AŞAĞI TÜKÜRSEN SAKAL, YUKARI TÜKÜRSEN BIYIK

Ülkemizin geldiği durumu büyük bir üzüntü ile takip ediyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan bile geçen gün bu durumu bizzat kendisi itiraf etmek zorunda kaldı. Erdoğan Ünye’de “Biz düştüğümüz yerden evelallah kalkarız. Dün kalktık, bugün de yarın da kalkarız. Yeter ki milletim ayakta dursun.” diyerek yine tarihi bir itirafta bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan geçmişten bu yana ara sıra böyle itiraflarda bulunuyor. Aslında önemli olan itirafta bulunmak değil, ülkeyi yönetebilmektir. Ancak geldiğimiz durum itibarıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülkeyi dün de önetebilecek hali yoktu, maalesef bugün de yok.

Peki, ülke bu hale nasıl geldi? Durduk yerde bu hale gelmedik tabi ki. Öncelikle şunu söyleyeyim. Ülkemiz on altı yıldan bu yana iyi yönetilemeyerek bu hale geldi. AKP ilk iktidara geldiği zamanlarda her şey güllük gülistanlıktı. Sonrasında ise devlet yönetiminde tecrübesizlik gün ışığına çıktı. Ancak Erdoğan geçmiş iktidar dönemlerinden ders çıkarmadan ülkeyi yönetmeye devam edince daha doğrusu kendi bildiği yanlışlar ile ülkeyi yönetmeye çalışınca mecburen bu hale geldik.

Ülke üretim ekonomisi ile ayakta kalabilir. Fakat Erdoğan iktidara geldiğinde ülkenin gerçekleri yerine ABD’nin tavsiyelerini dinledi. Üreticiyi desteklemedi. Üretimi desteklemediği gibi ülkenin neyi var, neyi yoksa babalar gibi satışına yeşil ışık yaktı. Onlara göre devletin elinde hiçbir şey olmamalıydı. Devlet sadece ve sadece yönetimden ibaret olmalıydı. Ülkenin varlıkları özelleştirilerek satılmalıydı. Üretim ekonomisi yerine tüketim ekonomisi uygulanmalıydı. İthalat tamamen serbest olmalıydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tavsiye edilen ekonomi modeli işte buydu. Yani anlayacağınız gelişmiş ülkeler bile üretim ekonomisi uygularlarken bizim ülkemiz tüketim ekonomisi uygulamalıydı. Ülkenin bu şekilde gelişeceği düşünüldü. Gelişmiş ülkelerin uyguladığı ekonomik model sorgulansaydı, ABD’nin bize dayattığı tüketim ekonomisinden belki geri dönülebilirdi. Ancak Erdoğan baştan beri bir NATO ülkesi olarak ABD’nin yörüngesinden çıkmak istemedi. ABD’yi sürekli stratejik ortak olarak gördü. Çıkarlarımızın ortak olduğunu sandı. Ancak tabi ki her zaman olduğu gibi yine yanıldı. Çünkü emperyalist bir ülkeden dost olmazdı.

Şimdi geldiğimiz nokta itibarıyla ABD tarafından köşeye sıkıştırılmış durumdayız. Bir taraftan Rusya ile diğer taraftan da ABD ile dost kalalım derken yani ikili oynayalım derken yapılan stratejik hatanın bedelini ödemeye başladık. Gelişmiş bir ülke olmuş olsaydık elbette her iki ülke ile dans edebilirdik. Ancak biz özellikle Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulanmaya başladığından bu yana ABD’nin kucağında oturmuş bir ülke konumundaydık. Büyük Ortadoğu Projesi ile de bölge ülkelerinin ve kendi ülkemizin parçalanma sürecinde rol aldık. Aldığımız bu rol aslında kendi ipimizi kendimizin çekmesi gibi bir şeydi. Ancak Erdoğan devleti bir şirket gibi yönetmeye meraklı olduğundan önündeki tehlikeleri göremedi. Tüketim ekonomisi ile ülkenin varlılarının özelleştirilmek suretiyle satışı sonrasında daralacak ülke ekonomisine kafa yormadı. Eğer Erdoğan daha o zamanlarda emperyalist ülkelerin gelişmekte olan ülkelerin varlıklarını sömürmesiyle ayakta kaldıklarını görebilseydi bu duruma göre önlem alabilirdi. En azından üreticiyi destekleyen politikalar uygulardı. Ülke ekonomisini canlandırırdı. İthalatın yerine ihracatı özendirirdi. Böylelikle bugün ABD’nin uyguladığı ekonomik yaptırımların altında kalmazdı. İki de bir ABD’den ve İngiltere’den borç para istemek zorunda kalmazdı. Daha önceleri borç para bulunabiliyordu. Ancak şimdi yüksek faiz ile bile borç para bulamıyor. Yoksa Erdoğan Ünye’de “Biz düştüğümüz yerden evelallah kalkarız. Dün kalktık, bugün de yarın da kalkarız. Yeter ki milletim ayakta dursun. “diye niye itirafta bulundu sanıyorsunuz?

Artık et kemiğe dayandı. Dövizler almış başını gidiyor. Millete yastık altındaki dolarları ve altınları bozdurun deseniz de boşuna. Çünkü millet te ne dolar kaldı, ne de altın. Millet şu an günü nasıl kurtarabileceğinin derdinde. Cumhurbaşkanı Erdoğan asıl bu sözü bugüne kadar ihalelerle destek verdiği yandaş işverenlere söylemesi gerekiyor. Ancak onlar da dövizleri çoktan yurt dışına çıkardılar. Kimisi vergisiz kazanç için çok önceden, kimisi de ekonominin daralmaya başladığı günler de çıkardılar. Bu durumda dövize yatırım yapanların dışında dövizini bozduracak kimse kalmadı. Dövize yatırım yapanlar da faiz oranları yükselmediği müddetçe döviz bozdurmazlar. İktidarın da faiz oranlarını yükseltecek hali kalmadı. Söz de bağımsız olan Merkez Bankasının da adım atacak hali yok. Merkez Bankasının zaten dolara müdahale edecek yeterli stoku yok. Yurt dışından yüksek faizle para aramalarının bir nedeni de maalesef elde döviz stokunun olmayışıdır.

Gelinen durum itibarıyla ekonomik dar boğazdan çıkmak için Erdoğan’ın önünde iki seçenek var. Bunlardan birisi rahip kılığında tutuklu bulunan CIA elemanı Brunson ve diğer tutuklu bulunan ABD vatandaşlarının şartsız bir şekilde serbest bırakılmalarıdır. Ya da ABD’yi bırakıp Rusya ile birlikte hareket etmeye başlamaktır. Şu an itibarıyla bu darboğazdan çıkabilmemizin bu iki seçeneğe bağlıdır. Ancak burada önemli bir konu daha var. Bu konu da Rusya ile birlikte hareket edebilmek için İdlib’teki teröristlerin desteklenmesinden vazgeçilmesidir. Yani anlayacağınız aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık. Daha ne diyebilirim ki? 13.08.2018

390 Tıklama Toplam 1 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.