İŞTE GELDİK GİDİYORUZ

Uzun ve içinde bir ton olumlu ve olumsuz olayların yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. İnsanoğlu doğuyor, büyüyor ve sonunda yaşama veda ediyor. Doğanın olmazsa olmaz kuralı zaten budur. Ha bu süreçte ailene, topluma ve ülkene faydalı bir birey olabildin ise ne ala. Yok, eğer hayatını kısır çekişmeler içinde geçirmiş isen boşu boşuna yaşamışsın demektir.

Eskiden yaşam şartları ve olanakları daha iyiydi. O yıllar belki yokluk yıllarıydı ama birlik ve dayanışma sayesinde yokluk, yerini çokluğa bırakırdı. Elimizde her an sevdiklerimizi arayabilecek cep telefonumuz yoktu mesela. Sağa sola gidecek arabamız da yoktu. Teknolojinin kolaylıklarından da yararlanamıyorduk. Mesela bugün kullandığımız bilgisayarlarımız da yoktu. Kâğıda yazarak, dosyalayarak çalışırdık. Önemli yazışmaları ve dilekçeleri daktilo ile yazardık. Kimi zaman kolaylık olsun diye dilekçelerin ana metnini önceden yazar, çoğaltırdık. Sonrasında sadece boşlukları doldurmak kalırdı. Ne güzel yıllardı, o yıllar değil mi? Şimdi teknoloji sayesinde her şeye sahip olduk ama toplumsal değerlerimizi kaybettik. İnsanoğlunun değerinin olmadığı bir döneme girdik.

Şimdi kime sorsam ‘’ ah eski yıllar’’ derler de başka bir şey demezler. Sizce de öyle değil mi? Haydi şunun şurasında oturmuş karşılıklı muhabbet ediyoruz. Hadi siz de itiraf edin. Sezen Aksu’nun şarkısında olduğu gibi ‘’şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler’’ demiyor musunuz? Ben şimdiye kadar kaybolan yıllarını aramayana rastlamadım. Kime, ne zaman sorduysam, hep ‘’eski zamanlar başkaydı’’ yanıtını alıyorum. Özellikle bizden daha yaşlı büyüklerimiz bu sözü daha çok dillendirirler. Gençlerimiz ise doğal olarak bu konu da daha bizim gibi düşünmezler. Onlar yaşamın ne olduğunu daha bilmiyorlar ki. Onlar hızlı bir şekilde akıp gitmekte olan yaşama ayak uydurmaya çalışmaktan başka neyin farkındalar ki?

Bir ömür boyu yaşamın içinde her şey vardır. Ne ararsanız vardır. Yani anlayacağınız, yok yoktur. Önemli olan nedir, biliyor musunuz? Hayattan ne bekliyorsanız aslında onu bulursunuz. İyilik ederseniz, iyilik bulursunuz. Kötülük ederseniz de kötülük bulursunuz. Yaşamın doğal dengesi işte budur. Elbette her istediğimize ulaşmamız her zaman mümkün olmayabilir. Zaten her istediğimize ulaşabilecek olsaydık hayatın da pek anlamı kalmazdı. Öyle değil mi? Hak ettiğimizi almak ve hak edileni vermek zorundayız. Yani yaşamın döngüsüne ayak uydurmak zorundayız. Bu bir yaşam sürecidir. Zincirin bir halkası koparsa yaşam sekteye uğrar. Bu sebeple yaşama sıkı sıkıya bağlı kalmaya ve sevinçlerimizi, üzüntülerimizi de bu döngü içinde sürdürmeye bakmalıyız.

Baştan da söylediğim gibi yaşam denen süreç, doğma, büyüme ve ölümden ibarettir. Eğer doğmuşsak muhakkak suretle öleceğiz. Biz de bir gün öleceğiz. Hemen hemen her gün görsel ve yazılı basından yaşamlarını şu veya bu sebeple yitirenleri duymuyor muyuz? İşte bir gün biz de bir şekilde hayata veda edeceğiz. Ne zaman ve nasıl gideceğimizin şimdilik bir bilgisi yok. Bu sebeple bundan sonraki yaşamı daha anlamlı kılmak zorundayız. İnsanlara ne kadar faydalı olabilirsek onların yaşamlarını da o kadar kolaylaştırmış oluruz.

Sanırım ne demek istediğimi anladınız. Biraz duygulu oldu ama daha çok insanlık dramlarıyla geçen yaşamın kıymetini yazmak istedim. Bu yıl içinde Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de ve daha aklıma gelmeyen birçok ülke de binlerce masum insan emperyalist ülkelerin doyumsuzluğu yüzünden yaşamlarını yitirdi. Umarım yeni yıl, önceki yıllar gibi geçmez. Yeni yıl bütün Dünya’da yaşamakta olan insan oğullarına barış ve kardeşlik getirir. Yeni yılınız kutlu ve mutlu olsun. 31.12.2018
SAİT BALCI

527 Tıklama Toplam 7 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.