TÜRKİYE İRAN OLMAYACAK DERKEN İRAN İLE ORTAK HARAKET ETMEK

Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin 1979 yılında İran’da Muhammed Rıza Pehlevi iktidarını yıkarak İslam Devrimini getirdiğini hatırlıyor olmalısınız. O dönemlerde bizim ülkemizde de Humeyni iktidarına özlemi duyan siyasiler vardı. Tıpkı bugünlerde yine İran’a yakınlık duyan siyasilerin olduğu gibi o günlerde de böyle bir eğilim vardı. O günler ile bugün gelinen durum arasındaki tek fark ise geçmiş dönemde iktidar hayali kuranların bugün iktidarda olmalarıdır. Bölge politikalarında da meydana gelen değişikliklerdir.

Turan Dursun’u 4 Eylül 1990 yılında kaybettik. Bahriye Üçok’u 6 Ekim 1990 yılında kaybettik. Uğur Mumcu’yu 24 Ocak’ta kaybettik. Ahmet Taner Kışlalı’yı 21 Ekim 1999 yılında kaybettik. Necip Hablemitoğlu’nu da 18 Aralık 2002 yılında kaybettik. O yıllar devrim şehitlerimizi anarken ‘’Türkiye İran Olmayacak’’ dedik. Evet, Türkiye İran olmadı ama gidişatımız da pek parlak değil. Belki İran olmayacağız ama İran’dan da pek farklı bir gidişatımız yok. Adım adım kapalı bir rejime doğru sürükleniyoruz. Bu açıdan da 2019 yılı milat olacak. Şu an itibarıyla birçok kimse pek farkında değil ama laik Cumhuriyet yıkılmış Başkanlık sistemi de devreye girmiş durumda. Kararlar Başbakan ve Bakanlar Kurulu yerine Saraydan alınıyor. Başbakan’a da uygulamak düşüyor. Anlayacağınız şu an bu haldeyiz.

Ancak öte yandan da bölgemizde Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi uygulanıyor. Ülkemiz ilk etapta ABD ile birlikte hareket ediyordu. Sonrası çıkar çatışmaları yüzünden ABD ile birliktelik sona erdi. Şu an itibarıyla Astana görüşmeleri sayesinde Rusya, İran, Irak ve yeniden Suriye ile birlikte hareket etmeye başladık. Esasen atılması gereken adım da buydu. ABD ile birlikte hareket eden emperyalist ülkelere karşı komşu ülkeler ile mücadele etmemiz gerekiyordu. Bu konuda biraz geç kaldık ama sonunda doğru yolu bulduk. Atalarımız ‘’ zararın neresinden dönersen kardır’’ demişler. Şimdi bizim geldiğimiz nokta da işte budur.

Makaleye başlarken İran’ın 1979 yılında İran İslam Devrimine geçişi ile ilgili endişelerime değinmiştim. Şimdi ise ABD ve onunla birlikte hareket eden işbirlikçi ülkelere karşı İran ile birlikte mücadele eder hale geldik. Nereden nereye diye işte buna denir. Bir dönem endişe duyduğunuz bir devlet ile yeni dönemde birlikte hareket edebiliyorsunuz. Esasen Ortadoğu’da meydana gelen gelişmeler her iki ülkeyi de birbirine kenetleyebiliyor. Düşman ABD olunca rejim ihracı gibi endişe duyulan konular arka planda kalabiliyor. Zaten şu an itibarıyla kapalı bir rejime doğru gitmemizin İran ile de pek alakası yok. Geldiğimiz durum tamamen ülkemizin gerçeği ile yakından ilgilidir.

Bir zamanlar ‘’ Türkiye İran Olmayacak’’ derken şimdi İran İle birlikte ABD’ye karşı mücadele etmek böyle bir şey işte. Bulunduğumuz bölgenin şartları bizi ABD’ye karşı İran ile birlikte hareket etmeye itti. Şimdi bu durumdan şikâyetçimi sin diye sorsanız ‘’asla şikâyetçi değilim’’ diye yanıt veririm. ABD ile birlikte hareket eden küresel güçlerin Ortadoğu terk edene kadar gerek İran, Irak, Suriye ile birlikte hareket etme zorunluluğumuz vardır. Yoksa bugün ilk zamanlarda olduğu gibi yine Suriye’nin talan edilmesine göz yummaya devam etmiş olsaydık yarından sonra da sıra bize gelecekti. Sıra bize geldiği zaman da bizim talan edilmemize diğer komşu ülkeler göz yumarlardı. Bu açıdan ABD’ye ve onunla işbirliği içinde olan küresel güçlere karşı İran dâhil bölge ülkeleri ile birlikte hareket etme zorunluluğumuz vardır. 16.11.2017

612 Tıklama Toplam 1 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Menu Title