devlet yok. Bu bir dış politika beceriksizliğidir. Kıbrıs varsa Doğu Akdeniz’de vardır. Kıbrıs tanınmadığı için şu an bir ayağımız eksiktir. Bu eksikliğin bir sorumlusu da AKP iktidarıdır.

Yunanistan ile aramızda salt Kıbrıs meselesi yok tabii. Ege Adaları sorunumuz da var. Doğu Akdeniz konusunda emekli Tümamiral Cihat Yaycı gibi değerli bir askerimiz var. Ege Adaları konusunda da emekli kurmay Albay Ümit Yalım var. Ümit Yalım öteden beri Ege Adaları konusunda AKP iktidarını uyarıyor. Yunanlıların Ege Adalarını silahlandırdığı uyarısını yapıyor. Ancak AKP iktidarı geçmişte Kıbrıs ta yaptığı hatanın bir benzerini şimdi Ege Adaları konusunda da yapıyor. Bu adaların silahlandırılmasına itiraz etmeyerek göz göre göre bu adaların elimizden çıkmasına neden oluyor. Dolayısıyla bu politika ile yarın Ege Denizi’nde de güçsüz hale geleceğiz.

Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ulusal arenada savunmaz iseniz, Ege Adalarının Yunanistan tarafından silahlandırılmasına ses çıkarmazsanız yarından sonra Kıbrıs’ı ve Ege Adalarını kaybedersiniz. Ayrıca bugün Doğu Akdeniz’de yalnız kalmamızın bir sebebi de yapılan bu yanlış dış siyaset politikalarıdır. Kıbrıs ve Ege Adaları konusunda duyarsız kalmamış olsaydık bugün ne Fransa, ne İngiltere, ne de ABD Yunanistan ile ikili savunma anlaşması imzalayabilirlerdi. Bir NATO ülkesi olarak ülkemiz ayakta olmuş olsaydı bu anlaşmaları imzalamaya çekinirlerdi. Ancak dış siyaset olarak caydırıcı bir rol alamaz isek yarından sonra Akdeniz’de kıyısı olmayan ülkeler bile Yunanistan ile anlaşma yapmaya başlarlar. Böyle bir durum Yunanistan’ın ülkemizin daha fazla üstüne gelmesine yol açar. Aynı zamanda bu durum yarından sonra yapmış olduğunuz deniz yetki alanı anlaşmasına rağmen Doğu Akdeniz’e açılamamamıza da yol açar. Siz geri çekildikçe daha fazla üstünüze gelirler. Siz haklı olsanız da olmasanız da üstünüze gelirler. Osmanlı İmparatorluğu bu şekilde çökertildi. Dün hiçbir devlet Osmanlı’nın üzerine çullanırken herhangi bir taviz vermemişler ise yarından sonra uygulanan başarısız politikalarla ülkemizin başına gelecek olan durumda bundan farksız olmaz. Bu sebeple şimdiden bu durumu öngörüp ona göre dış politika belirlenmelidir. Devlet adamlığı da böyle bir tutumu gerektirir.

Ülkeyi yönetenlerin sorgulayacağı en önemli konuların başında, diğer ülkelerin benzer konularda nasıl tutum sergiledikleridir. Başta ABD olmak üzere Fransa, İngiltere veya başka ülkeleri baz alalım. Bu ülkeler ulusal konularda taviz veriyorlar mıdır? Örneğin İngiltere 1833 yılında Arjantin’in talebine rağmen Falkland Adalarını bünyesine kattı. Peki, İngiltere neden bu adaları Arjantin’e bırakmamıştır? Bu sorunun yanıtını verebilir misiniz? Küresel ülkeler bile konu kendilerini ilgilendirdiği zaman küreselciliği bırakıp ulusalcı oluyorlar. Onların ulusalcı olduğu bir yerde bizim ülkeyi yönetenler neden küreselci bir politikayı benimserler? Ulusalcı olmak suç ise o zaman başta ABD, İngiltere, Fransa ve diğer süper devletler de kendilerini ilgilendiren konularda ulusalcı tavır takınarak suç işlemiş olmuyorlar mı? Yoksa küreselci bir politika gütmek sadece bizim ülkemize has bir durumdur?

Devir küreselci olma devri değildir. Böyle bir dünya yok. Devir düşmanın anladığı tarzdan yanıt verme dönemidir. Yani vatanı savunmak adına ulusalcı olmak gerekiyorsa ulusalcı olma zamanıdır. Gün vatanı savunma zamanıdır. Vatanı her platformda savunma zamanıdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni, Ege Adalarını, ülkenin Lozan ile sınırları çizilmiş vatan topraklarını savunma zamanıdır. Geçmiş iktidarların yaptıkları hatalar bugün fazlasıyla tekrarlanırsa yarından sonra telafisi zor bir sürece girilir. O zaman çatlasanız da, patlasanız da geri dönemezsiniz. Çünkü iş işten geçtikten sonra hiçbir şey telafi edilemez. Vatan toprakları da telafi edilemez. Osmanlı’nın toprak kayıpları nasıl telafi edilememiş ise yarından sonra kaybedilen vatan toprakları bir daha asla telafi edilemez.

Bugün koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı Yunanistan, ABD, İngiltere ve Fransa ve Suudi Arabistan ile ikili anlaşmalar yapabiliyor. Yunanistan bu ikili anlaşmaları kime karşı yapıyor? Anlaşma yapılan ülkeler NATO ülkesi ise Türkiye Cumhuriyeti de bir NATO ülkesi değil midir? O halde NATO ülkeleri kime karşı savunma işbirliği yapıyorlar? Bu sorunun yanıtını sanırım söylememe gerek yok. Yunanistan bugün ABD, İngiltere, Fransa’dan aldığı destek ile Akdeniz’de yarattığımız boşluğu dolduruyor. Yunanistan ayrıca adım adım ülkemizi kuşatıyor. Daha da doğrusu ABD, İngiltere ve Fransa Yunanistan’a verdikleri destek ile ülkemizi kuşattırıyorlar. Bu durumun başka bir açıklaması olamaz.

Devlet yönetmek ciddi bir iştir. Yanılma ve sezgi yoluyla devlet yönetilemez. Devleti yönetecek irade geleceği öngörebilmelidir. Geleceği bugünden görüp bu duruma göre tedbir alabilmelidir. Devlet adamlığı da böyle bir irade gerektirir. 01.11.2021

6103 Tıklama Toplam 9 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.