ÇÖZÜM SÜRECİ TUTMADI, İŞGAL PLANI DEVREDE

Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulanmaya koyulması ve Arap Baharlarının yaşanmaya başlamasıyla birlikte ülkemiz bölünme ve parçalanma sürecine girmişti. Hatırlarsanız bu süreçte 26 Haziran 2014 tarihinde AKP iktidarı TBMM Başkanlığı’na 1 / 941 esas sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine dair Kanun Tasarısı sunmuştu. Bu tasarı 10.07.2014 tarihinde TBMM’de kabul edildi. Tasarının TBMM’den geçmesinden sonra da Akil İnsanlar Heyeti sahaya inmişlerdi.

Akil İnsanlar Heyeti yaptıkları kapalı salon toplantılarında toplumu çözüm sürecine ikna etmeye çalıştılar. Ancak toplum çözüm sürecini benimsemedi. Hatırlarsanız o günler de yapılan toplantılar öncesinde saygı duruşunda bulunulmaması ve istiklal Marşının okunmaması büyük tepki çekmişti. Akil İnsanlar Heyeti de gelen tepkiler üzerine sonraki toplantılara bu konuda duyarlık gösteren vatandaşları toplantılara almayarak devam ettirmişlerdi. Sonrasında da toplumun çözüm sürecine ikna edildiği yalanı ile düzenledikleri raporu Başbakan Erdoğan’a sunmuşlardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Çözüm Süreci denilen Açılım Masasını 28 Nisan 2015 tarihinde devirmemiş olsaydı PKK Terör Örgütü, PYD’nin Suriye’de ilan etmiş olduğu özerkliğin bir benzerini ülkemiz sınırları içinde ilan edecekti. Sonrasında da ülke TBMM’de kabul edilen yasa ile parçalanmış olacaktı. Buradaki kritik durum ise HDP’nin Erdoğan’ın Başkanlık hayallerine kapılarını kapatması oldu. Eğer HDP o günün şartlarında Erdoğan’a Başkanlık yolunu kapatmamış olsaydı Erdoğan’da Açılım Masasını devirmemiş olacaktı. Böylelikle koskoca Türkiye Cumhuriyeti TBMM’de çıkarılan bir ihanet yasası ile parçalanıp bölünecekti.

Büyük Ortadoğu Projesi Erdoğan’ın Açılım Masasını devirmesiyle birlikte sekteye uğramışsa da bugün halen daha devam ediyor. Ancak o günden bu güne yol ve yöntem değişti. Ülkemiz artık bugünün şartlarında TBMM’de çıkarılacak bir yasa ile değil, işgal edilerek parçalanabilecek. Çünkü şu an itibarıyla bütün göstergeler buna işaret ediyor. ABD tarafından uygulanan yaptırımların bir sebebi de budur. Uluslararası çevrelerin Filistin’in İsrail tarafından bombalatılması ve Suriye’de PYD’ye Tır’lar dolusu silah ve mühimmat gönderilmesi suretiyle AKP iktidarının yaşanmakta olan bu gelişmelere yüksek perdeden tepki vermesini bekliyorlar. Bunun yanında hükümetin Rusya’dan S-400 Füze sistemi almak istemesini de kullanıyorlar. Rahip kılığındaki CIA ajanı Brunson’un serbest bırakılması konusunda yaptıkları baskılar da ileriki günlerde daha da sertleşecek.

Her şeye rağmen yine de ülkemizin Suriye gibi kuşatılmasının önünde bir takım engeller var. Bunlardan bir tanesi ise NATO ülkesi olmamızdır. ABD normal şartlarda bir NATO ülkesini durduk yerde işgal edemez. Bu bir yerde eşyanın tabiatına aykırıdır. Ancak ABD ülkemizin NATO’dan kendi hür irademizle çıkmamızı sağlayabilirse işgali ancak o zaman gerçekleştirebilir. Bu konu da bir ihtimal daha var. O da NATO ülkelerinin bir araya gelerek ülkemizi NATO’nun çıkarlarına hizmet etmediği varsayımıyla NATO üyeliğinden çıkarmalarıdır. Bu ihtimal şimdilik uzak ihtimal gibi görünüyor ama gerçekleşmesi de ihtimal dışı değil. Eğer bu aşamada Rusya’dan S – 400 Füze Savunma Sistemi alırsak bu girişimimiz NATO’ya tehdit girişimi gibi algılanabilir. Bu da ABD’nin işini kolaylaştırır. Her şeye rağmen şimdilik en büyük olasılık ise biraz önce de bahsettiğim gibi ülkemizin kendi isteği ile NATO dışında kalmasıdır. Yoksa ABD Büyük Ortadoğu Projesini AKP iktidarının şu an kendi hizalarından çıkmasına rağmen sürdüremez. Çünkü şu an itibariyle bu projenin tam da ortasındayız. 14.08.2018

411 Tıklama Toplam 3 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.