TÜRKİYE CUMHURİYETİ LAİKTİR

cropped-DB32A183F424-3.jpgİslam Ülkeleri Akademisyen ve Yazarlar Birliği tarafından “Yeni Türkiye Konferansları ve 6. Yeni Türkiye ve Yeni Anayasa” konulu konferansa katılan TBMM Başkanı İsmail Kahraman bir konuşma yaptı. İsmail Kahraman yapmış olduğu konuşmada Türkiye Cumhuriyeti Anayasasından laiklik ilkesinin çıkarılmasını istedi. Kahraman bununla da yetinmeyip Anayasanın dindar olmasını istedi. Hatırlarsanız bir aralar 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’den sonra dindar bir Cumhurbaşkanı istemişlerdi. Dindar Başbakan, dindar Cumhurbaşkanı, dindar Meclis Başkanı derken şimdi de dindar Anayasa istiyorlar.

Aslında bunların Yeni Anayasada laiklik ilkesine yer vermemelerini geçin, Yeni Anayasa bile yapmaya yetkileri yok. Yeni Anayasa, yeni bir devlet kurulduğu zaman veya darbe ile ülke yönetimine el konulduğu zaman yapılabiliyor. Bu durumda yeni bir devlet kuruldu mu? Hayır. Peki, askeri bir cunta ülke yönetimine el koydu mu? Anayasayı rafa kaldırdı mı? Elbette hayır. Zaten bunlar böyle bir şey olmuş olsaydı dünyayı ayağa kaldırırlardı. Yeniden mağduriyet edebiyatına sarılırlardı. Haliyle böyle bir durum meydana gelmemişse, demek ki bunların Yeni Anayasa yapmaya yetkileri yok. Hatta Yeni Anayasa yapmaya kalkmak Türkiye Cumhuriyeti Anayasamıza göre suçtur. Aslında şimdi bunlar suç işliyorlar. Yarın bir gün iktidarı kaybettikleri zaman yargılanacaklar. Cumhuriyet Savcıları şu an için harekete geçmeleri gerekiyor ama şimdi nerede bulacaksınız öyle Cumhuriyet Savcısını? Cumhuriyet Savcıları da siyasi iktidarın yörüngesine girmiş durumdalar. Yani tarafsızlıklarını ve bağımsızlıklarını kaybetmiş durumdalar. Hal böyle olunca pek tabi ki meydan bunlara kalıyor.

Biraz önce Anayasamıza göre Yeni Anayasa yapmaları mümkün değil demiştim. Diyelim ki Yeni Anayasa değil de mevcut Anayasada değişiklik yapmak istiyorlar, öyle kabul edelim. Peki, bu durumda Anayasadan laiklik ilkesini kaldırabilirler mi? Anayasaya dindarlık ilkesi koyabilirler mi? Onu da yapamazlar. Neden biliyor musunuz? Çünkü laik Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre iktidara geldiler de ondan. Bu anayasaya göre Başbakan seçildiler de ondan. Bu Anayasaya göre Cumhurbaşkanı seçildiler de ondan. Yine bu anayasaya göre Meclis Başkanı seçildiler de ondan. Milletvekili seçildikleri zaman da bu Anayasaya bağlı kalacaklarına dair yemin ettiler de ondan. Nasıl yemin ettiklerini de bir hatırlayalım mı? Ettikleri bu yemine göre Anayasadan laiklik ilkesini çıkarıp çıkaramayacaklarına varın siz karar verin.

”Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim.”

TBMM Başkanı İsmail Kahraman bu metni okuyarak yemin etti. Yani ‘’ demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağına’’ dair söz verdi. Bu durumda TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a ‘’Yapmış olduğun yemine sadık kalmayacaksan ne diye yemin ettin’’ diye sorma hakkımız var. Laik Cumhuriyete bağlı kalacağına dair yemin eden bir insanın bu yeminine sadık kalması lazım değil mi? Yok eğer sadık kalmayacaksa da baştan Milletvekili olmaması lazımdı. Hadi diyelim ki İsmail Kahraman bunu düşünemedi. O zaman bunun çözümü TBMM Başkanlığından ve Milletvekillikten istifa etmektir. İsmail Kahraman istifa eder mi? Etmez tabi. Çünkü onun da laik Cumhuriyet ile kavgası var. Laik Cumhuriyet sayesinde Milletvekili ve TBMM Başkanı olmayı içine sindiriyor ama ettiği yemini içine sindiremiyor. Sorun burada. Sorun laik Cumhuriyet düşmanlığında. Sorun Atatürk düşmanlığında.

TBMM Başkanı İsmail Kahraman Yeni Anayasada laiklik ilkesinin çıkarılmasını ve yine Anayasaya dindarlık ilkesinin konulmasını söylerken, aslında toplumun nabzını ölçüyor. Yarın toplumun nabzına göre şerbet verecekler de o yüzden böyle konuşuyor. Eğer toplum bu söylemlere tepki verirse bir adım geri çekilecekler. Yani toplumun olgunlaşmasını bekleyecekler. Eğer bu söylemler karşısında toplum tepki vermiyorsa bildikleri yolda ilerlemeye devam edecekler. Mantıkları bu.

Şu anda TBMM Başkanının söylemlerine karşın yapılacak tek şey ise meydanlara çıkmaktır. Başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere diğer muhalefet partileri TBMM önünde Cumhuriyet Mitingleri düzenlemeleri gerekir. Muhalefet partileri dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘’Türkiye 10 Ağustos 2014 tarihinde, milletin doğrudan Cumhurbaşkanı seçmesiyle yeni bir döneme girmiştir. Artık ülkede sembolik değil fiili gücü olan bir Cumhurbaşkanı var. Cumhurbaşkanı elbette yetkiler çerçevesinde, ama doğrudan millete karşı sorumlu olarak görevini yürütmek durumundadır, ister kabul edilsin ister edilmesin. Türkiye’nin yönetim sistemi bu anlamda değişilmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun Anayasal olarak kesinleştirilmesidir.” sözlerine karşın meydanlara çıkarak yanıt vermiş olsaydılar bugün belki bugünlere gelmeyecektik. Bugün TBMM Başkanına verilecek en iyi yanıt da biraz önce de söylediğim gibi Meclis önünde Cumhuriyet Mitingi yapmaktır. Başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere diğer muhalefet partileri TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a hak ettiği dersi vermek zorundadırlar.27.04.2016

851 Tıklama Toplam 1 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Menu Title

WordPress Uzmanı: Buğra Yazar