AKP’NİN İSTANBUL SÖZLEŞMESİ İLE SINAVI

Siyasette dengeyi korumak ve devam ettirmek son derece önemlidir. AKP bugüne kadar bu dengeyi kendi lehine en iyi şekilde korudu. Bu konuda iktidar olmanın avantajı da vardı tabi. Bu avantajı halen daha en iyi bir şekilde kullanmaya devam ediyor. Ancak şimdi kendi içlerinde baş gösteren İstanbul Sözleşmesinden çekilme girişimi ile çıkmaza girmiş görünüyorlar.

Konu İstanbul Sözleşmesiydi ve AKP iktidarının kendisinin imzalamış olduğu uluslararası bir sözleşmeydi. Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele amacıyla, Avrupa Konseyi tarafından 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzalanan uluslararası bir sözleşmeydi.

AKP iktidarının kadın haklarına sahip çıkma ile ilgili zaten bir iradesi yoktu. Her şey iktidara gelmek ve iktidarı devam ettirmek için geçici de olsa kadınlara değer vermek vardı. Bugüne kadar istemeyerek de olsa kadınlara değer vermek zorunda kaldılar. Ancak 2023 hedeflerinde kadın haklarını korumak diye bir şey yok ve şimdi İstanbul Sözleşmesinden çekilmek istiyorlar. Ancak konu gündeme gelince sivil toplum örgütlerinin ve muhalefet partilerinin tepki göstermelerinden sonra AKP Kadın Kolları Üyeleri de uyandı. Bunun üzerine yazar Abdurrahman Dilipak, “AK Parti içindeki AKP’liler, FETÖ’nün zihniyet ikizi gibi davranıyorlar. Hem uluslararası fonlarla destekleniyorlar hem de kamu fonlarını kullanıyorlar. Malum “Yeşil Sermaye” de bunlara sponsor olabiliyor. Koç kadar, Sabancı kadar, Eczacıbaşı kadar bizim “Yeşil sermaye” davasına sadakat gösterip, bu fahişelere ve onların türevlerine karşı seslerini yükseltebilecekler mi? Konfeksiyoncu, gıda zinciri, finans kuruluşu, ses ver Türkiye! Ne bekliyorsunuz!” diye eleştirmişti.

Bunun üzerine AKP Kadın Kolları Başkanı Lütfiye Selva Çam, , “Bununla birlikte eş zamanlı olarak Genel Merkez Kadın Kolları Başkanlığımız ve 81 ildeki başkanlıklarımız ile birlikte söz konusu gazeteci hakkında Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulmuştur.” dedi. Konu büyüyünce Abdurrahman Dilipak özür diledi ama kadınların öfkesini dindiremedi. Çünkü kadınlara küfür edilmişti ve bu küfürü yine bu partinin bir taraftarı olan yazar Abdurrahman Dilipak etmişti.

AKP Kadın Kolları Başkanı Lütfiye Selva Çam, yaptığı açıklamada Kadınların iffetine ve namusuna yönelik hiçbir hakaretin kabul edilemeyeceğini vurguluyordu. Çam, aynı zamanda  “Partimizin tüm kadınlarına yönelik yaptığı çirkin yakıştırmalar, ağır hakaret ve saldırgan ifadeleriyle suç işlemiştir. Bizler dışarıdakilerle mücadele ettiğimiz gibi içerideymiş gibi görünenlerle de mücadelemize aynen devam edeceğiz.” ifadelerini kullanıyordu. Çam, Abdurrahman Dilipak hakkında 500 bin liralık tazminat davası da açtıklarını söylüyordu. Ayrıca AKP Genel Merkezi ve Kadın Kollarının ayrı ayrı yaptığı suç duyurularında Dilipak’ın “hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlarından yargılanması talep ettiklerini duyuruyordu.

İstanbul Sözleşmesinden çekilme girişiminin AKP Kadın Kollarında yarattığı bu deprem hiç kuşkusuz öyle geçiştirilebilecek bir durum değil. Çünkü AKP bugüne kadar ülkenin batısından almış olduğu oyların büyük bir bölümünü bu başı açık kadınların çalışmalarına borçluydu. AKP zaten bir taktik gereği batılı oyları almak için başı açık kadınlara itiraz etmiyor, onları içlerine kabul ediyor ve bu şekilde toplumun geniş kesimlerine mesaj veriyordu. Başı açık AKP’li kadınlar şimdi ilk defa AKP’nin içyüzünü gördüler ve bu duruma isyan ettiler. Eğer AKP’nin yönetim kadroları İstanbul Sözleşmesinden çekilme taraftarı olmamış olsaydılar Abdurrahman Dilipak’a hak ettiği cezayı verirlerdi. Ancak sorun salt Abdurrahman Dilipak’tan kaynaklanmıyor. Abdurrahman Dilipak bu konuda bayağı ileri gitmişti ve kadınlara küfür etmişti ama AKP’nin düşünce yapısı Abdurrahman Dilipak’tan farklı olmadığı için kadınların partilerinden bekledikleri destek gelmedi. Dolayısıyla iktidar partisi Abdurrahman Dilipak’a hak ettiği cezayı vermedi. Bu durum AKP’li kadınların isyan etmelerine neden oldu.

AKP Kadın Kollarının yanı sıra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın Başkan Yardımcısı olduğu Kadın ve Demokrasi Derneği ’de ( KADEM ) İstanbul Sözleşmesine destek vermesi bu sözleşmeden çekilmeyi zorlaştırdı. İktidar partisi şimdi kendi kadın üyelerinin tepkisini çekmeyecek şekilde sözleşmeyi değiştirmeyi düşünüyor. Böyle bir değişiklik sivil toplum örgütlerinin ve muhalefet partilerini ikna etmez ama AKP’li Kadın Kollarını ve Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın Başkan Yardımcısı olduğu Kadın ve Demokrasi Derneği’ni ikna eder mi, bilemem. Hadi diyelim ki, İstanbul Sözleşmesi değişikliği AKP’li Kadın Kolları üyelerini ikna etti. Peki, Abdurrahman Dilipak’ın kadınlara yönelik yapmış olduğu küfür nasıl geçiştirilecek? AKP’li kadınlar eskiden olduğu gibi yine AKP için var güçleri ile çalışmaya devam edebilecekler mi? AKP’nin kadınlara değer verdiğini söyleyebilecekler mi? Kendilerinin inanmadığı bir konuda seçmenleri nasıl ikna edecekler?

İstanbul Sözleşmesi ister istemez AKP için başlı başına sorun oldu. Sözleşmeye dokunmasalar oy aldığı kimi çevrelerin isteklerini yerine getirememiş olacaklar. Sözleşmeden imzayı çekmeleri veya değişikliğe gitmeleri durumunda kendi kadın kollarının üyelerine karşı inandırıcılıklarını kaybedecekler. Bu konuda şimdilik gündem değişikliği ile bu konuyu unutturmaya çalışıyorlar. Peki, kadınlar yapılan küfürü unutabilirler mi? Bilemiyorum. 31.08.2020

362 Tıklama Toplam 3 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.