SÖZCÜ, FETÖ’DEN DEĞİL MUHALİFLİKTEN YARGILANIYOR

Sözcü Gazetesi’ne yönelik FETÖ Operasyonu kapsamında gazetenin muhabiri Gökmen Ulu ile internet sitesi sorumlu yazı işleri müdürü Mediha Olgun’un yürütülen soruşturma kapsamında 26 Mayıs günü tutuklandıklarını biliyorsunuz. Bu iki gazetecinin tutukluluğu halen daha devam ediyor. Sözcü Gazetesi’ne yönelik kurulan kumpasın çökmesine rağmen bu iki gazeteci özgürlüklerine kavuşamadılar. Gazetenin sahibi Burak Akbay hakkında da yakalama kararı var. Anlayacağınız ülkemizde adalet ve hukuk rafa kaldırılmış durumda. Partilerinin adında adalet var ama uygulamalarında yok. Sorun da zaten burada değil mi?

Şimdi diyebilirsiniz ki, insan özgürlüğünü kısıtlamak bu kadar kolay olmamalı. İnsanları tutuklanmayı gerektirecek bir durum olmadan suçlamak insan haklarına aykırıdır. Elbette haklısınız. Ancak adaletin ve hukukun yanından bile geçmeyen AKP iktidarına ne anlatacaksınız? Ülkenin vatansever askerlerine ve yurtsever aydınlarına Ergenekon ve Balyoz kumpaslarını kuranlar bunlar değil miydi? Türkiye bağırsaklarını temizliyor diye FETÖ’cülere destek verenler bunlar değil miydi? Ülke de sanki demokrasi ve hukuk varmış gibi ‘’ Biz bağımsız yargının işine karışmayız’’ diyenler de bunlar değil miydi? O gün bağımsız yargının işine karışmayanlar 17 / 25 Aralık’tan sonra devleti FETÖ’den kendi elleri ile temizlemeye başlamadılar mı? Peki, o zaman insana, ‘’dün yargının işine karışmayız derken bugün neden karışıyorsunuz’’ diye sormazlar mı?

Yargının FETÖ’den temizlenmesine elbette ben de olumlu bakıyorum. Hatta daha henüz temizlenmemiş kurum ve kuruluş varsa bu örgütün oralardan da temizlenmesi gerekir. Ancak bu işi yaparken sap ile samanı birbirine karıştırmamak lazım. FETÖ Operasyonunu muhaliflere çevirmemek lazım. Cumhurbaşkanı Erdoğan bile ‘’At izi it izine karıştı’’ dememiş miydi? At izi it izine karışmışsa bu karışıklığı da bir an önce ayıklamak lazım.

Evvelki gün yayınlanan Sözcü Gazetesi’nde bu davaya atanan bilirkişi ile ilgili bir haber yer almıştı. Gazete’nin haberi göre 30 Mayıs günü bu davaya atanan Ömer Faruk Gerçek daha önce çocuğunu FETÖ okullarında okutmuş. Zaman Gazetesi abonesiymiş. Bank Asya’ya da para yatırmış. Siz şimdi bir taraftan FETÖ ile mücadele ediyoruz diyorsunuz ancak öte yandan da FETÖ’nün imkân ve olanaklarından yararlanan bir insanı bu davaya bilirkişi olarak atıyorsunuz. Şimdi insana ‘’bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’’ demezler mi? Hem de bu kişiyi FETÖ’ye karşı mücadele eden gazeteye karşı açılan davaya atıyorsunuz. Bu kadarına da pes denir. Ben başka söyleyecek bir kelime bulamıyorum.

Sözcü Gazetesi’ne açılan davaya atanan bu bilirkişi ile ilgili önemli bir nokta daha var. O da bu bilirkişinin adı Sözcü Gazetesi’nin haberine göre İstanbul Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığının 2017 yılı Bilirkişi Listesinde yokmuş. Yani Ömer Faruk Gerçek bilerek bu davaya atanmış. Ömer Faruk Gerçek’in bilirkişilik yapma yetkisi var mıdır, yok mudur bilemiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da, Ömer Faruk Gerçek’in de FETÖ’nün hizmetlerinden yararlandığıdır. Ve en önemli olan nokta da FETÖ’nün imkân ve olanaklarından yararlanan bir insanı FETÖ’ye karşı mücadele eden bir gazetenin davasına bilirkişi olarak atanmasıdır. Eğer Ömer Faruk Gerçek bu davaya bilirkişi olarak bilerek atanmadıysa bu hata bir an evvel düzeltilmelidir. Yok, eğer Ömer Faruk Gerçek bu davaya bilerek bilirkişi olarak atandıysa ki, ben de öyle düşünüyorum bu davanın FETÖ soruşturması ile uzaktan yakından alakası yoktur. Bu dava düpe düz muhalif basına kurulmuş bir kumpastır. Sözcü Gazetesi’ni susturma operasyonudur. Yoksa bunun başka bir anlamı olmaz, olamaz. 25.08.2017

665 Tıklama Toplam 3 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Menu Title