WOLFOWİTZ Mİ, ABRAMOWİTZ Mİ YOKSA CÜNEYT ZABSU MU?

sait-balci
Memleket yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ile çalkalanırken geçenlerde ABD Başkanı Obama’ya Başbakan Erdoğan hakkında bir mektup yazıldı. Mektubu yazanlar arasında ABD’nin Cumhuriyetçi ve Demokrat Partinin önde gelenleri de bulunuyor. Mektubu aralarında Büyükelçi ve Milletvekillerinde bulunduğu toplam 80 kişi imzalamış. Başkan Obama’ya yazılan bu mektup bana Başbakan’ın, dönemin ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e 4 Kasım 2010 Tarihinde yazmış olduğu mektubu anımsattı. Yani iktidara gelmek isteyen de iktidardan indirmek isteyen de çareyi ABD ‘ye mektup yazmakta buluyor. Bu mektupları okudukça yerel ve genel seçimlerde oy kullanan seçmenlerin ülke siyasetinde hiç mi önemi yok diye de düşünmeden edemiyorum. Madem iktidara gelecek olan siyasi partiler seçmenlerin inisiyatifinde değilse o zaman boşuna olmayan demokrasinin nutuklarını atmaya gerek yok. İleri demokrasiyi ise hiç konuşmaya gerek yok.

ABD’nin önemli şahsiyetlerinin Obama’ya yazmış oldukları mektuba değinmeden önce Başbakan Erdoğan’ın dönemin ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e 4 Kasım 2010 Tarihinde yazmış olduğu mektuba değineceğim. Başbakan Erdoğan yazmış olduğu mektupta Poul Wolfowitz’den 2002 Genel seçim sonuçlarının Türk Ordusunun rahatsız olmuş olabileceğini düşünerek bu konuda dönemin Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök ile görüşme yapmak için yardım istiyor. Yani seçim kazanmış bir siyasi partinin Genel Başkanı Genel Kurmay Başkanı ile görüşmek için ABD’den yardım istiyor. Sanki komşu bir ülkenin Genel Kurmay Başkanı ile görüşmek istermiş gibi. Zamanında kendi Genel Kurmay Başkanı ile görüşmek için bile ABD’yi devreye sokan bir Başbakan’ın şimdilerde gerek Gezi Parkı eylemleri sırasında gerekse yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarından dolayı dış basını ve Avrupalı bürokratlara ‘’dış mihraklar’’ demesi ne kadar doğru olur? Eğer siz dış mihraklar diye çıkıştığınız bu çevrelerden zamanında destek ve yardım almış iseniz onlarında şimdi sizi uyguladığınız politikalar konusunda uyarma haklarının olduğunu kabul etmelisiniz. Yoksa bu çevreler işinize geldiği zaman stratejik ortak olacaklar, işinize gelmediği zaman da dış mihraklar olacaklar öyle mi? Kusura bakmayın efendiler ama dünyanın en akıllısı siz değilsiniz.

Başbakan Erdoğan’ın dönemin ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e yazdığı mektubu Star Gazetesinden Hayrullah Mahmut, 17 Ocak 2004 Tarihinde kendi köşesinde yayınlamış. Başbakan yayınlanan bu mektubu yalanlamadığına göre demek ki bu mektup yazılmış. Yine basına yansıyan haberlere göre dönemim Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün Gülen Cemaati ile yakın ilişkileri olduğu yazılmıştı. Şimdi işin püf noktasına gelelim. Madem Başbakan Gülen Cemaati’nin desteği ile birlikte iktidara gelmişse o zaman neden Hilmi Özkök ile görüşme yapmayı Gülen Cemaatinden değil de Paul Wolfowitz’den talep ediyor? Yoksa Başbakan’ın ta o sıralarda da iktidar ortağı olan Gülen Cemaati ile arasında mesafe mi vardı? Yoksa Başbakan ta o sıralarda bile iktidarını Gülen Cemaatinden çok ABD ile mi paylaşmayı daha uygun görüyordu?

Şimdi gelelim ABD’nin önde gelen Büyükelçileri ile eski Senatör ve Milletvekillerinin Obama’ya Başbakan hakkında yazmış oldukları mektuba. İçlerinde birçok eski senatör ve Milletvekilleri ve ülkemizde görev yapmış olan eski Büyükelçiler, Gezi Parkı protestolarına katılan eylemcilere iktidarın sert tepki verdiğini yazmışlar. Başbakan Erdoğan’ın bu eylemler karşısında takındığı tavrı, 17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk operasyonu karşısında binlerce polisi ve savcının görev yerlerini değiştirdiğini ve HSYK’yı kendine bağladığını ve internete oto sansür uygulayarak olup bitenlerden toplumun bilgilenmesinin önüne geçmeye çalıştığına değinmişler. Ayrıca bu yolla ‘’güçler ayrılığı ve özgürlüklerin yok edinildiğini dile getirmişler. Bu mektubu önemli kılan bir başka husus ise imzacılar arasında Demokrat ve Cumhuriyetçi ayrımı olmadığıdır. Yani ABD politikasına yön veren iki önemli siyasi partinin kişileri de bu mektubu ortaklaşa hazırlayıp imzalamışlar. İmzacılar arasında Obama yönetiminin ilk Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın siyasi planlama direktörü Anne – Marie Slaughter ve Obama’ya yakınlığı ile bilinen Center For American Progress’deki Türkiye uzmanı Michael Werz de var. ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi Morton I. Abramowitz var. Ayrıca Cumhuriyetçi Başkan George Bush’un kıdemli Ortadoğu danışmanı Elliott Abrams da var. Siyasetçi uzmanlarından Freedom House gibi uluslararası bilinirliğe sahip bürokratlar var.

Şimdi artık sadede geliyorum. ABD’nin Irak’ı işgali sırasında Amerikan Ordusunun Türk topraklarından geçişi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan oylama neticesinde reddedilmişti. Bu gelişme sonrası ABD, Başbakan Erdoğan’ı çizmişti. Fakat o sıra Cüneyt Zapsu devreye girmiş ve basına yansıdığı şekli ile ‘’süpürmeyin kullanın ‘’ demişti. Şimdi merak ettiğim konu, Obama’nın kendisine mektup yazan Büyükelçiler, Milletvekilleri düşünce kuruluşlarının önemli isimlerinin de imzalamış oldukları mektubu mu dikkate alır, yoksa Cüneyt Zapsu’nun akıl veren önerisini mi? Bu arada ABD’ye yakın işbirliği içinde olan Fethullah Gülen gerçeğini de unutmamak lazım. 07.03.2014

SAİT BALCI

508 Tıklama Toplam 1 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.