YENİ CHP DEĞİŞMEK ZORUNDA

Uzun bir zamandır kamuoyuna yansıdığı şekliyle iktidar partisinde yaşanan değişime şahit olmaktayız. İktidar partisinin yaşadığı bu değişim kimine göre bir çöküşün belirtileri, kimine göre ise yeniden toparlanmanın bir eseridir. Her iki ihtimalin de yabana atılacak bir yanı yok. İktidar partisinde yaşanan değişim ile ilgili bizim bilmediğimiz elbette birçok sebep vardır. Ancak yine de bu değişim uluorta milletin gözü önünde yapılıyor. İl ve İlçe Başkanlarından sonra sıra Belediye Başkanlarına geldi. Anlayacağınız iktidar partisinde istifa süreci bütün hızıyla devam ediyor. Mesajı alanlar partili bilinciyle hareket etmeye başladılar, Mesajı almak istemeyenler ise başta Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek olmak üzere direnmeye çalışıyorlar. Fakat korkunun ecele faydası yok. Şu an itibarıyla istifa etmeyenler uzatmaları oynuyorlar. Çünkü AKP Genel Başkanı Erdoğan bu konuda kararlı bir tutum sergiliyor.

İktidar partisinde yaşanmakta olan bu değişim başta da söylediğim gibi iki taraflı düşünülebilir. İktidara yakın olan medya bu konu da yaşanan değişimin olumlu taraflarını öne çıkarırken muhalif basın ise bu sürecin iktidar partisinin aleyhine işlediğini düşünüyor. Aslına bakarsanız ilk başta muhalif basının öngörüsü doğru gibi görünüyor ancak ortada alternatif bir lider olmadığı için bu öngörü pek geçerli değil. Şimdi neden böyle düşündüğü merak ediyor olmalısınız. Bu konuyu açıklığa kavuşturmak için sanıyorum biraz geçmişe dönmekte yarar var. Geçmiş iktidar partilerinin yıprandıkları bir dönemlerde muhalefet partilerinin iktidara hazır olduklarını görürsünüz. Çok fazla gerilere gitmeye de gerek yok. Bu konuda yakın yıllara dönmemiz yeterlidir. O dönemler de yıpranan iktidar partililerin yerine muhalefet partililerin iktidara geldiklerini görürüz. İktidar gökten zembille inmediğine göre demek ki o dönemlerin muhalefet partileri derslerine iyi çalışmışlar. Bu tespiti bir kenara yazalım.

Sözü bu dönemin muhalefet partililerine getireceğim. Daha önce de söylediğim gibi maalesef bu ülke de ne kadar iktidar sorunu varsa, bir o kadar da muhalefet sorunu vardır. Yoksa iktidar partisi ülkeyi yönetemez haldeyken muhalefet partisi halen daha millete alternatif olamamanın ezikliğini yaşamazdı. Muhalefet partilerinin olumlu çalışmaları iktidar olmayı sağlamıyorsa bu çalışmaların da hiçbir anlamı kalmıyor. Böyle konuları dile getirdiğim zaman aklıma hep futboldan örnek vermek gelir. Yine öyle yapacağım. Örneğin bir futbol kulübünün adı şampiyon olacak kulüplerin arasında geçmesine rağmen hiçbir şekilde şampiyon olamıyorsa sizce bu durumu nasıl izah etmek lazım? Bir gün mutlaka şampiyon olur diye başarısız teknik direktörün arkasından sürüklenip gitmek mi gerekir, yoksa yeni bir teknik direktör değişikliğine gitmek mi gerekir? Benim gördüğüm kadarı ile şampiyonluğa aday olan Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın teknik direktörleri takımı iki veya üç sene içinde şampiyonluğa ulaştıramadıkları zaman ya istifa ederler, ya da yönetim tarafından görevden alınırlar. Ben bugüne kadar takımı şampiyon yapamamasına rağmen uzun yıllar takımın başında kalan bir teknik direktöre rastlamadım.

Siyasette aynı spor gibidir. Partiyi iktidara taşıyamayan bir genel başkan istifa etmelidir. Partinin önünü açmalıdır. 2010 yılından bu yana partisini iktidara taşıyamayan bir genel başkan var. Bu genel başkan her seçim sonrasında bir sonraki seçimlere o tarihten itibaren çalışmaya başladıklarını söylüyor ama maalesef bir türlü seçim kazanamıyor. Sizce yedi yıldan bu yana bir tane bile seçim kazanamayan bir genel başkan önümüzdeki yerel seçimleri kazanabilir mi? 2019 yılında yapılacak olan Başkanlık seçimini kazanabilir mi? Bu konuda iyimser olan bir tane partili var mıdır? Her şeyden evvel bir defa bu genel başkanın kendisi dahi seçim kazanacağına inanmıyorsa bu genel başkandan seçim kazanması beklenebilir mi? Maalesef kabul etseniz de etmeseniz de ortada böyle bir tablo var. Seçim kazanacak olan bir genel başkanın bir iddiası olmalı. Seçimi kazanmaya inanan bir kadrosu olmalı. Ben maalesef ortada böyle bir tablo göremiyorum.

Sanıyorum hangi siyasi partiden bahsettiğimi anladınız. Evet, malumunuz her zaman olduğu gibi yine Cumhuriyet Halk Partisi’nden bahsediyorum. Son yıllar da olabildiğince en kötü bir şekilde yönetilen Cumhuriyet Halk Partisi’nden bahsediyorum. İktidar partisinin kurulduğu yıldan bu yana hiç seçim kaybetmeksizin tek başına iktidarını devam ettirirken şimdi bunun adına ister metal yorgunluğu deyin, ister çürük domatesleri ayıklama deyin, isterse son seçimlerde oyunu düşüren İl İlçe Başkanlarını ve Belediye Başkanlarını kızağa çekme operasyonu deyin. Ne derseniz deyin kardeşim. Bugüne kadar hiç seçim kaybetmeyen bir iktidar partisi değişimi zorunlu görüyorsa göreve geldiğinden bu güne kadar hiçbir seçimi kazanamayan Kemal Kılıçdaroğlu’nun da ekibiyle beraber bir kenara çekilmesi gerekmiyor mu? Yani burada sizce bir yanlışlık yok mu? Başarısız ve göreve geldiğinden bu yana hiçbir seçimi kazanamayan bir genel başkan bundan sonra bir seçim kazanabilir mi? Size açıkça şunu söyleyeyim. Yenilmeye mahkûm olan bir insan bir daha asla rakibini yenemez. Çünkü yenilgi denen olgu insanda kalıcılık yapar. İnsan yenile yenile belirli bir zaman sonra yenilgiyi normal görmeye başlar. Kemal Kılıçdaroğlu’nun durumu da aynen böyledir.

Meselenin bir de partililer ve basın tarafı var. 2010 yılından bu yana Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultay delegeleri de bu konu da maalesef samimi bir tutum sergilemediler. Benim görüştüğüm milletvekillerinden bazıları da her seçim dönemi sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’na bir şans daha verelim dediler. Ancak şans vere vere şansın da sonuna geldik. Artık deniz bitti. Önümüzde yapılacak olan yerel seçimler ve Başkanlık seçimi son seçim olacak. Çünkü bu seçim de kaybedildikten sonra artık kaybedilecek başka seçim olmayacak. Çünkü TBMM zaten fesih edilmiş durumda. Bunun üzerine bir de seçilen Başkan tüm yetkileri elinde toplamış olacak. Ondan sonra seçim olsa ne olur, olmasa ne olur?

Ben diyorum ki, iktidar partisinin yenilendiği bu dönem de Cumhuriyet Halk Partisi de kendisini muhakkak suretle yenilemelidir. Başarısız olan yönetim kenara çekilmelidir. İddiası olan partililere yer açılmalıdır. Yoksa her zaman olduğu gibi seçim kazanamamanın sebebi halkın oy vermediğine bağlanırsa bu iş olmaz. O zaman insana iktidar partisi bu seçmenden oy alırken sen neden alamıyorsun diye sorarlar. Sandıklara gitmeyen seçmenleri neden ikna edemiyorsun diye sorarlar. Sandıklara neden sahip çıkamıyorsun diye sorarlar. Bu sorular sorulmasına sorulur da çözüm noktasında hiçbir gelişme de olmaz ise olan yine Türk Milletine olur. Ülke olduğu gibi İktidar partisinin eline bırakılmış olur.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin millete çare olamaması ile ilgili bugüne kadar birçok yazı yazdım. Bu konu ile ilgili bir de kitap yazdım. Kitabı okuyan bir milletvekili yapmış olduğum tespitlere katıldığını söyledi. Kitap hakkında şimdiye kadar da olumsuz herhangi bir eleştiri almadım. Hiç kimse yazdıklarımın doğru olmadığına yönelik herhangi bir serzenişte bulunmadı. Uzun lafın kısası Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelememesinin önündeki en büyük engel partinin yönetim koltuklarında oturmakta olan partililerdir. Çözüm ise değişimdir. Bu değişim iktidar partisinden çok Cumhuriyet Halk Partisi için gereklidir. Bu yüzden Cumhuriyet Halk Partililer iktidar partisinin kendi içinde yapmakta olduğu değişime seyirci kalmak ve iktidar partisinde yaşanmakta olan istifa süreçlerinden keyif çıkarmayı bırakıp öncelikle kendi partisinin çöplüğünü düzeltmenin peşine düşmelidirler.

Geldiğimiz süreçte yapmış olduğum bir tespit daha var. O da yandaş basının haricinde kalan medyanın bu konuları gündeme taşımamasıdır. Bu medya sanki Cumhuriyet Halk Partisi çok iyi yönetiliyormuş gibi davranıyor. Yazarlar da özeleştiri yapmaktan çok AKP’yi eleştirmenin tadını çıkarıyorlar. AKP’yi eleştirmelerine bir şey demiyorum. Esasen ülkeyi yönetemeyen iktidar partisi eleştiriyi fazlasıyla hak ediyor. Ancak seçimler yaklaştığı zaman Cumhuriyet Halk Partisi içinde AKP ile ciddi anlamda mücadele edecek kadroların varlığı ve yokluğunun irdelenmesi önemli değil midir? Yoksa suya sabuna dokunmadan makale yazmayı ben de isterim. Salt AKP’ye vurarak kitap yazmayı ben de isterim. Ancak gerçekleri dile getirmedikten ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kadrolarının yenilenmesi sağlanmadıktan sonra yazılan kitabın kime ne faydası olur? Cumhuriyet Halk Partisi bu hantal yapısı ile iktidara alternatif bile olamadıktan sonra salt AKP’ye vurmanın kime ne faydası olur? Gerçeklere görmeden yazmak Cumhuriyet Halk Partisi’ni iktidara taşıyacaksa kardeşim, ben de akşam sabah iktidar partisine vurayım. İktidar partisinin ülkemiz adına olumlu yönde atmış olduğu adımları eleştiremem ama ben de Cumhuriyet Halk Partisi’ni sanki iktidara geliyormuş gibi yazmasını bilirim. Ancak ben Cumhuriyet Halk Partisi’nden çok Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet etmiş olduğu bu vatanı düşünüyorum. İçinde birazcık da olsa memleket aşkı olan varsa kardeşim, artık gözlerini kapatmasın. Olanı biteni olduğu gibi görsün. İktidar partisinin yaşamakta olduğu değişime seyirci kalmak yerine bu değişimin asıl kendi partisinin yaşaması gerektiğini görsün. Yoksa geçmişte Deniz Baykal seviciliğinde olduğu gibi bugün de Kemal Kılıçdaroğlu seviciliği yapmanın kimseye faydası olmaz.14.10.2017

604 Tıklama Toplam 2 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Menu Title