ABD’NİN YENİ DIŞ POLİTİKASI

Joe Biden’ın ABD Başkanı olarak seçilmesinden bu yana birçok düşünce kuruluşu ABD’nin yeni dönemde üstlenmesi gereken politikaları ile ilgili raporlar sunmuştu. Nihayetinde ABD Dışişleri Bakanı Antony J. Blinken 03.03.2021 tarihinde ‘’ Amerikan Halkı İçin Dış Politika” başlıklı raporu açıkladı. Bu açıklama hiç kuşkusuz ABD’nin yeni vizyonu olacak.

Dışişleri Bakanı Blinken’in yapmış olduğu açıklamadan ABD yeni dönemde birtakım politika değişikliklerine gideceği anlaşılıyor. Bunun adımlarını da şimdi atmaya başladılar. Esasen bugüne kadar uyguladıkları politikalar başarıya ulaşmış olsaydı şimdi böyle bir değişikliğe gitmezlerdi. Büyük Ortadoğu Projesi’nin tıkanıp kalması ABD için bir hayal kırıklığı olmuştu. Keza yine Rusya ile Çin’i dizginleyememeleri işin tuzu biberi oldu. Bu sebeple bugüne kadar uyguladıkları politikaları revize ediyorlar. Ülkeleri bundan böyle darbe yerine farklı argümanlar ile ele geçirmeyi hedefliyorlar. Bunun bir örneğini Obama döneminde uygulamaya başlamışlardı. Örneğin İran’ı normal koşullarda kontrol edemeyince nükleer anlaşma yapmak suretiyle dizginleme yoluna gitmişlerdi. Şimdi ise Obama döneminde atılan bu adımları daha da genişletmek istiyorlar. Rusya ile Çin’i her zaman olduğu gibi yine hedef tahtasına oturtuyorlar.

‘’Demokrasimizi desteklemek bir dış politika zorunluluğudur. Aksi takdirde, demokrasimizin gücü hakkında şüphe uyandırmak için her fırsatı değerlendiren Rusya ve Çin gibi rakiplerin ve rakiplerin eline geçiyoruz. İşlerini kolaylaştırmamalıyız.’’

Blinken’in değinmiş olduğu bu konu aslında bir itiraf niteliğindedir. Çünkü bugüne kadar uyguladıkları dış politika konusunda Rusya ile Çin’in gerisinde kaldılar. İnandırıcılıklarını kaybettiler. Dolayısıyla etkinliklerini de kaybetmeye başladılar. Örneğin Almanya ile Fransa öteden beri NATO’ya karşı ‘’ Avrupa Ordusu’’ fikrini savunuyor. NATO’nun Avrupalı ülkelerini savunmaktan çok ABD’yi savunur hale geldiğini daha önce dile getirmişlerdi. Rusya Devlet Başkanı Putin de yaptığı bir konuşmada Avrupalı ülkelerin kendilerini savunmak adına ortak bir ‘’ Avrupa Ordusu’’ oluşturma fikrine destek vermişti. Yine Almanya ile Fransa ekonomi alanında Asya ülkeleri ile işbirliği yapmak istiyorlar. Çünkü onlar da biliyorlar ki, bugün ekonominin kalbi Asya ülkelerinde atıyor. Hem kendilerine özgü savunma amaçlı ‘’ Avrupa Ordusu’’ kurma fikri, hem de ekonomi alanında Asya ülkeleri ile ilişkilerini geliştiriyorlar. Tüm bu gelişmeler Avrupalı ülkelerin ABD’ye olan güvenlerinin kalmadığına dair bir işarettir.

Bu neden önemli? Çünkü güçlü demokrasiler, bize karşı daha istikrarlı, daha açık, daha iyi ortaklar, insan haklarına daha bağlı, çatışmaya daha az eğilimli ve ürün ve hizmetlerimiz için daha güvenilir pazarlar. Demokrasiler zayıf olduğunda, hükümetler halkları için bir şeyler yapamazlar ya da bir ülke o kadar kutuplaşır ki, bir şey yapmak zor olur, içeriden aşırılıkçı hareketlere ve dışarıdan müdahaleye karşı daha savunmasız hale gelirler. Ve Birleşik Devletler için daha az güvenilir ortaklar haline geliyorlar. Bunların hiçbiri bizim ulusal çıkarımıza değil.

Blinken demokrasisi zayıf olan ülkelerin konumları ABD’nin çıkarlarına ters düştüğünü söylüyor. Demokrasisi zayıflamış olan ülkelerdeki bu durum aslında ABD’nin değil, o ülkede yaşayan insanların sorunudur. Esasen ABD’nin demokrasisi zayıf olan ülkelere demokrasi götürme gibi bir görevi de yoktur. Birleşmiş Milletler Örgütü bu konuda ABD’ye görev de vermemiştir. Bu istek sadece ve sadece o ülkede yaşayan insanların hakkıdır. Esasen ABD dünden bu yana ülkelerin demokrasisini şekillendirme gibi bir görev üstlenmemiş olsaydı doğal olarak söz konusu ülkelerde demokrasi zayıflığı da meydana gelmeyebilirdi. Ancak ABD öteden beri zengin enerji kaynakları olan ülkelere sürekli müdahale ederek o ülkelerin zenginliklerine el koymayı alışkanlık haline getirdi. Bu amaç doğrultusunda da kendine yakın liderleri işbaşına getirmek için destek verdi. Ancak ABD tarafından desteklenen bu liderler daha sonra belli zaman içinde otoriterleşmeye yöneldiler. ABD’nin çektiği bir sıkıntı da bundan kaynaklanıyor. Dün Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin de böyle bir liderdi.

Şimdi ABD Suriye’yi Irak ve Libya gibi talan edemediği için Suriye’de demokrasinin zayıflamış olmasından yakınıyor. Suriye’yi tam olarak ele geçiremediğinden dolayı üzüntü duyuyor. Oysaki Suudi Arabistan’da demokrasinin d’si bile yoktur. ABD bugün Suudi Arabistan’ı müttefiki olduğundan dolayı eleştirmiyor ama Blinken’in yapmış olduğu değerlendirmeye Suudi Arabistan da giriyor. Ancak Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler bugün ABD’ye sorun yaşatmadıkları için Blinken’in hedefinde bulunan ülkeler konumunda değiller. Fakat bu durum ebedi olarak böyle kalacak da değildir. Yarından sonra demokrasinin varlığı bile olmayan Suudi Arabistan’ın konumu da ABD’yi rahatsız edebilir. Bu öngörüyü bugünden göremeyen ABD yönetimi yarından sonra da yeni bir dış siyaset stratejisi belirlemek zorunda kalabilir. Çünkü demokrasisi zayıf olan bir ülkeyi kaybettikten sonra bir daha kontrol altına alamıyorlar. İran bu duruma en güzel örnektir.

Örneğimizin gücünü kullanacağız. Başkalarını önemli reformlar yapmaya, kötü yasaları bozmaya, yolsuzlukla savaşmaya ve adaletsiz uygulamaları durdurmaya teşvik edeceğiz. Demokratik davranışı teşvik edeceğiz. Ancak maliyetli askeri müdahalelerle veya otoriter rejimleri zorla devirmeye teşebbüs ederek demokrasiyi teşvik etmeyeceğiz. Bu taktikleri geçmişte denedik. İyi niyetli olsalar da işe yaramadılar. Demokrasi tanıtımına kötü bir isim verdiler ve Amerikan halkının güvenini kaybettiler. İşleri farklı yapacağız.

Demokrasinin teşvik edilmesi ile ilgili yapılan bu açıklama ile başka devletlere karışmaktan, onların rejimlerini değiştirmeye teşebbüs etmekten geri durmayacaklarını itiraf etmiş oluyorlar. Bugüne kadar uygulanan politikaların başarısız olmasından dolayı taktik değiştiriyorlar. Bundan böyle demokrasiyi teşvik edeceklermiş. Peki, demokrasi işe yaramazsa ne yapacaklar? Tası tarağı alıp vaz mı geçecekler? ABD için asla böyle bir ihtimal söz konusu bile olamaz. Bugünün şartlarında sadece ve sadece zorunlu kalmadıkça askeri müdahalede bulunmayacaklarını söylüyorlar. Fakat demokrasi vaadi ile ülkelerin içinde karışıklık çıkarmaya devam edecekler. Turuncu devrimler için ülkelerin muhaliflerine maddi ve manevi yardım yapacaklar. Halkı isyana teşvik edecekler.
Hatırlarsanız Joe Biden seçim çalışmaları sırasında ülkemiz ile ilgili şu açıklama yapmıştı.

‘’Erdoğan’ı darbeyle değil, seçimle değiştireceğiz’

Bu ifade Blinken’in açıkladığı demokrasi anlayışı ile tam olarak örtüşüyor. Buradan ülkelerin rejimlerini ve liderlerini darbe yerine demokrasi ile değiştirme fikri daha önceden belirlendiği ortaya çıkıyor. Blinken de Dışişleri Bakanı olmadan önce ülkemiz ile ilgili çarpıcı bir açıklama yapmıştı.

“Sözde stratejik partnerimizin bizim en büyük stratejik rakibimiz Rusya ile aynı çizgide olması fikri kabul edilemez”

Bu açıklama Blinken’in niyetini açıkça ortaya koyuyor.

Rusya, İran, Kuzey Kore dahil olmak üzere birçok ülke bizi ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakıyor. Ve Yemen, Etiyopya ve Burma dahil başa çıkmamız gereken ciddi krizler var. Ancak Çin’in ortaya koyduğu zorluk farklı. Çin, istikrarlı ve açık uluslararası sisteme ciddi şekilde meydan okuyacak ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik güce sahip tek ülkedir – dünyanın istediğimiz gibi çalışmasını sağlayan tüm kurallar, değerler ve ilişkiler, çünkü nihayetinde hizmet eder Amerikan halkının çıkarlarını ve değerlerini yansıtır. Çin ile ilişkimiz olması gerektiği zaman rekabetçi, olabildiğinde işbirlikçi ve olması gerektiği zaman düşmanca olacaktır. Ortak payda, Çin’i güçlü bir konumdan angaje etme ihtiyacıdır.

Rusya ile Çin’in bugünkü konumları ABD’yi zor duruma sokmuş olmalı ki, yapılan açıklamanın asıl hedefinde bu iki ülke olduğu anlaşılıyor. Böylelikle bu iki ülke ile mücadelenin sinyali de verilmiş oldu.

Elbette, Amerikan yaşamları ve hayati çıkarları söz konusu olduğunda güç kullanmaktan asla çekinmeyeceğiz. Bu nedenle Başkan Biden, geçen hafta ABD’yi ve Irak’taki koalisyon güçlerini hedef alan İran destekli milis gruplarına karşı hava saldırısı yetkisi verdi. Ancak bu durumda – ve gelecekteki durumlarda askeri eylemde bulunmamız gerektiğinde – bunu yalnızca hedefler ve misyon açık ve ulaşılabilir olduğunda, değerlerimiz ve yasalarımızla tutarlı olduğunda ve Amerikan halkının bilgilendirilmiş rızasıyla yapacağız. Ve bunu diplomasi ile birlikte yapacağız.,

Dışişleri Bakanı Blinken Amerika’nın çıkarları olduğu zaman güç kullanmaktan çekinmeyeceklerini söylüyor. Aslına bakarsanız onlara göre her konu Amerika’nın çıkarları ile yakından ilgilidir. Burada kıstas ise ABD’nin öncelikleridir. Eğer konu ABD’nin öncelikleri söz konusu ise müdahale kaçınılmaz, değilse demokrasi sopasını kullanacaklar. Sonuçta her yolu öyle ya da böyle ABD’nin çıkarları adına kullanacaklar.

Sonuç itibarıyla ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in açıklamış olduğu yeni dış siyaset stratejisinin uygulanabilirliği eskisi kadar kolay olmayacak. Çünkü ortada Rusya ve Çin faktörü var. Rusya Suriye’de stratejik olarak ABD’nin önünü kesmişti. Çin ise ekonomi alanında önlenemeyen yükselişini halen devam ettiriyor. Avrupalı devletlerin NATO’ya alternatif de yeni bir savunma ordusu arayışına girmeleri dünyanın yeniden şekillenmesi konusunda ABD’nin eskisi kadar belirleyici olamayacağına dair bir kanıttır. 09.03.2021

1615 Tıklama Toplam 3 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.