ABD KAYBETMEYE DEVAM EDECEK

Taliban’ın 16 Ağustos’ta Kabil’i ele geçirmesi ile beraber Afganistan’da yeni bir dönem başladı. Bu döneme alışmak Afgan halkı için hiç kuşkusuz kolay olmayacak. Çünkü başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler Afgan halkını yüz üstü bıraktılar.

Halk bundan sonraki süreçte bir taraftan Taliban’ın, diğer tarafta da direnmelerini isteyen Batılı ülkelerin arasında kalacak. Kendileri de elbette yobaz yönetime karşı mücadele edecekler ama nereye kadar? Kendilerini yüz üstü bırakan ABD’nin çıkarları için mi, yoksa kendi gelecekleri için mi mücadele edecekler? Geçmişte ABD’nin çıkarları adına Taliban’ın yanında yer alacaklarına kendi gelecekleri adına mücadele etmiş olsaydılar Afganistan’ı dün ne ABD işgal edebilirdi, ne de bugün Taliban işgal edebilirdi. Millet olan bir halkı kolay kolay kimse işgal edemez. Afganistan maalesef hiçbir zaman millet olamadı. Asıl sorun da zaten buradadır.

Taliban ilk iş olarak İslam Cumhuriyeti olan ülkenin adını Afganistan İslam Emirliği olarak değiştirdi. Daha sonra ılımlı mesajlar vermeye başladı ancak 4 ordu komutanını da idam etti. İlerleyen süreçte idamlar hız kesmeden devam edecek. Yeni düzende yaşamak istemeyenler kaçmaya çalışacaklar veya kaçarlarken hayatlarını kaybedecekler. Taliban bu kargaşa ortamından yararlanarak ve her geçen gün ülkeye daha çok hâkim olmaya başlayacak. Sonuçta Humeyni’nin sistemi İran’da nasıl başarılı olmuşsa Taliban’nın sistemi de öyle başarılı olacak. Çünkü ülkeyi şeriata karşı kaybederseniz bir daha kolay kolay geri alamazsınız.

Afganistan’ın Taliban’ın eline geçmesi ABD açısından hiç kuşkusuz tam anlamıyla bir yenilgidir. Bu yenilgi hem NATO’nun hem de ABD’nin yenilgisidir. Geçmişte Vietnam’da yenildiler. Sudan’da, Irak’ta yenildiler. Suriye’de yenilmelerine az kalmışken Afganistan yenilgisi öne geçti. Keza uyguladıkları yanlış dış politika ile İran’ı da yıllar öncesinde kaybetmişlerdi.

ABD’nin yenildiği ülkelerde birçok amacı vardı. İşgal ettiği ülkelerde yönetimleri ele geçirerek istediği dış politikaları uygulatmak suretiyle hem kendine yeni alanlar açıyor hem de rakip ülkeleri çevreleme politikası güdüyordu. Özellikle Rusya ile Çin ABD açısından kontrol altına alınması gereken ülkelerdir. Geçmişte düşman nasıl Sovyetler Birliği olmuşsa günümüzde de Rusya ile Çin’dir. Bu sebeple bu ülkeleri gerek ekonomi gerekse stratejik olarak çevreleme politikası ile baskı altına almaya çalışıyor. Bütün amaç, ABD’nin tek başına dünyaya egemen olma politikasıdır. Bu amaç doğrultusunda da NATO arka bahçedir. Ancak NATO’yu gelecek dönemlerde istediği gibi kullanma iradesini de kaybediyor. Çünkü NATO ülkeleri uzun zamandan bu yana NATO’yu sorgulamaya başladılar.

Avrupa ülkelerinin Avrupa Ordusu’nu gündeme getirmelerinin gerçek sebeplerinden birisi de NATO’nun Avrupa ülkelerinden çok ABD’nin çıkarları adına hizmet etmesidir. Bu durum Avrupalı liderleri öteden beri rahatsız ediyordu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bu konuda şöyle demişti;

“Gerçek bir Avrupa ordusuna sahip olmadıkça Avrupalıları koruyamayacağız’’

Keza Almanya Başbakanı Merkel de yaptığı açıklamada bu konunun önemine değinmişti.

“Başkalarına tümüyle güvenebileceğimiz zamanlar bir parça geride kaldı. Son günlerde bunu deneyimledim”

Avrupa Parlamentosu’nda ‘’Avrupa’nın Geleceği’’ konulu bir konuşma yapan Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Avrupa Ordusu teklifine destek vererek “gerçek bir Avrupa ordusu” için çağrıda bulundu. Almanya’nın eski Başbakanı Gerhard Schröder NATO karşısında ülkesinin durumunu şöyle özetlemişti.

“Bize işgal edilmiş bir ülke olarak davranılmasına tahammül edemeyiz. Amerikan büyükelçinin yaptıklarını izlerken, kendisini ABD’nin egemen bir ülkedeki büyükelçisi olarak değil de, işgalci bir ordunun subayı olarak gördüğü izlenimine kapılıyorum”

NATO’ya alternatif olarak ‘’Avrupa Ordusu’’ düşüncesi ileriki süreçte daha da belirginleşecek. ABD’nin kaybetmeye başlamasıyla birlikte ve Rusya ile Çin’in daha da güçlenerek denge unsuru olması son derece muhtemeldir. Böylelikle dünya tek kutupluluktan çok kutupluluğa evrilecek. ABD’nin bu gelişmeleri önleyemeyeceği son Afganistan yenilgisi ile bir kez daha kanıtlandı. Bu konuda ‘’Tek Kutuplu Dünya Düzeninden Çok Kutuplu Dünya Düzenine’’ adlı kitabımda bu konuları derinlemesine inceledim.

Son olarak Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas NATO hakkında şu açıklamalarda bulundu.

‘‘Avrupa’da NATO’daki Avrupa ayağını güçlendirmeyi düşünmemiz gerekiyor. ABD karar alıyor, biz uyguluyoruz. Avrupa’nın Washington’a bağımlılığı azaltılmalı’’

Avrupalı ülkelerin NATO konusundaki açıklamaları son derece önemlidir. Almanya Dışişleri bakanı Heiko Maas’ın NATO konusunda yapmış olduğu yeni açıklama ve Avrupalı ülkelerin NATO konusundaki görüşleri ABD Başkanı Biden döneminde de devam ettiği görülüyor. Bu durum bundan sonraki süreçte NATO’nun ne derece etkili olacağının sinyalini de vermiş oldu.

ABD bir taraftan Rusya ile Çin’i çevreleme politikası güderken diğer taraftan NATO ülkelerinin ABD’ye mesafeli yaklaşmaya başlamaları elbette ABD’yi dolaylı yönden etkileyecektir. Esasen Taliban’ın Afganistan’ı ele geçirmesi konusunda NATO’nun etkin bir rol almaması da düşündürücüdür. ABD işgal ettiği ülkeleri kontrol etme konusunda kendi askerlerini ne kadar riske atmak istemiyorsa Avrupalı ülkeler de bir o kadar kendi askerlerini riske atmak istemiyorlar. Yani ABD’nin arka bahçesi olmak istemiyorlar. Böyle bir durum ABD’nin işgal ettiği ülkelerde başarılı olmasını engelliyor. Sonuçta son olarak Afganistan hezimeti ortaya çıktı. Gelişmeler bu şartlar altında sürdüğü müddetçe ABD’nin yeni yenilgiler alması son derece muhtemeldir.

Bugünlerde ABD’nin Afganistan yenilgisini stratejik bir hamle olarak değerlendirenler de var. Oysaki ABD Başkanı Biden yapmış olduğu açıklamada da Afganistan’da yenildiğini resmen itiraf etti. Bu açıklamanın ne zafer, ne de stratejik bir hamle olmadığı zaten açık beyan ortadadır. Biden yapmış olduğu açıklamada net olarak gelinen durumu en iyi bir şekilde özetledi.

‘’Peki, ne oldu? Afganistan siyasi liderleri vazgeçti ve ülkeyi terk etti. Afgan ordusu bazen savaşmaya çalışmadan çöktü’’

Amerikan birlikleri, Afgan güçlerinin kendileri için savaşmaya istekli olmadığı bir savaşta savaşamaz ve ölmemelidir. Bir trilyon doların üzerinde harcama yaptık. Yaklaşık 300.000 kişilik – inanılmaz derecede iyi donanımlı – bir Afgan askeri kuvvetini, NATO müttefiklerimizin çoğunun askerlerinden daha büyük bir kuvvet olarak eğittik ve donattık.

Onlara ihtiyaç duyabilecekleri her aracı verdik. Hava kuvvetlerinin bakımı için sağlanan maaşlarını ödedik – Taliban’ın sahip olmadığı bir şey. Taliban’ın hava kuvvetleri yok. Yakın hava desteği sağladık.

Onlara kendi geleceklerini belirlemeleri için her fırsatı verdik. Onlara sağlayamadığımız şey, o gelecek için savaşma iradesiydi.

Bazı çok cesur ve yetenekli Afgan özel kuvvetleri birimleri ve askerleri var, ancak Afganistan şu anda Taliban’a karşı gerçek bir direniş gösteremezse, 1 yıl – 1 yıl daha, 5 yıl daha veya 20 yıl daha ABD’nin şansı yok. yerdeki askeri botlar her şeyi değiştirirdi.

Şu anda gördüğümüz olaylar, hiçbir askeri gücün, tarihte “imparatorlukların mezarlığı” olarak bilinen, istikrarlı, birleşik ve güvenli bir Afganistan sağlayamayacağının ne yazık ki kanıtı.

Şimdi olanlar 5 yıl önce ya da 15 yıl sonra da aynı kolaylıkla olabilirdi. Dürüst olmalıyız: Afganistan’daki misyonumuz birçok yanlış adım attı – son yirmi yılda birçok yanlış adım attı.

Daha da önemlisi, bu ulusa hizmet eden cesur erkeklere ve kadınlara, uzun zaman önce sona ermesi gereken bir askeri harekatta hayatlarını riske atmaya devam etmelerini istemeyeceğime dair bir söz verdim.

Genç bir adam olarak buraya geldiğimde liderlerimiz bunu Vietnam’da yaptı. Afganistan’da yapmayacağım.

ABD Başkanı Nixon 03.11.1969 yılında ulusa sesleniş konuşmasında şu itiraflarda bulunmuştu.

Bu nedenle, bu gece beni dinleyen birçoğunuzun kafasında olduğunu bildiğim bazı soruları cevaplamak istiyorum.

Amerika Vietnam’a nasıl ve neden dahil oldu?
Bu yönetim önceki yönetimin politikasını nasıl değiştirdi?
Paris’teki müzakerelerde ve Vietnam’daki savaş cephesinde gerçekte ne oldu?
Savaşı bitirmek istiyorsak ne gibi seçeneklerimiz var?
Barış için olasılıklar nelerdir? Şimdi 20 Ocak’ta göreve başladığımda bulduğum durumu anlatarak başlayayım.

–Savaş 4 yıldır sürüyordu.
–31.000 Amerikalı operasyon sırasında öldürüldü.
–Güney Vietnamlılar için eğitim programı programın gerisindeydi.
–540.000 Amerikalı Vietnam’daydı ve sayıyı azaltma planları yoktu.
–Paris’teki müzakerelerde ilerleme kaydedilmedi ve Amerika Birleşik Devletleri kapsamlı bir barış önerisi sunmadı.
–Savaş yurt içinde derin bölünmelere ve birçok dostumuzun yanı sıra yurt dışındaki düşmanlarımızın eleştirilerine neden oluyordu.

Bu koşullar göz önüne alındığında, tüm Amerikan kuvvetlerinin derhal geri çekilmesini emrederek savaşı hemen bitirmemi isteyenler oldu.

Evet, yıllar öncesinde ABD Başkanı Nixon Vietnam savaşını Kuzey Vietnam Devlet Başkanı Ho Chi Minh’e karşı kaybettiğini itiraf etmişti. Bugün ise Biden Taliban’a karşı kaybetti. Elbette Kuzey Vietnam’ın mücadelesi Taliban’ın mücadelesi arasında dağlar kadar fark var. Ho Chi Minh ülkesini savunurken Taliban ABD’nin işgal ettiği Afganistan’ı ele geçirdi. Ayrıca Ho Chi Minh ile Taliban arasında ideoloji farklılığı da var. Birisi ülkesini bilimin ışığında büyütürken diğeri ise ABD’nin çıkarları adına Sovyetler Birliği’ne karşı mücadele etmiş ve bugün ülkesini kabile toplumuna dönüştürmeye çalışan azılı bir teröristtir. Sonuçta gerçek olan bir durum var o da, ABD’nin her alanda kaybetmeye devam ettiğidir.

23.08.2021

2667 Tıklama Toplam 3 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.