MRİZ OLMAYABİLİR AMA KRİZ VAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan 19 Eylül Gaziler Günü dolayısıyla yapmış olduğu konuşmada ‘’ Biz de kriz mriz yok, bunların hepsi manipülasyon’’ dedi. Ülke de kriz mriz olmamış olsaydı hakikaten ben de çok sevinecektim ama maalesef kriz var. Mriz olmayabilir ama kriz var. Hatta yaşanmakta olan bu krizin açık ve net olarak belirtileri de var.

Ülkemizde kriz olmamış olsaydı en başta döviz kurları bu denli yükselmezdi. Altın fiyatları da yükselmezdi. Buna bağlı olarak Borsa yükselirdi. Ancak ne yazık ki ve maalesef ülkemizde kriz var. Yükselen döviz fiyatlarından dolayı akaryakıt ve elektrik fiyatları her geçen gün zamlandı. Elektrik ve akaryakıt fiyatlarının yükselmesinin yanı sıra doğal olarak diğer beyaz eşya, elektronik eşya fiyatları da yükseldi. Otomobil fiyatları da yükseldi. Zamlar bu ürünlerin yanı sıra ekmek ve Simit’e bile yansıdı. Haliyle yapılan zamları biz iliğimize kadar hissettik, ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan Saray’da hissetmediyse onu bilemiyorum. Yapılan zamlar belki Saray’da hissedilmemiş olabilir ancak Saray çalışanların etkilediğini sanıyorum. Bu durumda ülkede kriz vardır. Bu krizi bitirmek ve yükselen döviz fiyatlarını kontrol altına almak ve hatta düşürmek mevcut hükumetin görevidir. Bu görev de en başta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ındır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en büyük görevi de bu durumu hafife almak değil, soruna kalıcı çözüm bulmaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan daha düne kadar eski hükumetleri kriz zamanlarında ülkeyi yönetememekle suçlardı. Yükselen döviz kurları kontrol altına alınamadığı için eleştirirdi. Kendilerinin iktidar gelmesiyle birlikte ekonomi piyasalarının rahatladığını, ülkeye güven ortamının geldiğini söylerdi. Yabancı yatırımcılarının ancak güven ortamında gelebileceklerini söylerdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan o dönemleri eleştirirken ABD ile AB üyesi ülkelere ‘’Dış Güçler’’ suçlaması da yüklemezdi. Çünkü ona göre bugün ‘’ Dış Güçler’’ diye tanımladığı çevreler dostlardı. Ülkenin önünün açılması için bize destek veren çevrelerdi. Hatta bu güçler o zamanlarda bizi AB’ye alacak çevrelerdi.

Bugün ise gün geldi, devran döndü ve dün dost bilinen bu çevreler bugün ‘’Dış Güçler’’ oldular. Aslında bu dış güçler hiç değişmemişti. Çünkü bu dış güçler dün de ‘’Dış Güçler’’di, bugün de ‘’Dış Güçler’’dir. Asıl değişen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ta kendisidir. Eğer siz ülkenin varını yoğunu bugün ‘’Dış Güçler’’ dediğiniz çevrelere özelleştirme kapsamında satarsanız, ülkeyi üretim toplumundan tüketim toplumuna dönüştürmüş olursunuz. Böylelikle toplumun her bir gereksinim duyduğu ürünleri ithalat yapmak suretiyle karşılamak zorunda kalırsınız. Bu ürünlerin karşılığını kendi para cinsinden ödeyemeyeceğinize göre doğal olarak döviz ile ödemek zorunda kalırsınız. Bu durum elinizdeki döviz rezervinizin azalmasına neden olur. Elinizde yeterli döviz rezerviniz yok ise bu ‘’Dış Güçler’’ dediğiniz çevreler yatırımcıları borsadan çıkıp dövize yöneltirler. Bu durumda piyasanın normale dönmesi için döviz satışı yapmanız gerekir. Merkez Bankasında yeterli döviz rezerviniz yok ise doğal olarak döviz kurlarına müdahale edemez hale gelirsiniz. Faiz lobisi söylemlerinden dolayı faizleri de arttırmak için geç kalmışsanız ülkeyi kriz denen ortama sürüklenmesine mani olamazsınız. Krizi kabul etmemek bir çözüm olsaydı bu duruma bir şey demeyecektim ama çıkan krizi kabul etmemek maalesef bir çözüm değil.

AKP’li olmamama rağmen ülke çıkarları açısından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıkan krizin bir an evvel üstesinden gelmesini isterim. Hatta bu krizi atlatmanın meyvesini AKP’nin yiyecek olmasına da hiçbir itirazım olmaz. Sonuçta krizin çıkmasına neden olan bir iktidar bu krizi atlatmasını da bilmeli. Bütün dileğim ve temennin toplumun alım gücünün düşmesine ve daha fazla fakirleşmesine neden olan krizin en az hasarla atlatılmasıdır. Ancak bu durum öyle kriz mriz yok demekle geçiştirilemez. Kriz vardır ve şu an toplumun geniş kesimlerini etkilemektedir. Bu durumda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a büyük görev düşmektedir. Piyasalara güven ortamı gelebilmesi için en başta Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın bir an evvel görevden alınmasıdır. Devamında İnsan hakları ve demokrasi ortamının bir an evvel sağlanmasıdır. Ülkemizde askıya alınan adaletin işlemesi sağlanmalıdır. Yatırımcı kesimin herhangi bir soruşturma kapsamında mal varlıklarına el koyma işleminden de bir an evvel vazgeçilmesi gerekir. Yani OHAL siyasetinden derhal vazgeçilmesi gerekir.

Kriz ortamından çıkmak için ‘’Dış Güçler’’ dediğimiz çevreler ile olan iletişimi de gözden geçirmek gerekir. Örneğin bu papaz kılığında bulunan CIA elemanını istiyorlarsa vermek gerekir. Eğer ekonomik olan güçlüyseniz vermeyebilirsiniz. FETÖ’ye ve eski Halk Bank Genel Müdürü’ne karşılık vermeyebilirsiniz. Ancak ekonomik gücünüzü kaybetmişseniz tanımladığınız bu ‘’Dış Güçler’’ ile mücadele edemezsiniz. Ülkenin varını yoğunu zamanında bu ‘’Dış Güçler’’e teslim etmişseniz şimdi onlarla dans edemezsiniz. Toplumu üretim toplumundan tüketim toplumuna dönüştürmüş iseniz onlarla baş edemezsiniz. Bu yüzden bu koşullarda inatlaşmak yerine akılcı politikalar gütmeniz gerekir. Bilmem anlatabildim mi? 24.09.2018

415 Tıklama Toplam 1 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.