GENEL BAŞKAN DEĞİL, LİDER HİÇ DEĞİL

Bir siyasi partinin genel başkanı partiyi temsil etme konusunda en büyük sorumluluğu olan kişidir. Genel başkan temsil edilen siyasi partinin her türlü faaliyetlerinden de en üst derecede sorumludur. Bu genel başkan üyesi olduğu siyasi partiyi TBMM’de, meydanlar da görsel ve yazılı medya da ve diğer her türlü mekânlarda partisini temsil eder. Konuşma yapılacak ise öncelikle o konuşur. Devletin en üst kademesine aday olunacak ise de o aday olur. Ülkemiz siyasetinde geçerli olan algı budur. Eğer bir partili de etkili konuşma yeteneği yoksa ve devletin en üst makamına aday olacak cesareti yoksa bu partili genel başkan olmamalıdır.

Sanıyorum ne demek istediğimi üç aşağı beş yukarı anladınız. Evet, tahmin ettiğiniz üzere siyasi bir partinin genel başkanında olması gereken özelliklerden bahsediyorum. Kuşkusuz bu özellikler ülkemiz içinde kurulmuş olan tüm siyasi partiler için geçerlidir. Konuyu biraz daha açayım. Rejim değişmeden evvel TBMM’de Anayasa teklifi görüşmeleri yapılmıştı. Bu görüşmeler öncesinde Anayasa teklifi komisyonlarda da görüşülmüştü. Ancak ben TBMM Genel Kurulunda yapılan görüşmelerden bahsediyorum. Bu süreçte İktidar Partisi’nin Anayasa Değişikliği teklifi ile ilgili Cumhuriyet Halk Partisi adına etkili konuşma yapma adına Deniz Baykal konuşmuştu. Aslında bu konuşmayı mevcut Genel Başkan Kılıçdaroğlu yapması gerekiyordu. Ancak Deniz Baykal 1 Mart 2003’te yapmış olduğu konuşma ile iktidar partilileri bile etkilemiş ve ABD askerlerinin ülkemiz toprakları üzerinden geçerek Irak’ın işgal edilmesi ile ilgili TBMM’de oylanan 1 Mart tezkeresinin ret edilmesini sağlamıştı. İşte tam da bu nedenle Anayasa değişikliği ile ilgili etkili konuşmayı eski Genel Başkan Deniz Baykal’ın yapması öngörüldü. Evet, Deniz Baykal’da kendisinden beklenen o etkili konuşmayı yaptı fakat Anayasa değişikliği teklifi TBMM’de kabul edildi. Çünkü iktidar partili milletvekilleri ülkelerinden çok genel başkanlarını seviyorlardı. 1 Mart tezkeresinde ret oyu veren iktidar partili milletvekilleri ise genel başkanlarından çok ülkelerini seviyorlardı. Aradaki fark da budur.

24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimlerinde de yeni bir ilk yaşandı. Seçime giren bütün siyasi partilerin genel başkanları Cumhurbaşkanlığına aday olurlarken Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu aday olmadı. Onun yerine Parti Meclisinde en çok oyu alan Muharrem İnce aday oldu. Muharrem İnce kısa bir süre içerisinde kendisinden beklenen performanstan fazlasını göstererek 50 günde 107 miting düzenleyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bile geride bıraktı. Yapmış olduğu etkili konuşmalarla mitinge katılan partilileri coşturdu. Tabiri caizse partililere ‘’bizim liderimiz işte bu’’ dedirtti. Hakikaten Muharrem İnce kendisine güvenenleri de mahcup etmedi. Ana Muhalefet Partisinin genel başkanından beklenen performansı gösterdi. Meydanlar ilk defa Ana Muhalefet Partisinde bir lider gördü.

Artık sadede geliyorum. Ancak biraz daha sabrınıza sığınacağım. TBMM’de Anayasa değişikliği görüşmeleri yapılıyor. Cumhuriyet Halk partisi adına konuşmayı Genel Başkan Kılıçdaroğlu yerine eski Genel Başkan Deniz Baykal yapıyor. Neden? Çünkü Kılıçdaroğlu etkili bir konuşma yapamıyor. Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel seçimleri yapılıyor. Cumhuriyet Halk Partisi adına Genel Başkan Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı adayı olmuyor. Onun yerine Muharrem İnce aday oluyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü Kılıçdaroğlu kendisine güvenmiyor. Bu yüzden elini taşın altına sokmuyor. Riske girmiyor. Kolaycılığı seçiyor. Şimdi buradan size sormak isterim. TBMM’de Anayasa değişikliği teklif görüşmeleri esnasında etkili konuşma yapamadığı için bu görevi eski Genel Başkan Deniz Baykal’a veren Kılıçdaroğlu Genel Başkan sayılabilir mi? Yine Cumhurbaşkanlığına aday olmaktan korkan ve bu görevi Muharrem İnce’ye veren Kılıçdaroğlu Genel Başkan sayılabilir mi? Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, Yeni kurulan İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ve elbette İktidar Partisinin Genel Başkanı Erdoğan’ın aday olduğu bir ortam da Kılıçdaroğlu neden aday olmaz? Burada Demirtaş istisnadır. Çünkü Demirtaş tutuklu olmasaydı o da partisinin genel başkanı olarak aday olacaktı. Bu konuyu iyi düşünmek gerekir. Bu adaylar risk alırlarken Kılıçdaroğlu neden risk almaz? Çünkü lider olan kişi risk alır. Partisine önderlik eder. Öyle değil mi? Yoksa ben mi yanılıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde şu an değişim talepleri var. Bu değişim talepleri sanıyorum bu hafta Perşembe günü belli olacak. Eğer toplanan imzalar yeterliyse değişim kaçınılmaz olacak. Parti de liderine kavuşmuş olacak. Ancak Genel Merkez kurultay delegelerine yapmış olduğu baskı ile bazı kurultay delegelerine imzalarını geri çektirmiş ise kurultay Kılıçdaroğlu’nun vicdanına kalmış olacak. En önemlisi de Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkansız ve lidersiz yoluna devam edecek. Ne zamana kadar diye soracak olursanız, açıkça söyleyeyim. Onu ben de bilemiyorum.31.07.2018

431 Tıklama Toplam 3 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.