KIBRIS KIRMIZIÇİZGİMİZDİR

Geçen hafta İsviçre’nin Cenevre kentinde Kıbrıs konulu bir toplantı gerçekleştirildi. Yapılan toplantıdan doğal olarak bir sonuç çıkmadı. Çıkması da zaten beklenmiyordu. Bugüne kadar yapılan toplantılardan da bir arpa boyu yol alınamamıştı. Yunan ve Rum tarafının olumsuz tutumu bu toplantı da devam edince toplantı sonuçsuz kaldı.

Kıbrıs müzakereleri önceki yıllarda da defalarca yapıldı. Yapılan toplantılardan bir çözüm çıkacak olsaydı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın çabaları sonuç verirdi. Ancak Kıbrıs Rum tarafı sorunun çözümünden yana değil. Yunan ve Rum tarafı iki devletli çözümü istemiyor. Türkiye’nin garantörlüğünü de istemiyor. Aynı zamanda Türk Ordusunun Ada’dan çekilmesini şart koşuyor. Rum tarafı daha açık bir ifadeyle Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kendilerine bağlanmasını istiyor. Zaten ABD ile Avrupa Birliğini arkasında olduğunu bilen Rum tarafının eşit şartlarda çözüm istemeyeceği belli. Aslında bu şartlarda görüşmelere devam etmenin de bir anlamı yok.

Hatırlarsanız 2004 yılında Birleşmiş Milletler çatısı altında bir Annan Planı ortaya atılmıştı. Bu plana göre tek devletli bir çözüm altında Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti kurulacaktı. Kurulan devlette bakanlıkların en az üçte biri Türklerden oluşacaktı. Devlet Başkanlığı ve Başbakanlık makamları 10 ayda bir Türkler ve Rumlar arasında el değişecekti. Rumların böyle bir çözümü kabul etmeyeceği baştan belliydi ama yine de bu temel çerçeve içinde Nisan 2004’te Ada’nın kuzey ve güneyinde referandum yapıldı. Yapılan referanduma Türk tarafı % 64,91 oranında kabul oyu verdi. Rum tarafı ise planı % 75 oranında verdiği oyla ret etti. Dolayısıyla plan yürürlüğe girmedi.

Birleşmiş Milletler nezdinde sürdürülen Annan Planına ret oyu veren Rum tarafı aslında çözümsüzlüğün tarafı olduğunu böylece belli etmişti. Ancak Avrupa Birliği Rum tarafının çözümsüz tutumuna rağmen bu kesimi Avrupa Birliğine aldı. Bu da demek oluyordu ki, Türk tarafı ne yaparsa yapsın ikiyüzlü Avrupa Birliği Rumların arkasındaydı. Bu koşullarda zaten çözüm olmazdı ve olmadı.

Rum tarafı aslında halen daha çözümden yana değil. Hele hele Avrupa Birliği üyesi olan Rum tarafı artık elinin güçlü olduğunu hissediyor. Yunanistan ile birlikte Avrupa Birliği üyesi olarak masaya oturuyor. Oysaki Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arkasında herhangi bir güç olmadan masaya oturuyorlar. Dolayısıyla düzenlenen toplantı eşit şartlarda değil. Hatta Rum tarafı Avrupa Birliği üye sıfatı ile eskisinden daha güçlü olarak masaya oturuyor.

Annan Planının sürdüğü yıllarda AKP iktidarı ile zamanın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Rumların bir adım atması halinde Türklerin de iki adım atacağı temelinde masaya oturmuştu. Aslında bu oturuş yenilgiyi baştan kabullenme oturumuydu. Ancak meseleyi özünden kavrayamayan Mehmet Ali Talat ile AKP iktidarı boş hayaller peşinde koşmuşlardı. Mehmet Ali Talat görev süresi dolana kadar aynı çizgideydi. Bugünde aynı çizgide bulunuyor. Kendi ülkesinin çıkarı yerine Rumların çıkarını düşünüyor. Böyle bir tutuma sahip olan bir insan Kıbrıs davasına zaten sahip çıkamazdı. Bereket ki, Rumlar Annan Planını ret ettiler de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Rumlara bağlanmaktan kurtuldu.

Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla köprünün altından çok sular aktı. Mehmet Ali Talat’ın yerine Ersin Tatar Cumhurbaşkanı seçildi. Ülkemizde de AKP iktidarının Kıbrıs politikası değişti. Şimdi Kıbrıs ile ilgili yapılan toplantılar yeni koşullar çerçevesi içinde yapılıyor. Ver kurtul döneminden iki devletli çözüm politikasına geldik. Türkiye’nin garantörlüğünün devam etmesi ve Ada’da Türk askerlerinin bulundurulmasının gerekli olduğu aşamaya geldik. Buna da şükür. Bu süreçten sonra Avrupa Birliği’nin ve ABD’nin yeni bir oyununa gelinmez ise iki devletli çözüm er yâda geç kaçınılmaz olacaktır. 03.05.2021

390 Tıklama Toplam 1 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.