MEDYADAKİ İSTİFA DEPREMLERİ

sait-balci

Açılım politikaları bugünlerde basın dünyasını tamamen sarmış durumda. Bu politikalar yaşamın her alanına da girmiş durumda. Aksi düşünülemezdi zaten. Biraz vatanseverlik, biraz yurtseverlikten bahsettiğiniz anda kapıdasınız demektir. Atatürk’ü bile ağzınıza almanız kovulma sebebiniz olabilir. Hem Atatürk’e Atatürk demeyeceksiniz, Mustafa Kemal diyeceksiniz. Çünkü dönem böyle gerektiriyor. Eğer illaki Atatürk ile ilgili bir şeyler söylemeniz gerekiyorsa hakaret edebileceğinizi söyleyebilirim. Hatta ve hatta laik cumhuriyeti bile eleştirebilirsiniz. Bu konuda hiçbir sakınca yok. Rahat olun. Yeter ki açılım politikalarına ters düşen yazılar yazmayın. Yeter ki ulus devletten söz etmeyin. Yeter ki memleketin birliğinden ve bütünlüğünden söz etmeyin. Yoksa soluğu kapıda alırsınız.

Peki, bu dönemlere nasıl geldik? Bu günlere elbette durduk yere gelmedik. İlk önceleri haber programlarına yandaş gazeteciler akın ettiler. Tartışma programlarına, bilgileri olsun olmasın balıklama atlayarak yorum yapmaya başladılar. Hatta bir aralar spor programlarına bile el attılar. Rasim Ozan Kütahyalıyı sanırım tanıyorsunuzdur. Bir deha olan Rasim Ozan Kütahyalı, hem tartışma programlarına katılıyordu hem de spor programlarına. Ergenekon ve Balyoz Davalarının başladığı günleri anımsayın. Medyayı top yekûn özel yetkili gazeteciler istila etmişlerdi. Ulusal Kanal, Halk TV, Kanal B, Sokak TV ve Artı 1 TV haricinde kalan diğer tüm televizyon kanalları açılım politikalarına endekslenmişlerdi. Açılım politikalarının başladığı günlerde tartışma programlarına en azından bir yurtsever ve aydın bir yazar katılabiliyordu. Bu tartışma programları her ne kadar eşit koşullarda yapılmıyorsa da memleketin birliğini ve bütünlüğünü savunan bir yazar yapılan programlarda yorum yapabiliyordu. Şimdi geldiğimiz noktada ise, Atatürkçü ve laik cumhuriyetten yana olan yazarlar televizyon ekranlarından ve gazetelerden kovulmaya başladı.

Medyadaki istifa depremleri İlk zamanlarda Hürriyet Gazetesi ile başladı dersem sanırım yanılmış sayılmam. Hürriyet Gazetesinden bugüne kadar kimler kovulmadı ki. Hürriyet yazarları kimi zaman iktidar partisini eleştirdikleri için kovuldular, kimi zaman da açılım politikalarını eleştirdikleri için kovuldular. Hürriyet’ten kovulan yazarlar arasında Emin Çölaşan, Bekir Coşkun, Oktay Ekşi, Can Dündar, Uğur Dündar, Özdemir İnce, Soner Yalçın ve en son kovulan yazar olarak da Yılmaz Özdil var. Vatan Gazetesinden de Mustafa Mutlu kovulmuştu. Şimdilerde de bu kovulan yazarlar listesine Habertürk’ten Zafer Arapkirli katıldı. Televizyon ekranlarından daha öncelerden kovulan Çiğdem Anad ve diğerlerini hiç saymıyorum. . Görünen o ki bu istifaların ardı arkası kesilmeyecek. Peki, ne zamana kadar? Bana sorarsanız açılım politikalarını savunmaya başlayana kadar diyebilirim. Bir de sıkı sıkıya iktidar yandaşı olana kadar tabi. Eğer bu noktaya gelmişseniz mesele yok. Çalışın veya çalışmayın hiç sorun yok. Eğer gazetede yazıyorsanız veya televizyonda tartışma programlarına katılıyorsanız muhakkak açılım politikalarını desteklemeniz yeterli. Sonrasında çelin bacağı, gelsin paralar. Oh ne ala memleket. Sizin artık medyada tutunmak diye bir derdiniz de hiç olmaz. Hatta suya sabuna dokunmadan bir gün yazarı olduğunuz gazetenin Genel Yayın Müdürü bile olursunuz. Çünkü bu işler organize işlerdir. Yeter ki vatanın birliği ve bütünlüğünden yana olmayın. Yeter ki laik Cumhuriyeti savunmayın. Yeter ki Atatürkçü olmayın. Gerisi kolay.

Yandaş basında olup bitenler tamam da, peki ulusal basındaki hareketliliğe ne demeli? Cumhuriyet Gazetesinde yaşanmakta olan hareketliliğe ne demeli? Cumhuriyet Gazetesi’nin eski Cumhuriyet olmadığı belli de, bugünlerdeki sert esen rüzgârlara ne demeli? Yeni yapılan transferlere ne demeli? Genel Yayın Yönetmeni olan İbrahim Yıldız’ın kovulmasına ne demeli? Akın Atalay ile Hikmet Çetinkaya’nın kafa kafaya verip gazeteyi tam bir felakete doğru sürüklemesine ne demeli? Belli ki yandaş medyadaki Atatürkçü düşmanlığı Cumhuriyet’i de sarmış. Açılım politikalarından Cumhuriyet’te bu dönemde nasibini almaya başlamış. Hikmet Çetinkaya ile Akın Atalay, gazeteyi şu anki getirdikleri çizgiden dolayı ne kadar övünseler azdır. Okuru olduğum Cumhuriyet’in bu halini inanın görmek istemezdim. Gazete elbette bu hallere durduk yerde gelmedi. Cumhuriyet’in bugünlere gelmesinden İbrahim Yıldız’da birinci derecede sorumludur. Çünkü İbrahim Yıldız’da yaşanmakta olan dönüşüme sessiz kalarak, gazetenin bugünlere gelinmesine büyük katkıları oldu. Eğer siz zamanında gazetenin yörüngesinden çıkarılmasına sessiz kalmışsanız bir gün de sizi sessizce kapının önüne koyuverirler. Çünkü sizin de kullanma miadınız dolmuştur. İbrahim Yıldız’ın tam da geldiği nokta budur.

Cumhuriyet Gazetesinde yaşanmakta olan değişimler elbette İbrahim Yıldız ile sınırlı kalmayacak. İbrahim Yıldız’ın ardından birkaç yazar daha yakın bir zamanda kapıyı görecek. Gazetenin yazarları belki de sıranın kime geleceğini şimdiden düşünmeye başlamışlardır bile. İlk etapta gazeteye yeni gelen yazarlardan Aydın Engin’e tepki veren Mustafa Balbay’ı sayabiliriz. Ancak ben yine de Mustafa Balbay’dan önce sırası gelen başka yazarların olduğunu düşünüyorum. Örneğin Ataol Behramoğlu, Şükran Soner gibi yazarların Mustafa Balbay’ın önünde olduklarını düşünüyorum. Burada senaryo yazdığımı düşünmeyin. Çünkü ‘’Görünen köy kılavuz istemez’ ’Pazartesi günü tekrar görüşmek üzere esen kalın. 12.09.2014

SAİT BALCI

437 Tıklama Toplam 3 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.