LOZAN OLMASAYDI

24 Temmuz pazartesi günü Lozan Barış Antlaşmasının 94. yıldönümüydü. Bu barış antlaşmasının mimarları ise Mustafa Kemal Atatürk ile İsmet İnönü’dür. İsmet İnönü Atatürk’ten aldığı yetki ile kazanılan Kurtuluş Savaşını Lozan da taçlandırmak için mücadele ederken Mustafa Kemal Atatürk’te içeride savaş kazanmış bir devletin lideri olarak onun arkasında duruyordu. Kurtuluş Savaşlarını başarıyla yöneten bu iki lider Lozan’da görüşmeler çıkmaza girdiği anda bile umutlarını kaybetmemişler ve galip bir devlet nasıl temsil edilirse Türkiye Cumhuriyetini öyle temsil etmişlerdir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise geçen Muhtarlar toplantısında Lozan Barış Antlaşmasını ‘’bize zafer olarak yutturmaya çalıştılar’ ’demişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a en iyi yanıtı ise daha o zamanlarda İngiliz Sir Andrew Ryan vermişti. Sir Andrew Ryan ‘’ Lozan’da onursuz bir barış imzaladık. Bu, İngiltere’nin şimdiye dek imzalamış olduğu antlaşmaların en uğursuzu, en kötüsüdür’’ demişti. Bu durumda Lozan’ı halen daha hezimet olarak görmenin kime ne faydası vardır? Var olan bir zaferi kabul etmemek ne demektir? Yoktan var olan bir ülkenin geleceğini garanti altına alan bir antlaşmayı tanımamak nasıl bir duygudur? Doğrusunu söylemem gerekirse bu türde verilen beyanlar ulusal arenada ülkeye zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Hele hele bu tür beyanları bir ülkenin Cumhurbaşkanı veriyorsa iş daha da vahim demektir. Kendi milletinin varlığını kabul etmeyen bir Cumhurbaşkanı dışarıda ülkesini nasıl savunabileceğine de varın siz karar verin.

Meseleye bir de Lozan yerine Sevr Antlaşmasının yürürlükte olduğunu farz ederek bakalım. Öyle ya, eğer Mustafa Kemal Atatürk ortaya çıkmamış olsaydı ne Kurtuluş Savaşları başlayacaktı ne de Lozan Barış Antlaşması imzalanacaktı. Ülkemiz 1. Dünya Savaşı’nda Almanya ile birlikte mağlup bir ülke konumu ile Sevr Antlaşmasın maddelerine tabi olacaktı. İsterseniz tam da bu aşamada batılı emperyalist ülkelerin Osmanlı İmparatorluğu’na imzalattıkları Sevr Antlaşmasının maddelerini gözden geçirelim. Sanırım konuyu bu şekilde daha iyi anlarız.

Sevr Barış Antlaşması’nın Maddeleri:
1- İstanbul Osmanlı Devleti’nin başkenti olarak kalacak; ancak Osmanlı Devleti anlaşma koşullarına uymazsa İstanbul Türklerden alınacaktı.

2- Boğazlar her zaman bütün devletlerin gemilerine açık tutulacaktı. Uluslararası bir komisyon Boğazları yönetecek ancak komisyonda Türk üye bulunmayacaktı. Bu komisyonun ayrı bir bütçesi ve bayrağı olacaktı.

3- Anadolu’nun doğusunda iki yeni devlet kurulacaktı.

4- Ege Bölgesi’nin büyük bir bölümü ile İzmir Yunanlılara verilecekti. Ayrıca, Midye-Büyükçekmece çizgisinin batısında kalan Trakya bölümü de Yunanlıların olacaktı.

5- Arabistan ve Irak İngiltere’ye verilecekti.

6- Urfa, Antep, Mardin ve Suriye Fransa’ya verilecek, Adana’dan Kayseri ve Sivas’ın kuzeyine kadar uzanan bölge, Fransa’nın nüfuzu altında bulunacaktı.

7- İzmir bölgesi dışında tüm Batı Anadolu, Afyon’dan Kayseri’ye kadar uzanan çizginin güneyinde kalan topraklar İtalyan nüfuz bölgesi olacaktı.
8- Osmanlı Devleti’nin askeri gücü 50.700 kişiden ibaret olacak, Ordunun ağır silah ve uçakları bulunmayacak, deniz kuvveti 13 savaş gemisini geçmeyecekti.

9- Azınlıklara geniş haklar verilecekti.

10-Mali ve adli kapitülasyonlar (ayrıcalıklar) en ağır şekilde müttefik devletlere açık olacaktı.

Şimdi bir an için Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşını başlatmak için Samsun’a ayak basmadığını farz edelim. Yani Mustafa Kemal Atatürk’ün görevine Osmanlı İmparatorluğu’nun inisiyatifinde devam ettiğini kabul edelim. Veya başlatılan Kurtuluş Savaşlarının kaybedildiğini farz edelim. Böylelikle Sevr Antlaşmasının yürürlüğe girdiğini düşünelim. Yukarıda açıklanan Sevr Antlaşmasının maddelerini içimize sindirebilecek miydik? İşgal edilmiş bir ülkenin vatandaşı olarak bağımsız yaşayabilecek miydik? Ekonomik ve siyasi yönden kendi başımıza kararlar alabilecek miydik? Bugün Lozan’ı hezimet olarak görenler bu sorulara yanıt verebilirler mi?

Filistin’de yaşananları uzun zamandır basından takip ediyor olmalısınız. Şimdi eli silahlı İsrail askerleri Mesci-i Aksa da ibadetlerini yerine getirmeye çalışan Filistinlilere tekme atarak engellemeye çalışıyorlar. Kapılara metal arama detektörleri koymaya başladılar. Filistinlilere sürekli baskı uyguluyorlar. Kuşatılmış Filistin halkı ise tüm baskılara rağmen yaşam savaşı veriyor. Filistin’in durumu bizim ülkemiz ile kıyaslanamaz ama kuşatılmış bir halkın verdiği yaşam savaşını bilmek önemlidir. Bağımsızlığını kaybetmiş bir ulusun başına geleceklerin bugün Filistinlilerin çektiği acılardan pek bir farkının olmayacağını görmek gerekir. İşgal edilmiş bir ülkenin vatandaşlarına ne doğru dürüst ibadetlerini yapmalarına müsaade ederler, ne de yaşamlarını sürdürmelerine müsaade ederler. Kim olursa olsun bir ülkenin işgali altında yaşamak o ulusun yaşam damarları yok edilmiş sayılır.

Lozan Barış Antlaşması bugün yürürlükte olmamış olsaydı bizim sonumuz da Filistinlilerden pek farksız olmazdı. Emperyalist devletlerin sömürgesi altında yaşayan milletlerden farklı olmazdı. Tüm bu gerçekler ortada dururken halen daha Lozan’dan nefret etmek ne kadar gerçekçidir? Yoksa Lozan’ı anlamak için illaki Sevr’i yaşamamız mı gerekiyor? Yoksa başka türlü canları rahat etmez mi? 26.07.2017

2382 Tıklama Toplam 5 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.