FITRATTA, GURBETÇİLERİ AYRIŞTIRMAK DA VARMIŞ

sait-balci
Soma bitti. Madencilerin acıları sarıldı. Sıra Cumhurbaşkanlığı seçimlerine geldi. Meydana gelen maden kazasında ölen işçi sayısı pek netliğe kavuşmadı ama olsun, nasıl olsa bunlar olağan şeyler. Literatürde iş kazası denilen bir olay var. Bunun yapısında fıtratında bunlar var. Meydana gelen maden kazasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın ihmalleri olsa da, fıtratta onların istifası diye bir şey yok. Her ne kadar Faruk Çelik koltuk sevdalısı değiliz demişse de fıtratta böyle bir özeleştirinin yeri de yok. Her ne kadar her iki Bakan istifa yönünde bir eğilim göstermişlerse de fıtrat bunlara müsaade etmez. Hangi durumlarda istifa edileceği de Başbakan’ın fıtratında yazılıdır. Başbakan istifa et derse edilir, etme derse edilmez. Yani elma dersem çık, armut dersem çıkma denilir. Çünkü fıtratta böyle yazılmış. Şimdi kalkıp ta Başbakan’ın fıtratını kaldırıp bir tarafa atacak halimiz yok ya. Ne de olsa koskoca Başbakan’ın fıtratı bu.

Fıtratta, Almanya Başbakan’ı Angela Merkel’in itidal çağrısı yapmasına rağmen konuşma yapmak da varmış. Yoksa koskoca Başbakan nerede ve ne zaman konuşma yapılacağını bilmez mi? Elbette bilir. Ama fıtratta Köln’de konuşma yapılacağı yazılı ise Başbakan ne yapsın? Fıtrata mı karşı gelsin? Bizim evveliyatımızda fıtrata karşı gelmek yok ki. Diyorlar ki Başbakan yine kırdı döktü. Neyi kırdı döktü ya? Maden kazasında ölenlerin sayısını 31 olarak söyledi diyorsanız, geçin onları. Başbakan, Türk İşbirliği ve Koordinasyon tarafından tamamlanan ortak projenin açılış töreninde de ölenlerin sayısını 371 olarak açıklamıştı. Ne var bunda? Ha 31, ha 371. Ne fark eder? Sonuçta her ikisi de aynı kapıya çıkmıyor mu? Literatürde iş kazası denilen bir olay varsa ölü sayısının bir önemi olur mu? Ha literatürde iş kazası denilen bir olay olmamış olsaydı amenna. Hiç kimse kusura bakmasın ama literatürde böyle bir olay var.

Başbakan Köln’de başka neler söyledi? ‘’ Türkiye’deki Gezi olaylarında toplandınız oturdunuz.17 Aralık’ta hopladınız oturdunuz.25 Aralık’ta hopladınız oturdu.’’ Başbakan’ın söyledikleri yalan mı? Memleketin koskoca Başbakan’ının yalan söyleyecek hali yok ya. Gezi Parkı olaylarında toplumun yeşile sahip çıkmasına bütün dünya ülkeleri alkış tutmuşlar. Sanki Başbakan yeşile karşıymış gibi. Her şeyden önce yeşil, AVM yapılacak yerde olmaz. Memleketin gelişmesine katkıda bulunan yerlerde yeşil olmaz. Yeşil dediğiniz şey, orman vasfını yitirmemiş yerlerde olur. Ormanlık alanlar kamu yararı adına devlet büyüklerine ve yandaşlarına tahsis edilecekse oralarda da yeşil olmaz. Yeşil dediğiniz nedir ki? Meydanlar ha yeşil olmuş, ha siyah, ne fark eder? Hem fıtratta da yeşil diye bir şey de yok yani.

Ya 17 Aralık’ta neler oldu dersiniz? Devlet erkânının haberi olmadan adı yolsuzluk ve rüşvet iddialarına konu olan bakanlar üzerinden seçilmiş siyasi bir hükümete darbe yapılmak istenmemiş midir? Yolsuzluk ve rüşvet iddialarının üzerine böyle mi gidilir? Koskoca Başbakan’ın haberi olmadan böyle bir operasyon yapılır mı? Eğer Başbakan dâhil, Bakanlar ile ilgili gerek yolsuzluk, gerek rüşvet ve gerekse evrak da sahtecilik ile ilgili ciddi iddialar varsa, bunlar Başbakan’a bildirilir. Başbakan gereği neyse onu yapar. Yoksa Başbakan bu memlekette bostan korkuluğu mudur? Peki, şimdi 17 Aralık operasyonu ne oldu? Bakanlar hakkında iddia edilen yolsuzluk ve rüşvet suçlamaları söylentiden öteye gidebildi mi? Kayda alındığı iddia edilen ses kayıtları montaj çıkmadı mı? Halk Bankası Genel Müdürünün evinde bulunan paraların cami yapılması için toplanan bağışların olduğu ortaya çıkmadı mı? Ya eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in önüne yatarım diye hitap ettiği Rıza Zarrab’a ne oldu? Rıza, cari açığın yüzde on beşini kapattığı ortaya çıkmadı mı? Bir de bu adamı vergi kaçırıyor diye suçluyorlar. Adam daha ne yapsın ya? Koskoca devletin Bakanına vaktinde işine yetişebilmesi için saat almasında kolaylık göstermiş. Bakandan saatin parasını almış. Sonra da saati getirtmiş. Daha ne? Hem saatin garanti belgesinde Bakan’ın adı da yazıyormuş. Bakan Bey bu belgeleri kürsüden göstere göstere de salladı. Hepsinin belgesi de var işte. Daha ne istiyorsunuz?

Başbakan Köln’de yapmış olduğu konuşmada, ‘’Biz her hangi bir ülkedeki seçimlere müdahale noktasına gidiyor muyuz? Telefon açıp tebrik ediyoruz. Yapmamız gereken saygı duymaktır ‘’ dedi. Ben bu konuda da Başbakan’a yüz de yüz hak veriyorum. Hakikaten Başbakan seçilen Devlet Başkanlarını her zaman tebrik etmiştir. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat, meşru bir Devlet Başkanı olmuş olsaydı Başbakan hiç kuşkusuz onu da tebrik ederdi. Beşar Esat ilk zamanlarda meşru bir devlet başkanıydı ama sonraki yıllarda maalesef meşrutiyetini kaybetti. Dolayısıyla da tebrik edilmeyi artık hak etmiyor. Suriye’de insan kalbi yiyen cihatçılar bile meşrudur ama Beşar Esat maalesef meşru değildir. Bu yüzden tebrik edilmeyi hiç hak etmiyor. Keza eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin de son yıllarında meşrutiyetini kaybetmişti. Eski Libya Devlet Başkanı olan Muammer Kaddafi de öyle. Hani bu devlet başkanları meşrutiyetlerini kaybetmemiş olsaydılar Başbakan tarafından hem tebrik edilirlerdi, hem de iç işlerine karışılmazdı.26.05.2014

SAİT BALCI

492 Tıklama Toplam 9 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.