PİŞKİNLİĞİN BU KADARI DEMOKRASİYE FAZLA

sait-balci
30 Mart Pazar günü yapılacak olan yerel seçimlere dört gün kala internete yeni bir ses kaydı daha düştü. 25 Mart’ta da bir kaset bekleniyordu. Ancak 25 Mart’ta bildiğim kadarı ile herhangi kaset düşmemişti. Bu kaset beklenen kaset mi, değil mi bilmiyorum. Bildiğim ise bu ses kaydının da bayağı yankı uyandıracağı. Çünkü internete düşen bu ses kaydında Başbakan, dönemim Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’a düzenlenen kaset tezgâhını düzenleyen olarak görünüyor. Montaj mıdır, sontaj mıdır bilemem. Başbakan, hazır cevap montaj olduğunu söyledi. Ancak Başbakan’ın açıklamaları yine tatminkâr değil. Kamuoyunun beklediği açıklama değil. Dolayısıyla Başbakan bu ses kaydını da önemsemediği anlaşılıyor. Zaten Başbakan şu ana dek yayınlanmış olan kasetlerin hiç birini önemsemedi. Hiç birinden dolayı özür dilemedi. Kimine montaj dedi. Kimine ise ‘’Kriptolu telefonlarımı bile dinlemişler’’ diyerek ses kayıtlarında geçen konuşmaların kendine ait olduğunu itiraf etti. Ancak ne hikmetse itiraf etmiş olduğu ses kayıtlarından dolayı bir tane özür bile dilemedi.

Başbakan kasetleri yayanlara ‘’Haşhaşiler’’ dedi.’’ Örgüt bunlar örgüt’’ dedi. Başbakan bana göre ses kayıtlarını sızdıranlara verdiği tepki konusunda kendine göre haklı. Neden mi? Çünkü bir zamanlar kader ortaklarıydılar. İktidarı birlikte ele geçirmişlerdi. Memleketin anasını birlikte ağlatmışlardı. Yani iyi günde ve kötü günde birlikte olmuşlardı. Yağan yağmurlarda birlikte ıslanmışlardı. Bunca birlik ve beraberlikten sonra insanın birden bire kendini siyaset arenasında yapa yalnız kalıvermesi oldukça zor olmalı. İşte şimdi Başbakan bu yalnızlığı yaşıyor. Bir zamanların beraberliğine şimdi gölge düşmüş durumda. Peki, Başbakan’ın geldiği durum ile kendisinin suçu yok mu? Elbette var. Eğer siz kader birliği yaptığınız bir insana ‘’haşhaşi’’ derseniz, ona hakaretler yağdırırsanız, onu düşman ilan ederseniz o da size sırtını çeviriverir. Bundan sonra dişlerini göstermeye başlar. Eğer siz de ‘’sütten çıkma ak kaşık’’ değilseniz hepten yanarsınız. Bir anda kirli çamaşırlarınızın ortaya dökülüverdiğini görürsünüz. Şu anda yayınlanmakta olan ses kayıtları bunlara en güzel örneği oluşturuyor. Artık montaj da deseniz, bana ait değil de deseniz, size partililerinizden başka hiç kimse inanmaz. Partilileriniz kendilerine sığınacak bir liman bulsalar onları da ikna edemezsiniz ama şimdilik geçici olarak size sığınmak zorunda olduklarından inanmış gibi görünürler. Çünkü şimdilik gidebilecekleri herhangi bir yer yoktur. Gemileri de yakmış olduklarından zor durumdadırlar. Bu yüzden her halükarda size inanmak zorundadırlar. Ancak bu durum gerçeklerin açığa çıkmasını engellemez.

Peki, böylesine zor durumlarda ne yapılmalıdır? Avrupalı Devletlerin seçilmişleri böylesine durumlarda derhal istifa ederler. Çünkü oralarda demokrasi vardır. Temiz toplum vardır. Halka saygı vardır. Böyle bir durum karşısında seçimle iktidara gelen partili ‘’Ben milli iradeyi yansıtıyorum’’ diyerek koltuğa yapışıp kalmaz. Çünkü halk hiç kimseye yolsuzluk yapması için, sağdan soldan rüşvet alması için oy vermez. Oy pusulalarının üzerinde ‘’yolsuzluk ve rüşvet durumlarında da geçerlidir’’ diye bir not yoktur. Eğer bir ülke demokrasi ile yönetiliyorsa, iktidar gelenler şahsi çıkarların yerine toplumsal çıkarları gözetmek zorundadırlar. Bireysel çıkarların yerine, ülkenin menfaatlerini gözetmek zorundadırlar. Seçimler sonrası Türkiye Büyük Millet Meclisinde bunun için yemin edilir. Eğer adı yolsuzluğa ve rüşvete karışmış olan iktidar partisi için halk oylamasına gidilmiş olsa halkın vermiş olduğu mührü geri alır. Eğer demokrasi ile yönetilmiyorsak o zaman iş başka.

Bir ülkenin iktidar partisi, yolsuzluk ve rüşvet skandalına adı karışmış olmasına rağmen halen daha istifa etmemişse o ülkede demokrasinin varlığından söz edilebilir mi? İnsanlar sorgusuz sualsiz Balyoz ve Ergenekon Davaları adı altında gece yarıları Silivri zindanlarına atılıyorsa o ülkede ileri demokrasi olabilir mi? Basın ve medyaya sistematik bir baskı uygulanıyorsa o ülkede basın özgürlüğünden söz edilebilir mi? Muhalefet partililerine söz hakkı veriyor diye televizyon kanallarının yöneticilerine fırçalar atılıyorsa o ülkede bağımsız yayıncılık yapılabilir mi? Emekli olmuş bir Genel Kurmay Başkanı terörist muamelesi ile zindanlara atılıyorsa o ülkenin ordusu hangi şevk ve heyecanla ülkesini dış tehditlere karşı koruyabilir?

Hepsini geçtim. Bir ülkenin Başbakan’ı rakibi olan diğer bir siyasi partinin Genel Başkanını ayak oyunları ile yenmeyi düşünmeye başlamışsa o ülkede demokrasiden söz edilemez. Muhalefetin varlığından rahatsız olan bir Başbakan olamaz. Çağdaş ülkelerde böyle bir anlayışla ülke yönetilemez. Devlet hiç kimsenin çiftliği değildir. Ülkeyi yönetmeye talip olanlar seçimle iş başına gelirler, seçimle de iş başından giderler. Ancak iktidarları döneminde, ayak oyunları ve hile ile muhalefet partilerini halkın gözü önünde güvensiz konuma düşürerek halkı kandırmışlarsa ve bu durumda açığa çıkmışsa Avrupalı Devletlerde olduğu gibi derhal istifa etmeleri gerekir. Çünkü siyaset böyle bir kirliliği kaldırmaz. Temizlenmenin yolu da istifa mekanizmasıdır. İstifa etmek de bir erdemdir. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. 27.03.2014

SAİT BALCI

554 Tıklama Toplam 3 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.