TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?

Cumhuriyet Gazetesi geçmiş yıllarda ‘’ Tehlikenin farkında mısınız’’ diye başlık atardı. O dönemlerde yaklaşmakta olan tehlike pek fark edilmemişti. Birçok insan aldırmamıştı. Bu sebeple bugünlere kadar geldik. Şimdi ise geldiğimiz an itibarıyla tehlike artık kapıya kadar dayandı. AKP iktidarı durdurulmazsa bundan sonrasının ortaçağ karanlığı olduğunu şimdiden söyleyebilirim.

AKP iktidara geldiği yıllardan itibaren iktidarını Fethullah Terör Örgütü ile paylaşmıştı. Bu örgütün devletin kılcal damarlarına kadar girmelerine müsaade etti. Onlar ne istedilerse verdi. Ancak sonraki dönemlerde aralarında çıkar çatışması çıkınca ayrı düştüler. Bu örgüt o yıllarda ne kadar tehlikeli olduğunu 15 Temmuz ABD / FETÖ darbe girişimi ile gösterdi. Siyasi iktidar ilk etapta bu örgüt ile esastan bir mücadeleye girişti, ancak sonraki dönemlerde FETÖ borsasından da anlaşılacağı üzere parayı veren düdüğü çaldı. Referansı olan serbest bırakıldı. İş öyle bir aşamaya geldi ki, FETÖ mücadelesi muhalifler ile mücadeleye dönüştü. Yani kurunun yanında yaş da yanmaya başladı. Mücadele de amacından saptı. Zaten AKP iktidarının tarikat ve cemaatleri devletin kılcal damarlarından temizlemek diye bir amacı yoktu. FETÖ ile çıkar çatışmasından sonra yapılan15 Temmuz darbe girişiminden dolayı bu örgüt ile sözde mücadele etmişti. Yoksa AKP hiçbir zaman tarikat ve cemaatler karşı mesafeli olmadı. Hep iç içeydiler.

AKP 15 Temmuz sonrası devleti FETÖ’den ayıklarken onların yerini diğer tarikat ve cemaatlere açtı. Dolayısıyla devlet bugün yine tarikat ve cemaatlerin cirit attığı bir alana dönüştü. Bakanlıklarda bile kontenjanları var. Bağlantılar vasıtasıyla devletin kaynakları da onlara akıtılıyor. Dolayısıyla desteklenen tarikat ve cemaatler güçleniyor. İşin bir başka yönü de devleti bir nevi bu tarikat ve cemaatler yönetiyor. Resmi olarak söz sahibi değiller ama gayri resmi olarak birçok konuda söz sahibiler. Çünkü bünyelerinde sorgulama yeteneği olmayan ve çağdaş yaşamdan nasibini almamış yüzlerce müritler var.

AKP iktidarı devletin kılcal damarlarına yerleşmesine izin verdiği tarikat ve cemaatler ile geçmişte FETÖ ile yaşadığı çıkar çatışmasını yaşamaz ise yeni dönemde bu tarikat ve cemaatler ile ülkeyi din devletine dönüştürecek. Bunun adımları şimdiden görülmeye başlandı. Şimdilik bir kaç adım attılar. İleriki günlerde bu adımların devamı gelebilir. Zaten görünen de budur. Atalarımız boşuna ‘’ görünen köy kılavuz istemez’’ dememişler. Son günlerde yaşanan önemli gelişmeleri hatırlayalım.

Andımız, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun,12.03.2021 tarihinde 8. Dairenin aldığı kararı bozarak kaldırıldı.

İstanbul Sözleşmesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshe edildi.

Danıştay, Devlet Madalyalarında Atatürk kabartmasının çıkartılması kararı aldı.

Danıştay, müzik korolarındaki “Türk” ismini kaldırdı.

Milli Savunma Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne subay ve astsubay yetiştiren Harp Okulları ile Astsubay Yüksekokullarına giriş şartlarında “irticai ve bölücü görüşleri benimsememiş veya bu faaliyetlere karışmamış olmak” hükmünü kaldırdı.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop” Cumhurbaşkanı isterse İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiği gibi Montrö Sözleşmesi’nden de çekilebilir ”dedi

Laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmaya yönelik bu girişimler hiç kuşkusuz adım adım şeriat rejimine doğru yol aldığımızın işaretleridir. Atılan adımlar bunlarla da sınırlı kalmayacak. İleriki günlerde devamını getirmeye başladıklarını göreceğiz. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Şentop katıldığı bir televizyon programında, “Cumhurbaşkanı ‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekildim, Montrö’yü tanımıyorum, feshettim’ diyebilir mi?” pas sorusuna, “Yapabilir. Mümkün-muhtemel arasında fark var” diye boşuna söylemedi. TBMM Başkanı bu açıklama tepki çekince geri adım attı ama ortam da yoklanmış oldu. Bu açıklamaya verilen tepkilerden Montrö Boğazlar Sözleşmesinden kısa zamanda çıkma girişiminde bulunmayacakları anlaşılıyor. Ancak tamamen geri adım atmış değiller. Söz ağızdan bir defa çıktı. Böyle bir niyet var. Ancak zamanı uygun değil.

Keza Türk Silahlı Kuvvetlerine subay yetiştiren Harp Okulları ile Astsubay Yüksekokullarına giriş şartlarında aranan kıstasları barındıran yönetmeliğin değişmesi başlı başına TSK’nın tarikat ve cemaatlere teslim edilmesinin ispatıdır. Eğer böyle bir niyet olmamış olsaydı mevcut yönetmelik kaldırılmazdı. Ancak niyet başkadır. Geçmişte Milli Güvenlik Kurulu’nda adı irticai eylemlere karışmış olan personelin TSK ile olan ilişiği kesilirdi. AKP iktidara geldikten sonra ise bu tür personelin ordudan atılmasına şerh koymaya başladı. Milli Güvenlik Kurulu’nun yapısı değiştikten sonra şerh koyma işlemi bu tür personelin ordudan uzaklaştırılmasına dair bir irade kalmayınca sona erdi. Şimdi ise yapılan yönetmelik değişikliği ile adı irticai faaliyetlere karışmış olan personelin hiçbir engele takılmadan TSK’ya alınmalarının önü açılmış oldu.

Yaşanmakta olan tüm bu gelişmelerin tek bir anlamı var. O da, herhangi bir iktidar değişikliği olmaz ise devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti’nden Türkiye İslam Cumhuriyeti’ne dönüşecek olmasıdır. Tehlikenin farkında mısınız? 31.03.2021

1120 Tıklama Toplam 3 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.