BİDEN – ERDOĞAN GÖRÜŞMESİNE DAİR BİR ANALİZ

Bugün Brüksel’de NATO’nun olağan toplantısı var. Bu toplantı kapsamında ABD Başkanı Biden ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’da yüz yüze bir görüşme gerçekleştirecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan bugüne değin Biden ile görüşememişti. Daha doğrusu Biden Erdoğan’ın görüşme taleplerine olumlu yanıt vermemişti. Böylelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan gerçekleşecek NATO toplantısı kapsamında Biden ile görüşme olanağına kavuşmuş olacak.

Biden – Erdoğan görüşmesinin ne getirip götüreceği ise üç aşağı beş yukarı ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu arasında müzakere edilen görüşmeler belirleyici olacak. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin de daha evvel görüşmüştü. Yine Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman de görüştü. Son olarak Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Thomas Greenfield’de görüştü. Yapılan tüm bu görüşmeler Biden Erdoğan görüşmesinin önemine işaret ediyor ve yapılacak olan görüşmenin ana hatlarını çiziyor. Daha açık bir ifade ile yapılacak olan görüşmeden olağanüstü bir sonuç çıkmayacak. Taraflar şu ana kadar ne görüştüler ise Biden ile Erdoğan da aynı görüşmeleri bu defa birbirlerine karşı tekrarlamış olacaklar.

ABD açısından S- 400, Kıbrıs, Doğu Akdeniz, Suriye, Ukrayna ve Afganistan konusu masada olacak. Biliyorsunuz, S- 400 meselesi iki ülke açısından krize yol açmıştı. ABD bu sebeple ülkemize yaptırım uygulamıştı. Aslına bakarsanız bir NATO ülkesi olarak Rusya’dan S – 400 Füze Savunma Sistemi almak beklenen bir gelişme değildi. Çünkü ABD NATO ülkelerinin Rusya ve Çin ile ikili ilişki kurmalarına asla izin vermez. Çünkü ABD Rusya ile Çin’in kendisine rakip olmasını istemiyor. Bu devletlerin güçlenmesini istemiyor. Bu durum Sovyetler Birliği’nin kurulmasından yana böyledir. Çünkü ABD her zaman kendisini dünyanın efendisi olarak görüyor ve hiçbir devletin kendi gücüne ulaşmasını istemiyor. Eğer Rusya ile Çin kendisini geçerse dünya üzerinde kurmuş olduğu egemenliğini kaybedecek. Bu sebeple kontrol altında tutmuş olduğu NATO ülkelerinin Rusya ve Çin ile ikili ilişki geliştirmesini istemiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Rusya’dan S – 400 Füze Savunma Sistemini aslında NATO’dan ve ABD’den uzaklaşmak adına almadı. Erdoğan bu hamleyi Suriyeli sığınmacılar için Suriye toprakları içinde güvenli bir bölge oluşturma isteğine ABD’nin izin vermemesi ve talep ettiği Patriot Füze Savunma Sistemini vermemesi üzerine attı. Cumhurbaşkanı Erdoğan füze savunma sistemi konusunda ilk etapta Çin ile anlaşmıştı ancak daha sonra bu ihaleyi iptal etti. Çin’in kazandığı ihaleyi iptal etmesinde ABD büyük rol oynadı. Ancak Erdoğan daha sonra Rusya ile anlaşarak S -400 Füze Savunma Sistemini aldı. Ancak alınan füze savunma sistemi test edilmesine rağmen çalıştırılmadı. Çünkü ABD yine yüksek perdeden itiraz etmişti ve ülkemize karşı yaptırım kararı almıştı. Uygulanan yanlış dış politikalar ülkemizin konumunu zayıflatınca Cumhurbaşkanı Erdoğan yine çareyi ABD ile ikili ilişkileri düzeltmek için S – 400 Füze Savunma Sistemini rafa kaldırmakta buldu. Ancak ABD füze savunma sisteminin rafa kaldırılmasını yeterli bulmuyor. Bu sistemin iptal edilmesini veya hiçbir suretle kurulmamasını şart koşuyor. Böylelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan döndü dolaştı ve yine aynı yere gelmiş oldu.

Kıbrıs meselesi ise öteden beri Türk Amerikan ilişkilerini derinden etkilen faktörler arasındadır. ABD tarafı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni bağımsız bir devlet olarak tanımıyor. ABD aynı zamanda ada da Türk ve Rum taraflarından oluşan tek devlet statüsünü savunuyor. Bu strateji Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yok saymaktır. Dolayısıyla Kıbrıs’ta böyle bir çözümün gerçekleşmesi mümkün değildir. Esasen sorunların çözümünü istemeyen Amerikan, Yunan ve Kıbrıs Rum kesimidir. 1974 yılına değin ada da iki toplum bir arada yaşıyordu. Ancak Yunan ve Rum kesimi ENOSİS’i ( Türklerin adadan çıkarmak için geliştirilen proje ) gerçekleştirmek amacıyla Türk nüfusunun olduğu bölgelerde katliama başlayınca Türkiye Cumhuriyeti Başbakan’ı Bülent Ecevit Kıbrıs’a müdahale etmek zorunda kalmıştı. Dolayısıyla Kıbrıs’ta barışın tahsis edilememesinin sorumlusu Türkler değil, Rum ve Yunan tarafıdır. Şimdi Kıbrıs’ta çözüm isteniyor ise bu çözüm iki taraflı devlet çözümüdür. Bu çözüm de Kıbrıs Barış Harekâtı ile gerçekleşmiş bulunuyor. Amerikan tarafına düşen ise mevcut durumu kabul etmektir.

Doğu Akdeniz meselesi ise ülkemizin Libya ile Birleşmiş Milletler Örgütünün de onayladığı 27 Kasım 2019’da ‘’ Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat sözleşmesidir. Bu anlaşmadan evvel 2003 yılında Güney Kıbrıs ve Mısır arasında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Sınırlandırma Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmayı 2007 ve 2010 yıllarında Lübnan ve İsrail ile yapılan anlaşmalar takip etti. Ülkemiz kendi hak ve menfaatlerini korumak için, Mısır ile hem askeri hem de politik alanda ilişkilerini en üst seviyeye çıkardı. Bu yakınlaşmadan amaç, Mısır ile yapılacak bir MEB Sınırlandırma Anlaşması ile Doğu Akdeniz’de durum üstünlüğünü kazanmaktı. Ancak 2013 yılında Mısır’da yaşanan darbe ve sonrasında yaşanan iktidar değişikliği planın yarım kalmasına neden oldu. Mısır’da yaşanan darbe girişimi sırasında diğer devletler gibi tarafsız kalsaydık bugün Doğu Akdeniz meselesinde elimiz daha da güçlü olacaktı.

Suriye konusu öteden beri önemini koruyan bir meseledir. Suriye aslında Arap Baharları adı verilen yalancı baharların kurbanı oldu. Ülkemiz de maalesef bu yalancı baharların arkasından sürüklenip gitti. Suriye sınırımızın güvenliği elbette önemliydi. Çünkü burada PKK Terör Örgütü cirit atıyordu. Bu konuda yapılması gereken adım ülkemiz ile Suriye arasında düzenlenen Adana Mutabakatını hayata geçirmekti. Adana Mutabakatı, Suriye ile ülkemiz arasında 20.10.1998 yılında imzalanan anlaşmaya göre, başta PKK olmak üzere iki ülkenin güvenliğini ve istikrarını tehdit eden terör ve terör örgütlerine karşı ortak hareket etmeyi amaçlayan bir anlaşmaydı. Suriye’de bulunan PKK Terör Örgütü ile mücadeleyi Adana Mutabakatı çerçevesi içinde çözmeye çalışmış olsaydık bugün Suriye bataklığına bu derece çakılmazdık. Ancak Suriye’de bulunan terör örgütüne karşı meşru Suriye Ordusu yerine Suriye Ordusundan kaçan askerler ile işbirliği yaptık. Halen daha İdlib’de bu terör unsurlarını desteklemeye devam ediyoruz.

Öte yandan Suriye’de bulunan terör örgütleri ile mücadele etmek için Rusya ile Suriye Devletinin vermiş olduğu izin ile 24.08.2016 tarihinde Fırat Kalkanı Operasyonu, 20.01.2018 tarihinde Zeytin Dalı Operasyonu ve 09.10.2019 tarihinde de Barış Pınarı Operasyonlarını gerçekleştirdik. Bu operasyonlar ABD’nin izin vermediği operasyonlardı. Dolayısıyla ABD hiçbir zaman Suriye meselesine dâhil olmamızı istemedi. Hatta ABD Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye toprakları içerisinde güvenli bir koridor açma isteğini de kabul etmemişti. Suriye meselesi de Biden – Erdoğan arasında görüşülecek konular arasında yer alıyor.

Ukrayna konusu ise ABD’nin NATO üzerinde Rusya’yı çevreleme politikasıdır. Bu politika bir yerde Büyük Asya Projesi’nin de bir adımıdır. ABD öteden beri Büyük Ortadoğu Projesi’nin yanısıra Büyük Asya Projesi ile de yakından ilgileniyordu. Çünkü ABD Orta Doğu’nun zengin madenlerini ve petrollerini kontrol altına almak ve İsrail’in güvenliğini sağlamanın yanısıra Rusya’yı da kontrol altında tutmak istiyor. Eğer Rusya’yı kontrol edemez ise bölgenin kontrolünü elinden kaçırmış olacak. Bu sebeple geçmişte Sovyetler Birliği’ni çökerttiği gibi bugün de Rusya’yı çökertmek için çaba sarf ediyor. Ülkemiz de maalesef ABD’nin bu politikasına alet oluyor.

Ukrayna’ya silah ve maddi yardım yapmamız ABD’yi elbette memnun ediyor. ABD yarından sonra Ukrayna’yı NATO ülkesi yaparsa ülkemizin konumu daha da önemli hale gelmiş olacak. Çünkü Ukrayna bir NATO ülkesi olursa yarından sonra Rusya ile yaşayacağı ikili çatışmalarda ABD’den yardım isteyecek. ABD savaş gemileri Marmara’dan geçeceğine göre ülkemiz de bu çatışmanın içinde yer alacak. Geçmişte Birinci Dünya Savaşı sürerken Alman savaş gemilerinin Karadeniz’e boğazlardan geçmesi sonucu mecburen Birinci Dünya Savaşına katılmak zorunda kaldığımız gibi bugünde ABD savaş gemileri Rusya’ya müdahale için Karadeniz’e girerse ülkemiz de bu çatışmada taraf haline gelmiş olacak. Yaşanacak bir çatışma Rusya ile ikili ilişkilerimizin de sonunu getirebilir.

Afganistan konusu ise başlı başına bir sorun demektir. ABD zaten bu ülkede etkili olan Taliban ile mücadele edemediği için Eylül ayında çekileceğini açıkladı. Süper bir devletin mücadele edemediği bir örgüte karşı bizim askerleri ileri sürmek başlı başına bir felakettir. Geçmişte NATO’ya üye olabilmek için Kore’ye asker göndermiştik. Çünkü ABD orada da başarısızlığa uğramıştı. Bunun neticesinde de ülkemiz NATO üyesi olmuştu.

Şimdi ABD yine sıkıştı ve Afganistan’dan çekilme kararı aldı. Ülkemiz ise Afganistan’da bulunan Uluslararası Hamid Karzai Havalimanı’nın güvenliğini sağlama önerisi getirdi. Ancak öte yandan Taliban bu öneriyi ret etti. Taliban bir taraftan ABD’yi ülkesinden çıkarırken diğer taraftan ülkemizin bu ülkede havaalanının güvenliğinin sağlanması konusunu kabul etmesi zaten düşünülemezdi. Afganistan’ın güvenliği meselesi ABD Türk ikili ilişkilerinin düzelmesi adına asla tercih edilmemelidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden ile görüşeceği konular arasında bulunan S – 400 Füze Savunma Sistemini almamızdan kaynaklanan yaptırımın kaldırılması, F – 35 savaş uçaklarının ülkemize verilmesi, Suriye’de PKK Terör Örgütünün desteklenmemesi, Halkbank Davasının ülkemiz aleyhine sonuçlanmaması, siyasi ve ekonomik ilişkilerin düzeltilmesi konuları olacaktır. Bu çerçevede gerçekleşecek olumlu görüşmeler elbette ülkemiz açısından faydalı olacaktır. Ancak görüşmenin olumlu geçmesi açısından S- 400 Füze Savunma Sistemi, Kıbrıs, Doğu Akdeniz, Suriye ve Ukrayna konularında vereceğimiz tavizler de ülkemizi zor durumda bırakır. Ülkemizin geleceği ipotek altına alınmış olur. Böyle bir durum asla kabul edilemez. Ülkemizin çıkarları adına en sağlık yol taviz vermeden ülkemizin bulunduğu konum hissettirerek görüşmeyi tamamlayabilmektir.

Yapılacak olan görüşme aslında ABD açısından da stratejik bir önem taşıyor. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD’den Patriot Hava Savunma Sistemini alamayınca önce Çin’den almaya çalışmış ama ABD’nin baskısı sonucunda vazgeçerek bu defa Rusya’dan almak zorunda kalmıştı. ABD Rusya’dan alınan S – 400 Füze Savunma Sistemini de onaylamadı ancak bu defa engel de olamadı. Diğer yandan ABD Suriye’de güvenli koridor açılmasına da müsaade etmemişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan yaşanan gelişmeler üzerine Rusya ile ikili ilişkileri geliştirmiş ve bu ülkenin izniyle Suriye’de operasyonlar gerçekleştirmişti. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD tarafından her sıkıştırıldığında çareyi Rusya’ya yakınlaşmakta bulmuştu. Benzer bir senaryo yine oluşabilir. ABD ile ikili ilişkiler normalleşmez ise Erdoğan yine eskiden olduğu gibi yönünü Rusya’ya çevirebilir. Bu sebeple Biden böyle bir olasılığı da göz önünde bulunduracaktır. Erdoğan ile yapacağı görüşmeyi bu çerçeve içinde sürdürecektir. Hele hele Rusya’ya karşı Ukrayna faktörü ortada iken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sistemin dışına itmek istemeyecektir. Çünkü ABD’nin çıkarları Biden – Erdoğan çekişmesinin üzerindedir. 14.06.2021

11004 Tıklama Toplam 2 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.