ÖZÜR YETMEZ

cropped-DB32A183F424-3.jpg

Cumhurbaşkanı Erdoğan Olağanüstü Din Şurasında Fethullah Gülen Terör Örgütünün gerçek yüzünü göremediğini ve düne kadar onlara yardım ettiği için rabbimden af, milletinden özür diledi. Peki, bu kadar mı? Her şey bundan ibaret mi? Allah Erdoğan’ın Fethullah Gülen Terör Örgütüne yapmış olduğu yardımlardan dolayı af etti mi? Milleti de yapmış olduğu özrü kabul etti mi? Cumhurbaşkanı bu şekilde aklandı mı?

Şu an Fethullah Gülen Terör Örgütüne yardım ve yataklık edenler bir bir tutuklanıyorlar. Yarından sonra da adalet önünde hesap verecekler. Bütün temennimiz de zaten bu. Onların geçmişe dönük işlemiş oldukları bütün suçların hesabını vermelerini bekliyoruz. Peki, Cumhurbaşkanının bu insanlardan ne farkı var? Yasalar karşısında Cumhurbaşkanının onlardan bir farkı var mı? Onlar bu örgüte yardım ve yataklık etmişlerse Cumhurbaşkanı da yardım ve yataklık etmiş. Bunu da kendisi Olağanüstü Din Şurasında itiraf etti. Şimdi bu örgütün devleti ele geçirmesine şu veya bu şekilde yardım eden Cumhurbaşkanı rabbinden af, milletinden de özür dileyerek aklanmış mı oldu? O zaman bu örgüte düne kadar yardım ve yataklık edenler de rabbisinden af, milletinden özür dilesinler. Eğer işlenen suç bu şekilde affa uğruyorsa onlar da aynısını yapsınlar. Öyle değil mi? Onlar da Allah’ın kulu ise bu şekilde özür dilesinler. Sonuçta Allah kulları arasında bir ayrım yapacak değil ya. Allah Erdoğan’ın suçunu af ediyorsa onların suçlarını af eder. Peki, geri ne kaldı? İşin hukuk tarafı değil mi? Adalet karşısında bütün insanlar eşit ise bana göre burada da bir sorun yok. Eğer adalet Cumhurbaşkanını yapmış olduğu bir özürden dolayı aklıyorsa onları da aklayabilir. Eğer bu iş bu kadar basitse onlar da bulundukları yerden özür dilesinler kardeşim. Sonuçta millet bu şekilde affedecekse mahkemelere ne gerek var? Bundan böyle suç işleyen herkes bulunduğu yerden milletinden özür dileyiversin de olsun bitsin bu iş. Öyle değil mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Olağanüstü Din Şurasında yapmış olduğu konuşmanın bir bölümüne kulak verelim.

Özel, Demirel, Ecevit ve bizler, farklı görüşten siyasetçiler olmamıza rağmen bu yapıya destek olduk. Ben de katılmadığım pek çok yönleri olmamıza rağmen herkesim gibi yardımcı oldum. Bu kesimin de istifade etmesini sağladık. Yapının başındaki kişi üzerindeki tereddütlerimize rağmen, eğitim, yardım, dayanışma faaliyetleri için müsamaha gösterdik. Allah dedikleri için müsamaha gösterdik. Bir ortak yanımız var dedik. Aslında bu yapının bambaşka niyetleri, aracı, örtüsü olduğunu uzun süre görmedik, göremedik.

Buyurun bakalım. Cumhurbaşkanı Erdoğan her şeyi apaçık itiraf etmiş. Bundan daha iyi bir itiraf yapılamazdı herhalde. Erdoğan’ın itiraflarına sıra gelmişken devam edelim.

Asılına bakılırsa 2010 yılından itibaren bu tespiti paylaştığım üst kademe yöneticisi arkadaşlarım oldu. Tavrımız değişti. 2012 yılından sonra rezervlerimizi çok açık koymuştuk. Bu dönemde hızlanan TSK’ya yönelik operasyonlar ve davalarla ilgili ciddi şüphelerim oluştu. Uzun yıllar birlikte çalıştığım komutanlara yönelik suçlamalar beni ikna etmiyordu. Meseleyi kendi arkadaşlarımıza dahi anlatmakta güçlük çekiyorduk.

Erdoğan burada Balyoz Davasından tutuklanıp zindanlara atılan TSK’nın emekli ve muvazzaf askerlerine kurulan tuzaktan ötürü üzüntü duyduğunu itiraf ediyor. Ancak geçenlerde CNN TÜRK ekranlarında 26. Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ Ahmet Hakan’ın konuğuydu. İlker Başbuğ burada yapmış olduğu açıklamada Cemaatin MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı sorgulamak istediği zaman Erdoğan’ın onu korumaya aldığını ancak aynı hareketi kendisi için göstermediğini söyledi. Şimdi Erdoğan İlker Başbuğ dâhil ‘’bu komutanlara yönelik suçlamalar beni ikna etmiyordu’’ diyor. O zaman insana madem bu komutanlara yönelik suçlamalar ikna etmemişse o zaman Hakan Fidan gibi bu komutanları da koruyamaz mıydın diye sorarlar. Hadi bütün komutanları koruyamadın. Peki, birlikte çalıştığın Genel Kurmay Başkanını da mı koruyamadın diye sorarlar. Şimdi her şey olup bittiği zaman konuşmak kolaydır. Önemli olan bu itirafı zamanında yapıp bu terör örgütü ile o zaman mücadeleye başlamaktı. Erdoğan o zaman Genel Kurmay Başkanının tutuklanmasının doğru bulmadığını söylemişti. Burada hakkını yemeyelim. Ancak İlker Başbuğ’u Hakan Fidan gibi korumaya almadı. Bu örgütün gerçek yüzünü görüp mücadeleye başlamadı.

Erdoğan’ın itiraflarına yer vermeye kaldığım yerden devam edeyim.

Şayet 17-25 Aralık sonrası aldığımız önlemler olmasaydı, özellikle yargıdaki önlemlerimiz olmasaydı, bu darbe girişimi TSK içindeki bir grup silahlı teröristin değil, polisin, yargının katılımıyla çok daha büyük bir tehdit olarak karşımıza çıkacaktı. Bu hain örgütün yüzünü ortaya dökememenin üzüntüsü içindeyim. Hem Rabbime, hem milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de, milletim de bizi affetsin.

Şimdi ben de diyorum ki; bu iş bu kadar basit olamaz. Eğer bu ülkede az da olsa demokrasi diye bir şey varsa bu demokrasi uygulanmalı. Hukuk ve adalet bir şekilde kör topal da olsa işliyorsa uygulanmalı. Sonuçta bir insan sınıfı ve mevkisi ne olursa olsun herhangi bir suç işlemişse veya işlenen suça yardım ve yataklık etmişse yasalar önünde mutlaka hesap vermeli. ‘’Rabbim beni affetsin, milletimden de özür diliyorum’’ demekle bu iş olmaz. Eğer gerçekten milletten özür dilemek gerekiyorsa bulunmuş olduğunuz bütün mevkilerden istifa edeceksiniz. Sonrasında da adalete hesap vereceksiniz. Bu iş böyle olur.05.08.2016

615 Tıklama Toplam 1 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Menu Title