TAZMİNAT, ERGENEKON VE BALYOZ HAKİMLERİNE DE AÇILABİLECEK Mİ?

sait-balci
Ergenekon ve Balyoz Davaları başlanmadan önce bu davalara bakan hakimlerin yanlış kararlarına karşı açılabilecek Tazminat Davaları ancak devlete karşı açılabileceği hükme bağlanmıştı. Böylelikle gerek Ergenekon, gerekse Balyoz Davalarına bakan hâkimlerin rahat hareket etmelerinin önünü açmışlardı. Hal böyle olunca uydurma darbe planları ortaya atılarak Türk Ordusunun emekli ve muvazzaf subayları zindanlara atıldı. Aynı zamanda bu davanın sivil tarafını da Ergenekon Davası ile doldurdular. Bu Dava ile memlekette ne kadar aydın, gazeteci, akademisyen, yazar ve sanatçı varsa onları Silivri zindanlarına attılar. Ordunun kozmik odasını deşifre ettiler. Bütün dünyanın gözü önünde Türk Ordusunu dağıttılar. Onurlarını ayaklar altına aldılar. Terfi bekleyen komutanlarla adeta alay ettiler. ‘’İyi ki bu ordu ile savaşa girmemişiz’’ gibi söylemlerle adeta düşmanlarımızı çatlattılar. Tarihte kendi ordusunu bu derece esir alan bir devlet herhalde yoktur. Türk Ordusuna bu kumpaslar kurulurken aynı zamanda olası Suriye savaşı için planlar yapılıyordu. Eğer Suriye’ye savaş açılmış olsaydı Türk Ordusunun geldiği durum çok daha iyi anlaşılacaktı. Yatıp kalkalım da olası savaşı engelleyen Rusya’ya hayır dua edelim. Yoksa az daha leyleği havada görecektik.

Türk Ordusunun emekli ve muvazzaf komutanları esir alınırken Başbakan bilmiyor muydu kurulan kumpasları? Elbette biliyordu. Dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal bu davaların avukatıyım derken Başbakan da savcısıyım demiyor muydu? Yargı bağımsız ve tarafsızdır demiyor muydu? Yargılamaya müdahale etmek doğru değil demiyor muydu? Elbette diyordu. Başbakan elbette o dönemlerde Türk Ordusuna ve aydınlara kumpas kurulduğunu çok iyi biliyordu. Ancak o zamanlarda Cemaati’n elinde bulunan yargı kendisine dokunmadığı için ses çıkarmıyordu. O dönemlerde yargının tarafsız ve bağımsız olmadığını sağır sultan bile biliyordu. Başbakan da gayet iyi biliyordu. Ama o dönemlerde Türk Ordusunun emekli ve muvazzaf subayları ile yurtsever aydınların esir alınmasından dolayı intikam almanın keyfi çıkardılar. Hırsızlardan, tecavüzcülerden, teröristlerden gizli tanıklar yaptılar. Bu hukuksuz uygulamaları yaparlarken hiç birinin vicdanı bile sızlamadı.

Ancak ne zaman yargının oku kendilerine döndü o zaman ayaklandılar. Milli İstihbarat Teşkilatının müsteşarı ve birkaç çalışanı ifadeye çağrıldığı zaman yattıkları kış uykusundan uyandılar. Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını bir kenara atıp çıkardıkları kişiye özel kanunla Milli İstihbarat Teşkilatını korumaya aldılar. Ancak her nedense Ergenekon Davasından rahatsızlığına rağmen eski Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan’ı korumaya almayı düşünmediler. 25.Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ ile bir dönem görev yaptılar ama Balyoz Davasından tutuklanması karşısında korumaya almaya hiç düşünmediler. Şimdilerde halen içerde haksız yere yatanların olduğunu itiraf ettiler ama onları da korumaya almayı düşünmediler. Yani yargının oku ne zaman kendilerine yönelmişse o zaman yargı bağımlı ve taraflı oldu. Bu ne biçim yargıysa okun ucu Türk Ordusuna ve aydınlara yöneldiği zaman tarafsız ve bağımsız oldu.

Tarafsız ve bağımsız olan yargı şimdilerde okunu tekrar Başbakan’a doğru çevirdi ya işte şimdi yine yargı bağımlı ve taraflı oldu. Aynı zamanda adı ‘’Paralel Devlet ‘’oldu. Örgüt oldu. Haşhaşiler oldu. Yani anlayacağınız geçmiş dönemlerde kader birliği yaptıkları Gülen Cemaati bir günde paralel devlet oldu çıktı. Birlikte Türk Ordusundan intikam aldıkları günler bitti. Yurtsever aydınlardan birlikte intikam aldıkları günler bitti. Peki, neden bitti? Bu balayı neden sona erdi?

Şimdi biraz da bu konulara değinelim isterseniz. Öncelikle ayrışma ‘’Açılım Politikaları’ ’ile başladı. Cemaat Başbakan’ın açılım politikalarını hiçbir zaman benimsemedi. Cemaat üstüne üstlük ‘’KCK Davaları ile bu niyetini açıkça belli etti. Diğer taraftan da Açılım politikalarının devamı olan ‘’Oslo Görüşmeleri’ ’ile ‘’İmralı Tutanaklarını’’ deşifre ederek Başbakan’a gözdağı verdiler. Oslo Görüşmelerini yürüten Milli İstihbarat Teşkilatının personelinin soruşturulmak istenmesi de bu yüzdendi. Cemaati’n bu hamlelerine karşı Başbakan’da dershaneleri kaldırma kozunu kullandı. İşte ne olduysa bu anda oldu. Öteden beri iktidar partisinin Bakanlarını yolsuzluklarını takip eden Cemaat, Başbakan’ın dershane atağına 17 Aralık Operasyonu ile yanıt verdi. Bu anda Başbakan ile Cemaat arasındaki bütün ipler koptu. Başbakan Bakan çocuklarının da adı karıştığı rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasından çıkmak için Cemaati itibarsızlaştırmaya başladı. Cemaatin elinde bulunan yargı ve emniyet personelini dağıttı. Ellerindeki dosyaları aldı. Emniyet görevlilerini ve yargı personelini kendine yakın olanlardan atadı. Başbakan bu hamlelerden sonra şimdi de hâkimlere vermiş olduğu kalkanı geri almanın planlarını yapıyor. Yani hâkimlerin vermiş olduğu hatalı kararlara karşı açılacak tazminat davalarını yeniden eskiden olduğu gibi yine hâkimlere karşı açılabilmesinin önünü açıyor.

Tazminat davaları bugüne kadar eskiden olduğu gibi yine hakimlere açılmaya devam etmiş olsaydı bugün Türk Ordusunun emekli ve muvazzaf komutanları esir alınamayacaktı. Yurtsever aydınlar haksız yer tutuklanmayacaktı. Kuddisi Oktar ölmeyecekti. Profesör Doktor Fatih Hilmioğlu şu an cezaevinde kanser hastalığına yakalanmamış olacaktı. Şimdi benim merak ettiğim konu ise tazminat davaları geçmişe yönelik uygulanıp uygulanmayacağıdır. Eğer bu düzenleme bu davalara uygulanmayacaksa hiçbir anlamı olmayacaktır. Ve Ergenekon ve Balyoz Davalarında verilmiş olan keyfi kararlar bu davalara bakanların yanına kar olarak kalacaktır. 05.02.2014

SAİT BALCI

456 Tıklama Toplam 1 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.