‘’ERGENEKON’’SİL BAŞTAN

cropped-DB32A183F424-3.jpgYargıtay Ergenekon Davası ile ilgili temyiz kararını dün açıklayarak yüreklere su sertti dersem sanırım yanılmış olmam. Gerçi Yargıtay’dan bu yönde karar bekleniyordu ancak yine de temkinli olmak lazımdı. Çünkü ne de olsa burası Türkiye ve her an her şeye karşı hazırlıklı olmak lazım. Çok şükür ki beklediğimiz karar dün nihayet açıklandı. Mahkeme Ergenekon Davasını esas ve usul yönünden bozdu ve davanın yeniden görülmesinin önünü açtı. Böylelikle Balyoz Davasından sonra Ergenekon Davası da tamamen çökmüş oldu. Bundan sonraki sürecin nasıl işleyeceğini hep beraber takip edeceğiz. Ancak şu an için yeniden görülmeye başlanacak olan Ergenekon Davasının hukuki süreç içinde işleyeceğine dair umudumu koruduğumu söyleyebilirim.

Ergenekon Davası ile ilgili temennileri bir tarafa bırakıp şimdi davanın bozulması sebeplerini bir bakalım. Yargıtay davanın bozulma sebepleri arasında Genel Kurmay ve Emniyet gibi resmi kurumların ‘’Ergenekon diye bir örgüt yok’’ açıklamasının değerlendirilmemesini hukuksuzluk olduğuna karar vermiş. Bu neden geçerli bir sebep ve hukuk kurallarının işlediği ülkelerde bu tür tespitler dikkate alınır. Yoksa bu tür tespitler ancak kabile devletlerinde dikkate alınmaz. Ergenekon ve Balyoz Davalarına kanıt oluşturmak için kurulan kumpaslar yönünden bir dönem demokrasinin sıfırlandığı dönemleri yaşadık. Hatta hırsız, terörist ve tecavüzcülerden oluşturulan gizli tanıklardan dolayı da kabile devleti olduk.

Yargıtay kararında bu dava da yargılanan sanık ve avukatlara süre sınırı konularak savunma izni verilmesi ve sözlü beyana izin verilmemesini hukuksuz olduğuna karar vermiş. Aynı zamanda gece ifade alınmasının da hukuka aykırı olduğuna karar vermiş. Devlet sırrı olduğu söylenen delili polis ve savcının inceleyemeyeceğine dikkat çekilirken avukatların büro ve evlerinde de aramaların usulsüz olduğuna hükmetmiş. Mahkeme aynı zamanda askeri mahallerde usulsüz arama yapıldığını belirterek CMK 134.’ün ihlal edilip dijitallerin imajlarının alınmadığını ve bir kopyasının sanığa verilmediğini ifade etmiş. Yine mahkeme avukat ve müvekkili arasındaki gizli olması gereken görüşmelerin adaletsizce dinlendiği tespit etmiş ve tespiti de davanın bozulma sebepleri arasında saymış. Yargıtay’ın Ergenekon Davasını bozma sebeplerine doğrusu katılmamak elde değil. Dava zaten olabildiğince tüm hukuksuz uygulamaları beraberinde getirmişti.

Hatırlarsanız dava süreci devam ederken iktidar sahipleri Yargıtay’ın tespit etmiş olduğu bu hukuksuzlara tepki bile göstermemişlerdi. Hatta ‘’Bağımsız yargıya müdahale etmenin doğru olmadığını’’ söylemişlerdi. Dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal bu davaların avukatıyım derken yine dönemin Başbakanı Erdoğan’da ‘’Ben de bu davanın savcısıyım’’ diye tepki göstermişti. Yani Erdoğan o zamanlarda ne istiyorlarsa vermişti. Hangi yasanın çıkmasını istiyorlarsa onu çıkartmıştı. Çıkartılan yasaya göre bu davalara karşı açılacak davaların ancak devlete karşı açılabilmesini sağlamıştı. Yani anlayacağınız iktidar sahipleri bu davaya bakan hâkim ve savcıları baştan koruma altına almıştı. Hatta Erdoğan bu davaların savcısı olan Zekeriya Öz’e özel zırhlı araç bile vermişti. Müteahhit Ali Ağaoğlu da 17/ 25 Aralık soruşturması patladığı zaman Zekeriya Öz’ün yurtdışı tatilinin masraflarını ödediğini itiraf etmişti. Anlayacağınız açılan Ergenekon ve Balyoz Davasından dolayı Gülen Cemaati ne kadar suçlu ise AKP iktidarı da o kadar suçludur.

Bu davaların bir de basın ayağı vardı biliyorsunuz. Onlar da Ergenekon ve Balyoz Davalarını yasalaştırmak için ellerinden geleni yaptılar. Çok da emek verdiler. Hemen hemen her gün ekranlara çıktıklarında sızdırılan iddianame üzerinden sürekli yorum yaptılar. Özellikle Nagehan Alçı ile Nazlı Ilıcak CNN TÜRK televizyonunda yayınlanan ‘’Dört Bir Taraf’ ’adlı tartışma programında bu davalar da yargılanan yurtsever aydınları darbeci ilan etmişlerdi. Kurulan kumpasları yasalaştırmışlardı. Ergenekon ve Balyoz Davalarında yargılanan emekli ve muvazzaf vatansever askerlerin onurlarını çiğnemişlerdi. Kendilerini yazar olarak niteleyen bu görevli memurlar elbette yalnız değildiler. Arkalarında AKP iktidarı ve Gülen cemaati vardı. Daha da önemlisi arkalarında ülkeyi bölüp parçalamak isteyen ABD ve onunla birlikte işbirliği içinde olan emperyalist ülkeler vardı. Peki, şimdi ne oldu? Bu görevli memurlar iftira attıkları vatansever ve yurtseverlerden özür dileyecekler mi? Bu davalar yüzünden hayatlarını kaybedenlerin ailelerinden özür dileyecekler mi? Hiç sanmam. Çünkü onlara bu görev verildi ve onlar da bu görevi başarı ile tamamladılar.

Şimdi önümüzde yeni bir süreç var. Ergenekon Davası Yargıtay’ın bozmasından sonra tekrar sil baştan yeniden başlayacak. Baştan da söylediğim gibi yeni sürecin hukuki kurallar içinde işleyeceğine dair umudumu koruyorum. Umarım bu davadan yargılanan aydınlarımız en kısa zamanda hak ettikleri adalete kavuşurlar. Bu kumpasları kuranlar da en kısa zamanda hak ettikleri cezayı alırlar.22.04.2016

572 Tıklama Toplam 1 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.