LİBYA’DA SULAR ISINIYOR

Libya Meclisi’nin Mısır Ordusu’nu ülkesine davet etmesinden sonra Mısır Meclisi’nin de bu ülkeye asker gönderme yetkisi almasıyla birlikte yeni bir sürece girdik.

Dönemin Başbakanı Erdoğan katılmış olduğu Cebit Kongre Merkezi’nde Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odası’nca düzenlenen Türk Alman Kongresi’nde ”NATO Libya’ya müdahale etmeli midir? Böyle bir saçmalık olur mu yahu? NATO’nun ne işi var Libya’da? NATO mensubu olan ülkelerden birine herhangi bir müdahale yapılması halinde böyle bir şeyi gündeme getirebilir. Bunun dışında Libya’ya nasıl müdahale edilebilir? Bakın Türkiye olarak biz bunun karşısındayız, böyle bir şey konuşulamaz, böyle bir şey düşünülemez” demişti.

Kuşkusuz Erdoğan’ın yaptığı bu açıklama doğruydu. Fakat Erdoğan daha sonra 21.03.2011 tarihinde. NATO, Libya’nın Libyalılara ait olduğunu tespit ve tescil için oraya girmelidir’ dedi. Bu açıklama Libya’nın NATO tarafından kuşatılması anlamına geliyordu. Sonrasında Libya kuşatıldı. Muammer Kaddafi kendini bilmez halkı tarafından linç edildi. Eğer o tarihlerde Libya’nın kuşatılmasına yardım etmemiş olsaydık ve Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi şu an görevinin başında olsaydı Doğu Akdeniz ‘de olan çıkarlarımızı korumak için Libya’ya asker göndermek zorunda kalmazdık.

Aradan zaman geçti. Kıbrıs Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz’de 2002 yılından itibaren Mısır, Lübnan, Suriye ve İsrail ile Münhasır Ekonomik Bölge Antlaşmaları yapmaya başladı. Buna keza ülkemiz de Kıbrıs Türklerinin ve ülkemizin haklarının çiğnendiği gerekçesiyle konuyu BM’ye taşıdı. Ülkemiz istifa eden Tümamiral Cihat Yaycı’nın hazırlamış olduğu Doğu Akdeniz Paylaşım Haritasını BM nezdinde onaylattı. Böylelikle ülkemiz Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile yapmış olduğu anlaşma ile Doğu Akdeniz’de söz sahibi oldu.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile yapmış olduğumuz anlaşma son derece meşru bir anlaşmadır. Çünkü Ulusal Hükümeti BM nezdinde tanınan Libya’nın meşru hükümetidir. Ancak geldiğimiz nokta itibarıyla ülkemizin Libya’nın Ulusal Mutabakat Hükümeti ile yapmış olduğu anlaşmaya karşın Libya Meclisi Mısır Ordusu’nu ülkesine davet etti. Bunun üzerine Mısır Ordusu da Meclis’ten Libya’ya asker gönderme yetkisi aldı. Bu durumda ülkemizin Ulusal Mutabakat Hükümeti ile yapmış olduğu anlaşma ne kadar meşru ise şimdi Mısır’ın Libya’ya asker göndermesi de o kadar meşru hale geldi. Yani bundan böyle karşımızda da artık meşru bir yapı var. Bu durum ister istemez çatışmaları da körükleyecek. Sorunların çözümünü de zorlaştıracak.

Geldiğimiz durum itibarıyla mevcut durumu korumak için Libya’da yeni bir hamle yapmak zorundayız. Bundan böyle yapacağımız hamle akılcı ve stratejik olmalıdır. Suriye’de Astana Süreçleri doğrultusunda Rusya ile ortak hareket etmiştik. Fakat Rusya ile Libya konusunda karşı cephelerdeyiz. Keza Mısır ile de öteden beri uzlaşının bir hayli uzağındayız. Artık bundan böyle özellikle Rusya ve Mısır ile uzlaşının kapılarını aralamak ve bu duruma göre strateji geliştirmek gerekiyor. Salt ABD ile birlikte hareket etmek sorunları çözme yerine daha da derinleştirecek. ABD Temsilciler Meclisi’nin ülkemize yönelik yaptırımları tekrar gündeme almasını değerlendirdiğimiz zaman müttefikimize ne kadar güvenebileceğimiz de ayrı bir tartışma konusudur.

Ülkemizin bu aşamada da önünde iki seçeneği var. Ya ABD ile aynı doğrultuda çözüm arayışını sürdürecek, ya da Rusya ve Mısır ile bu soruna kalıcı çözüm üretecek. İkisinden birisini seçmek zorundayız. Çözümü Rusya ve Mısır ile sürdürür isek komşumuz Mısır ve Rusya ile ortak hareket ederek ilişkilerimizi düzeltmiş olacağız. Komşu ülkeler ile yapılacak güç birliği bölgenin güvenliği açısından da son derece önemlidir. Yok, eğer ABD ile hareket edersek bölge barışını da tehlikeye atmış olacağız. Çünkü yarından sonra ABD bölgeden çekildiği zaman yalnızları oynamamız son derece muhtemel hale gelecek. 22.07.2020

240 Tıklama Toplam 1 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.