SONUN BAŞLANGICINDAYIZ

sait-balciUzun zamandır Gezi Parkı ve Taksim direnişleri üzerine yazıyorum. Bugünkü yazımı farlı bir konuya ayırmak istedim ama başaramadım. Kalemin yine ülkemizin dört bir tarafını saran Gezi Parkı eylemlerine takıldı. Böyle giderse uzunca bir süre bu konuda yazmaya devam edeceğimi sanıyorum. Çünkü Gezi Parkı ve Taksim eylemleri ruhuma işlemiş.

Cumhuriyet Mitinglerini saymazsak bu dönemde halkın ilk defa siyasi iktidara karşı bu derecede protesto eylemlerine katıldığını görüyoruz. İktidar Partisinin on yıllık hükümranlık döneminin çatırdadığına tanık oluyoruz. Bu iyi bir şey mi derseniz evet derim. Yeliz’de hep bu soruyu sorardı. Memleketimin insanları uyanıyor mu derseniz yine evet derim. Taksim ve Gezi parkında gösterilere katılan eylemcilere çapulcu deniyor ama halkın çoktan çapulcu olmaya razı olduğu görülüyor. Dolayısıyla Gezi Parkı ve Taksim direnişlerinin sonun başlangıcının ateşini yaktığını söylersem yanılmış sayılmam. Başbakan kabul etsin veya etmesin 31 Mayıs artık yani dönemin başlangıcıdır. Tarih geriye de işlemeyeceğine göre siyasi iktidar her geçen dakika freni boşalmış kamyonet gibi hızla sona doğu koşuyor. Söz konusu durumu normale dönüştürmek için yapılmakta olan Milli İrade Mitingleri de işe yaramayacaktır. Yapılmakta olan bu Mitingler Başbakan’a sadece geçici bir moral kaynağı olmaktadır. Medyada çıkan haberlere göre mitinglere katılan kamu görevlilerinin şantajla alanlara getirildiğini de üstüne koyduğumuz zaman siyasi iktidarın ne derecede itibar kaybettiğini anlamamız hiç de zor olmasa gerek.

Son zamanlarda yapılmış olan anketlere baktığımız zaman da iktidarın güvenirliliğini yitirdiğini söyleyebiliriz. Bu durum elbette Başbakan’ın gözünden kaçmıyor. Başbakan zaten bu yüzden genel seçimleri yerel seçimler ile birleştirmek istiyor. Yani daha fazla dağılmadan Mart ayında güven tazelemek istiyor. Başbakan bugüne dek her ne kadar önyargılı olarak seçimlerin her zaman zamanında yapılacağını söylemişse de artık durumlar eskisi gibi değil. Başbakan da bu durumu en iyi şekilde görüyor. Ancak gelinen notada da yapılacak pek bir şey de yok. Yani maçın uzatmalarına geçilmiş durumda. Başbakan bu yüzden eski söylemlerini yemek zorunda kalıyor. O çok eleştirdiği iktidarlardan da pek bir farkı kalmadığını gayet iyi görüyor. İşte bu yüzden genel seçimleri yerel seçimlerle birleştirmek istiyor. Yani son bir hamle daha atmak istiyor. Ancak gelişmelere baktığımız zaman bu son çırpınışların da pek bir işe yarayacağını sanmıyorum. Başbakan bu yüzden son günlerde oldukça gergin görünüyor. Bu yüzden konuşmalarına yansıyan ötekileştirdiği halk kitlelerine öfke duyuyor. Gezi Parkı ve Taksim direnişlerinin yerini alan ‘’duran adamlara’’ öfke saçıyor.

Siyasi iktidarın gidişatını hızlandıran en önemli etken ise ekonomidir. Atalarımız ‘’her şeyin başı sağlık’’ demişler ama Başbakan’a göre her şeyin başı ekonomidir. Bence de her şeyin başı ekonomidir. ABD Merkez Bankası FED ’in sıcak parayı kesme takvimi son günlerde zaten piyasaları allak bullak etmişti. Dolar uzun bir süreden sonra şaha kalktı. IMF’ye olan borcumuzun son diliminin de ödendiğine dair atılan nutukların şimdi ne kadar anlamsız olduğunu görülüyor. Ekonomin ne derece kırılgan bir yapıda olduğunu şimdi fark ediliyor. Eğer şimdi güçlü bir ekonomiye sahip olmuş olsaydık Merkez Bankasının döviz piyasalarına yapmış olduğu müdahaleler kısa zamanda etkisini gösterirdi. Demek ki kırılgan bir yapıdayız ki döviz kurlarına yapılan müdahaleler eskisi gibi etki yapmıyor. Bu durumda yabancı yatırımcılar borsadan çıkıp dövize ve yükselen faize yöneliyorlar. Bu durumun işaretleri de alınmaya başladı.

Olumsuzluklar salt ekonomi ile de sınırlı değil ne yazık ki. 31 Mayıs Gezi Parkı direnişi ile başlayan eylemler Avrupa Birliği Ülkelerini de tedirgin etmiş durumda. Her seçim dönemi AKP İktidarına verilen desteğin bundan böyle kesildiği anlaşılıyor. Sanıyorum Avrupa Birliği ülkeleri siyasi iktidarın bugüne kadar demokratik adımlar konusunda kendilerini kandırdığını anlamış olmamalılar. Gezi Parkı ve Taksim Direnişlerinde protesto eylemlerine katılan eylemcilere polisin ileri demokrasi adına sıktığı su ve gazın farkına varmış olmalılar. Alman Yeşiller Partisi Eş Başkanı Claudıa Roth’da bizzat polisin sıkmış olduğu biber gazını tadanlardan oldu. NTV Televizyonu ülkenin dört bir yanında süren eylemleri kendi ekranından yayınlamadığı gibi BBC’ye de aktarmadı. Bunun sonucu olarak BBC Televizyonu NTV’yi ülkemiz ortaklığını askıya aldı. Ancak bu karar siyasi iktidara göbekten bağlı olan Ferit Şahenk’i etkilemiş sayılmaz. Çünkü Ferit Şahenk’in ruhunda, habercilik değil iş takibi önemlidir. Siyasi iktidardan alınacak ihaleler önemlidir.

Gezi Parkı ve Taksim direnişlerini gören Birleşmiş Milletler Örgütü ’de Başbakan’ı uyarmaktan geri kalmadı. Ancak Suriye’ye yapılacak dış müdahale konusunda Birleşmiş Milletleri ikna edemeyen Başbakan’ın şimdi kalkıp bu örgütün uyarılarını dikkate alacağı beklenemezdi. Birleşmiş Milletler örgütünü de ukalaya almayan Başbakan giderayak ülkemizi yalnızlığa doğru sürüklemektedir. Avrupa Birliği Baş Müzakerecisi Egemen Bağış’ın Almaya Başbakan’ı Angela Merkel’e yaptığı eleştirileri de dikkate aldığımız zaman Avrupa’dan hızla kopmakta olduğumuz anlaşılıyor. Avrupa Birliği Baş Müzakerecisi Egemen Bağış’ın durumu tamir etmek yerine aynı Başbakan’ın konuşma tonu ile Angela Merkel’i eleştirmesi Avrupa defterinin kapandığı yorumlarına neden olmaktadır. Esasen zaten bugüne kadar Avrupa Birliği konusunda bir arpa boyu yol kat edememişsek bunun sorumlusu da maalesef Egemen Bağış’tır. Bu olumsuzlukları üst üste koyduğumuz zaman tamir edilmesi oldukça zor bir sürece doğru yol almaktayız. Bu dönem içinde ekonomisi sıcak paranın çıkışıyla birlikte Avrupa defterlerinin de kapanmakta olduğuna göre bundan böyle uzaylılar ile müzakere edemeyeceğimize göre yolun sonuna yaklaşmış olduğumuzu söyleyebiliriz. 24.06.2013

SAİT BALCI

546 Tıklama Toplam 3 Tıklama bugün

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.