BİRİNCİ RAUND: G – 20 ZİRVESİ

sait-balci
St. Petersburg’da dün başlayan G–20 Zirvesi öncesi olası savaşın tarafları son hamlelerini yaptılar. ABD’nin Suriye saldırısı gecikince boşluğu İsrail doldurdu. Ancak İsrail’in füzesi de denize düştü. Rusya bu hamleyi anında gördü ve ABD’yi uyardı. ABD ise Britanya’nın Suriye saldırısı için meclisten izin çıkartamamasından dolayı yalnız kalmıştı. ABD bu kargaşa içinde füze saldırısını yalanlamak zorunda kaldı. Fransa zaten güven vermiyor. Almanya ise hiç ortalıkta görünmüyor. Geriye kala kala İsrail ile biz kaldık desek yanılmış sayılmam. Açıkçası söylemek gerekirse ‘’Suriye’ye yapılacak olan her türlü saldırı için ‘’biz hazırız’’ diyen Başbakan haricinde hiç kimse açıktan ABD’nin savaş politikasının yanında yer alamadı. Hani biz bölgenin efesiyiz ya o yüzden. İsrail bile açıktan savaşın tarafı olmak istemediği kesin. İsrail bu yüzden saldırıyı ABD ile bizim gerçekleştirmemizi istiyor. Yani suya sabuna fazla dokunmadan düzenlenecek saldırının otomatikman galibi olmak istiyor. Yoksa dibinde Hizbullah ve İran’ın hedefi olmak istemez. Ancak buna rağmen yine de ABD’nin talimatı ile Suriye’ye füze denemesi yapmaktan da geri kalmadı.
ABD Senato’dan Suriye’ye saldırı izni için uğraşırken NATO Genel Sekreteri Rasmussen bile yan çizdi. Rasmussen, Suriye’ye yapılacak olan saldırıyı ülkemizin gerçekleştirmesini istiyormuş. Yani NATO’yu devre dışı bırakmak istiyor. Rasmussen ‘’ Türkiye’ye yapılacak olan saldırı NATO’ya yapılmış sayılır’’ diyerek de kendi aklınca bize gaz veriyor. Başbakan bu gaza gelmemiş bile olsa zaten öteden beri Suriye’ye girmek için can atıyor. Aslında Başbakan’ın gaza ihtiyacı da yok hani. Çünkü Başbakan, sonbahar için yeterince gaz stoku yapmış. Yeni Toma siparişlerini de vermiş. Savaş uçağı kullanacak yeteri derecede pilot kalmadığına göre belki de Suriye’ye bu Tomoları gönderir.

Rasmussen’e ‘’Türkiye’ye yapılacak olan saldırının NATO’ya karşı yapılmış sayılacağı’’ sözüne karşılık Suriye’ye yapılacak olan saldırının da kime karşı yapılmış olacağını da sormak gerekiyor. Öyle ya bize yapılacak olan bir saldırı NATO’ya yapılmış sayılacağına göre Suriye’ye yapılacak olan saldırı da Rusya’ya, İran’a, Irak’a ve Çin’e yapılmış sayılmaz mı? Peki, sizce hangisi daha ağır basar? Suriye’ye yapılacak olan saldırıda hiçbir Amerikan askerinin kullanılmayacağını ve Amerikan askerlerinin Suriye topraklarına hiçbir şekilde ayak basmayacağını ilan eden Obama bizi düşünür mü? Obama, yapılacak olan saldırının sınırlı olacağını söylemesine rağmen ‘’gir çık olmaz. Esad rejimi devrilene kadar saldırı devam etmelidir ‘’ diyen Başbakan’ı mı, yoksa ABD’nin bölge çıkarlarını mı düşünür? Britanya’nın durumu ise malum bildiğiniz üzere vahim durumda. Fransa ise Med cezir’i oynuyor. Bunlara karşın ise Suriye’nin dostları dimdik ayaktalar. İran öteden beri ABD’yi uyarıyor. Keza Irak’ta, Suriye’ye bir dış müdahale yapılmasını istemiyor. Rusya zaten öteden beri Birleşmiş Milletler Örgütünün daimi üyesi olarak Suriye’nin talan edilmesinin önündeki en büyük engel. Rusya Birleşmiş Milletler Örgütü’nde verdiği mücadele ile kalmıyor aynı zamanda Akdeniz’e savaş gemileri de gönderiyor. Rusya yine, Suriye’ye olası saldırı için ortaya atılan kimyasal silahlar ile ilgili elde olan bulguların Birleşmiş Milletler Örgütü’ne teslim edilmesini şart koşuyor. Yani kimyasal silahların kullanıldığının kanıtlanmasına kadar Suriye’ye saldırılmasına müsaade etmeyeceğinin sinyallerini veriyor. Çin ise genel anlamda sessiz kalmakla birlikte Birleşmiş Milletler Örgütünde Rusya ile beraber hareket ederek ABD ile birlikte hareket eden savaş çığırtkanlarının hesaplarını alt üst ediyor. Şimdi söyler misiniz hangi ittifak daha güçlü?

G–20 Zirvesine Suriye’ye yapılacak olan olası saldırının damgasını vurması beklenirken aynı zamanda ABD ile Rusya arasındaki ikinci sorun olan Snowden meselesi de en önemli gündemini oluşturacak. ABD bu sorunun başlangıcından bu yana Rusya’ya büyük bir tavır sergilemişti. Ancak Rusya hiçbir tehditti dikkate almadan Snowden’e Rusya’da yaşama vizesi vermişti. Bu konu dün yapılan ve bugün yapılacak olan zirvenin en önemli konuları arasında yer alıyor.

Başbakan ise G – 20 Zirvesinde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın kimyasal silah kullandığına dair kanıtları pazarlık meselesi yapacakmış. Birleşmiş Milletler Örgütü bile bizzat Suriye’ye giderek yapmış olduğu araştırmaları sonucu için iki haftalık süre öngörürken Başbakan ne zaman ve nasıl kanıt topladı ben pek anlayamadım. Eğer kanıt toplamak bu kadar basitse Birleşmiş Milletler Örgütü bu işi bilmiyor demektir. Eğer Başbakan’ın elindeki kanıtlar El Kaide’nin Suriye kolu olan El Nusra Cephesinin kanıtları ise şimdiden Başbakan’ın kanıtlarını hiç kimsenin dikkate alacağını sanmıyorum. Eğer El Nusra Cephesinin kanıtları dikkate alınacak ise Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın topladığı kanıtlar da dikkate alınmalıdır. Yok, eğer Beşar Esad’ın kanıtları dikkate alınmayacak ise Başbakan’ın elindeki kanıtların da hiçbir değeri olmaz. Zaten bu tür durumlarda savaşan tarafların yerine Birleşmiş Milletler Örgütü’nün görevlendirdiği denetim personelinin raporları dikkate alınır. Yok, eğer Birleşmiş Milletler Örgütü’nün raporuna itibar edilmeyecek ise bilinmelidir ki Irak’tan sonra şimdi de Suriye’de de ikinci Powell yalanı yaşanacak demektir. ABD her ne kadar Suriye’ye karşı yapılacak olan olası saldırı için Senato’dan yetki de alsa bu yetki, ABD’yi uluslararası kamuoyunda hiçbir zaman haklı çıkarmaz. 06.09.2013

SAİT BALCI

489 Tıklama Toplam 1 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.