ABD’YE KARŞI DİK DURMAK GEREKİR

ABD emperyalist bir ülkedir ve bu ülkeye karşı dik durmak gerekir. Yoksa bu ülkenin altında ezilirsiniz. Cumhurbaşkanı Erdoğan ne yazık ki geçmişte eski Başbakanlardan Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit’in gösterdiği rivayeti gösteremedi. Bu durumu fırsat bilen ABD’nin yeni Başkanı Biden ülkemize karşı düşmanca tavrını sürdürmeye devam ediyor.

Bülent Ecevit 1974 yılında ABD’nin uygulamış olduğu silah ambargosuna rağmen Kıbrıs Barış Harekâtını düzenlemekten çekinmedi. Yine Bülent Ecevit ABD askerlerinin ülkemiz üzerinden Irak’ı işgal etmesine müsaade etmedi. Zaten Bülent Ecevit göstermiş olduğu bu tavır nedeniyle sivil bir darbe ile iktidardan indirildi. Bu gelişme sonrası Bülent Ecevit iktidarını kaybetti ama ülkeyi bir Amerikan bataklığına dönüşmesine müsaade etmemiş oldu. Bu bakımdan Ecevit’in bu tutumu ülkemiz açısından son derece önemlidir.

ABD dün Irak’ı ülkemiz üzerinden geçmek suretiyle işgal etmiş olsaydı bugün doğu sınırımız yolgeçen hanına dönüşürdü. Suriye sınırımız bugün nasıl İslami teröristlerin geçiş alanına dönmüş ise doğu sınırımız da PKK Terör Örgütü’nün yolgeçen hanı olurdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan Diyarbakır anneleri ile ilgili iftar programında, “Kandil’i çökerteceğiz ve Kandil, Kandil olmaktan çıkacak, onlar için karanlık olacak” dedi. Eğer Bülent Ecevit dün ABD askerlerine ülkemizin topraklarını açmış olsaydı Doğu Anadolu Bölgesi halen daha ABD askerlerinin geçiş noktası olacağından bugün Suriye’nin doğusundaki Deyrizor bölgesine silah yığını yapmakta olan ABD Irak’ın işgali dönemlerinde de benzer silah yığınını doğu sınırımıza yapardı. Sınırlarımıza da tam olarak egemen olurdu. Dolayısıyla bugün Kandil’e yapmakta olduğumuz operasyonları da yapamaz hale gelirdik.

NATO’nun 14 Haziran da Brüksel’de zirve toplantısı var. ABD Başkanı Biden ile Cumhurbaşkanı Erdoğan bu toplantıda yüz yüze görüşme olanağı bulacak. Ancak bugüne kadar yaşanan gelişmeler Biden – Erdoğan görüşmesinin pek de olumlu geçmeyeceğini gösteriyor. Yani Biden bu görüşmede S – 400 Füze Savunma Sistemini satın almamız ile ilgili uyguladığı yaptırımlardan vazgeçmeyecek. Ülkemizi F35 programına geri almayacak. Ülkemize F-35 savaş uçağı vermeyecek. Şu an için beklemeye alınan Halkbank Davasından vazgeçmeyecek. Suriye’nin doğusuna PYD için yapmakta olduğu silah yığınından vazgeçmeyecek. Hatta bu terörist unsurları resmi kanallardan ziyaret ederek desteklemeye devam edecek. Kendi ülkesinde yaşamakta olan terörist başı Fethullah Gülen’i teslim etmeyecek. O zaman olası bu görüşmeden ülkemiz ile ilgili nasıl bir gelişme yaşanabilir? Bu görüşme yapılabilir mi? Evet yapılabilir. Peki, sonuç ne olur? Hiçbir şey. Görüşmenin olumlu geçtiği ifade edilir. O kadar.

Brüksel de yapılacak olan toplantı da ülkemiz ile ilgili olumlu bir sonucun çıkmayacağı bugünden bellidir. Ancak bu toplantıda NATO’nun ortak düşmanı olan Rusya ve Çin ile ilgili alınması gereken tedbirler konuşulabilir. Sonuç kararında bu ülkelere yaptırımların uygulanacağı kararı alınabilir. Her bir NATO ülkesinin Rusya ve Çin ile ilgili mücadele etmesi istenebilir. NATO bu konuda daha etkin bir rol alabilir.

14 Haziran da yapılması planlanan bu toplantı da yine ülkemizin çok önemli bir NATO ülkesi olduğu vurgusu yapılabilir. Yani sırtımız sıvazlanabilir. Zaten bunlar olağan işlerdir. Kullanılması planlanan bir devleti galayane getirmek için çok önemli bir ülke olduğu hissettirilir. Eskiden beri NATO’nun çok önemli bir üyesi olduğu söylenir. Yani anlayacağınız ülkemiz gaza getirilir. Olası bu toplantının sonucunun üç aşağı beş yukarı bundan farklı olmayacağını şimdiden söyleyebilirim. Hatta Dimyat’ta pirince giderken evdeki bulgurdan da olabiliriz.

Hep söylüyorum. Emperyalist bir ülkenin karşısında gerek mali, gerekse siyasi yönden güçlü değilseniz her daim yenilmeye mecbursunuzdur. Çünkü emperyalizmin çarkları böyle işliyor. Çıkarları örtüşmeyen hatta çelişen hiçbir devleti desteklemezler. Bugün bir NATO ülkesi olarak Rusya’dan S – 400 Füze Savunma Sistemi almış bulunmaktayız. Bu Füze Savunma Sisteminin alımında elbette sonuna kadar haklıyız. Bağımsız bir ülke olarak elbette istediğimiz savunma sistemi almakta özgürüz. Ancak böyle bir kararı alırken bunun ötesini berisini de düşünmek gerekir. Arkasında durulamayacak bir karar alınmaması gerekir. Alınan kararın da sonuna kadar arkasında durmak gerekir. ABD’nin bize yaptırım uygulayabileceği hesaba alınmalıydı. Yanı başımızda bulunan İran’a yaptırım uygulayan ABD elbette bize de yaptırım uygulayabilirdi. Böyle bir duruma hazırlıklı olunmalıydı. Eğer bunun altından kalkılamayacak ise böyle bir girişimde bulunmamak gerekirdi. Çünkü devlet adamlığı kararlılık gerektirir. Güvenirlilik gerektirir. Yoksa yarından sonra sizi hiç kimse dikkate almaz.

Dün Bülent Ecevit Kıbrıs Barış Harekâtından ABD’nin uyguladığı ambargo karşısında vazgeçseydi bugün Kıbrıs Türkleri Rumların esiri haline dönüşmüştü. Bugün İsrail Filistin’i nasıl işgal etmişse Kıbrıs Rumları ve Yunanistan’da Kıbrıs’ın tamamını işgal ederek burada yaşayan soydaşlarımıza yaşam hakkı tanımazlardı. Yani Kıbrıs bugün Filistin gibi olurdu. Bereket ki Bülent Ecevit zamanında yaptığı müdahale ile Kıbrıs Türklerini kurtardı. Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımak istemiyorlar ama Kıbrıs Barış Harekâtı ile kurulmuş bir devlet var. Öyle ya da böyle bir gün Kuzey Kıbrıs Türk Devletini tanıyacaklar.

Keza Süleyman Demirel de Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra ülkemize uygulanan silah ambargosunun kaldırılmaması nedeniyle ABD’nin 21 üs ile beraber incirlik Üssü’nü kapatmıştı. Üslerden ABD bayrağı indirilmiş ve yerine ülkemizin bayrağı çekilmişti. Bu tutum önemlidir. Dost bildiğiniz bir ülke günün birinde size karşı tavır almışsa ona karşı aynı tonda yanıt vermek gerekir. Siyasi yönden bağımsız bir devlet tavrını ancak böyle gösterir.

Dün olduğu gibi bugün de ABD’nin müttefikiyiz ama asla ortağı değiliz. Çünkü ne NATO, ne de ABD hiçbir zaman ülkemizin çıkarlarından yana taraf olmadılar. Olmadıkları gibi her zaman PKK Terör Örgütü’nü desteklediler. Bu örgüte silah yardımı yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar. FETÖ’nün elebaşını korumaya devam ediyorlar. Ülkemizin bankasını ABD’nin İran yaptırımlarını ihlal ettiği gerekçesi ile yargılıyorlar. Hal ve durum böyleyken yeniden ABD ile ikili ilişkileri tamir etmenin hiçbir şeye faydası olmaz. Aksine bu türde yapılan girişimler ABD’nin ülkemize karşı uyguladığı politikaları meşru kılar. ABD’nin haklı ülkemizin ise haksız olduğu algısını yaratır. Eğer bugüne kadar ABD’nin ülkemize karşı uyguladığı politikalar karşısında yeni bir çıkar yol bulmuşsak bu politikaları kararlılıkla devam ettirmemiz gerekir.

ABD Suriye’de PYD Terör Örgütü’ne yardım ederken ülkemizin eli kolu bağlanmıştı. Böyle bir ortamda Rusya ile Suriye’nin izniyle bu terör örgütüne karşı Fırat Kalkanı Operasyonu, Zeytin Dalı Operasyonu, Barış Pınarı Operasyonu ve Bahar Kalkanı Harekâtını gerçekleştirdik. Tüm bu operasyonları ABD’ye ve PYD’ye karşı düzenledik. ABD halen daha ülkemizin Suriye’de bulunmasını istemiyor. Bu ülkeye karşı yapılabilecek tek hareket tekrar onum himayesine girmek değil, ona karşı Suriye’ye girme desteği aldığımız Rusya ile ortak hareket etmemizdir. S – 400 Füze Savunma Sistemini veren Rusya ile ortak hareket etmemizdir. Ülkemizden yaş sebze ve meyve alan Rusya ile ortak hareket etmemizdir. Turizmin durma noktasına geldiği bugünlerde Rusya’dan gelecek turizm kafileleri için yine Rusya ile ortak hareket etmemiz gerekir.

Bugün Rusya’nın verdiği desteğin gramını ABD vermiyor. ABD üstüne üstlük ülkemizi parçalamak için elinden geleni arkasına koymuyor. Böyle bir durumda ABD ile değil zor günlerimizde yanımızda olan devletler ile güç birliği yapmamız gerekir. 17.05.2021

914 Tıklama Toplam 3 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.