ARAPLAR İLE BUZLARI ERİTMEK ZORUNDAYIZ

Arap Birliği ülkeleri 9 Eylül’de bir toplantı yaptılar. Bu toplantıda ülkemizin Suriye’de yer alan faaliyetlerini rapor etmek için Dışişleri Bakanları düzeyinde bir komisyon kurdular. Bu komisyon Mısır’ın girişimiyle kuruldu. Yani öteden beri ilişkilerimizi bir türlü düzeltme yoluna gitmediğimiz Mısır şimdi Suriye’de etkin rol almaya başladı. Ülkemiz ise bu olup bitenleri önceden olduğu gibi yine seyretmekle yetiniyor.

Suriye’de ve Akdeniz’de yaşanan gelişmelerin ardından maalesef komşularımız ile bir diyalog kapısını henüz aralamış değiliz. Libya ile görüşmeye devam ediyoruz ancak Ulusal Hükümet Başkanı Fayiz Es – Serrac istifa edeceğini açıkladı. Serrac henüz istifa etmedi ama Libya’da ne olacağı da belli değil. Eğer Serrac istifa ederse ve yetkilerini devreder ise yerine seçilen Başkan Doğu Akdeniz meselesi ile ilgili yapılan mutabakata sadık kalır mı? Bilemiyorum.

Doğu Akdeniz meselesinde Libya ile yapmış olduğumuz mutabakat gelecek günlerde işlevini yitirir ise bu konuda tutunacak başka bir dalımız maalesef yok. Ülkemiz ile Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin yapmış olduğumuz mutabakat muhtırasının Birleşmiş Milletler nezdinde tescil edilmesi de bizi kurtarmaz. Çünkü bu tür anlaşmalarda her iki devletin muhakkak suretle sıkı işbirliğini sürdürmesi gerekir. Oysa biz şimdilik yetki bakımından sallantılı durumda olan Fayiz Es – Serrac ile mutabakat yaptık. Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin Libya’da çok az bir desteği var. Yani Libya’yı top yekûn temsil edecek gücü yok. Anlayacağınız böyle sallantılı bir hükümet ile Doğu Akdeniz meselesine tutunuyoruz.

Oysaki şimdi başta Suriye olmak üzere Mısır ve Libya’da bulunan diğer unsurlar ile diyalog içinde olmuş olsaydık ne Doğu Akdeniz meselesinde, ne de Suriye konusunda çözüm arar halde olurduk. Şimdi bu ülkeler ile kendi hakkımızı koruduğumuz gibi yine bu ülkeler ile bölge barışına çözüm arar halde olurduk. Ancak şimdi kendi derdimizin çaresine düşmüş durumdayız. İşin kötüsü de bu devletler ile sağlıklı bir diyalog kuramıyoruz.

Biz Arap ülkeleri ile arayı açtıkça şimdi onlar boşlukları doldurmaya başladılar. Mısır Yunanistan ile Doğu Akdeniz’de anlaşma imzaladı. Keza diğer Arap ülkeleri de bizim ülkemizin dışında diğer ülkeler ile diyalog geliştiriyorlar. Suudiler İsrail ile görüşüyor. Ancak ülkemiz maalesef şu anda Arap ülkeleri tarafından dışlanmış durumda. Arap ülkeleri geçmişte Osmanlı’yı nasıl arkadan vurmuşlar ise şimdi de Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı cephe alıyorlar. Bu olumsuz gelişmelerin faturası er yada geç bir gün önümüze çıkacak. Bu sebeple işler daha da çıkmaza girmeden adım atmak zorundayız. Bu durum gereklilik değil, zorunluluktur.

Şimdi bu Arap Ülkeleri yapmış oldukları toplantı da Türk Askerini Suriye’de işgalci olarak tanımladılar. Mısır’ın başkanlığında kurulan komisyonda Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Irak yer alıyor. Eğer komisyonu oluşturan bu Arap Ülkeleri ile yakın bir zamanda diyalog geliştiremez isek ülkemizi yurdumuzda da işgalci olarak görmeye başlarlar. Bu sebeple zaman kendi politikalarımızı onlara dayatma değil onların hassasiyetlerine de duyarlı olma zamanıdır. Böyle bir tavır sergilememiz onların ortaya koyduğu siyasetin doğru olduğu anlamına gelmez. Ancak onlarla geliştirilecek diyalog hizaya gelmelerine katkıda bulunur. Ancak bunun için diyalog kapılarının muhakkak suretle sonuna kadar açılması gerekir.

Bu konuda armudun sapı, üzümün çöpü demenin hiç gereği yok. En kısa zamanda başta Suriye olmak üzere diğer Arap ülkeleri ile bir araya gelmek zorundayız. Yoksa onlar cepheyi daha fazla genişleterek bizim üstümüze gelecekler. 06.10.2020

4328 Tıklama Toplam 1 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.